Kişilerin münferit bireyler halindeyken yapmayacakları, akılsızca veya ahlaksızca bulacakları davranışları kitle psikolojisine kapılarak yapabildiği, dünyanın birçok yerinde yaşanan farklı olaylar ile tecrübe edilmiştir. Bu yazıda da Gabriel Garcia Marquez’in Kırmızı Pazartesi adlı eseri, kitle psikolojisi kapsamında ele alınmıştır. Marquez kitapta, küçükken yaşadığı kasabada şahit olduğu bir cinayeti anlatmıştır. Bahis konusu cinayet, tüm kasaba halkı tarafından bilinmesine rağmen kimse cinayete engel ol(a)mamıştır. Bunun en önemli sebeplerinden biri cinayetin yalnızca bir cinayet değil namus cinayeti olmasıdır. Dolayısıyla roman, üzerinde konsensüs sağlanan bir toplumsal değer söz konusu olduğu zaman bireylerin nasıl kör ve sağır rolü yapabildiğini gözler önüne sermektedir.
Olay
Piskoposun kasabaya geleceği gün, Santiago Nasar da herkes gibi erkenden uyandı. Beyaz keten kıyafetlerini giydi ve yaklaşık yarım saat sonra piskoposun gemisini beklemek için yola koyuldu. Kendisi ve buluştuğu yakın arkadaşı Cristo Bedoya olacaklardan haberdar olmasa da onları gören birçok kişi, Pedro ve Pablo Vicario’nun Santiago Nasar’ı öldürmek istediğini biliyordu. Pedro ve Pablo adlı ikiz kardeşler, Angela Vicario’nun ağabeyleriydi. Angela Vicario, önceki gece, zengin ve yakışıklı Bayardo San Roman ile evlendi. Düğün gecesi Angela’nın bakire olmadığını anlayan Bayardo, onu babasının evine geri götürdü. Ağabeyleri tarafından sorguya çekilen Angela, ağabeylerine Santiago Nasar’ın adını verdi. Bunun üzerine ikiz kardeşler, Santiago’yu öldürmek için sokağa çıktı ve gördükleri herkese Santiago’yu öldüreceğini söyledi. Ne bıçaklarını ne de öldürme isteklerinin sebebini saklıyorlardı. Kasabadaki albaya durum haber verilince albay, ikiz kardeşlerin yanına gidip onlardan bıçaklarını alıp eve gitmelerini söyledi. Fakat kardeşler, gidip başka bıçak alıp Santiago’yu beklemeye devam ettiler. Çünkü onlara göre başka çıkar yol yoktu. “Erkeklik”lerini yapıp namuslarını temizlemeliydiler. Pablo’nun nişanlısının evine uğradıkları zaman aceleleri olduğunu söylediklerinde nişanlısının annesi onları haklı buldu ve “Namus beklemez.” dedi. Pablo’nun nişanlısı ise ona “Erkeklik görevini yerine getirmezsen seninle asla evlenmem.” dedi. Olacaklardan haberi olmayan Santiago, yaşamına normal şekilde devam ediyordu. Piskoposu karşılamak için rıhtıma gittiğinde herkes ona bakıyor fakat kimse ona öldürüleceğini söylemiyordu. Çoğu, onun öylece etrafta dolaşmasını edepsizlik sayıyordu. Hatta insanlar ondan uzakta yürüyor, ona dokunmuyordu. Namus meselesinin sadece o faciada yer almışları ilgilendirdiğini düşünüyorlardı. Öte yandan, Pablo ve Pedro kardeşlerin kimseyi öldüremeyeceğini kendi aralarında konuşuyor, bu fikirle avunuyorlardı. Piskopos ayrıldıktan sonra Santiago evine doğru yürürken nişanlısının evine uğradı. Nişanlısı da kasabadaki herkes gibi, hükmü çoktan vermişti ve yüzüğünü çıkarmıştı. Santiago geldiğinde ona “Seni hâlâ öldürmediler mi? Onların namusunu lekeledin.” dedi. Santiago, bunları duyunca şaşırdı. Müstakbel kayınbabası ona isterse o evde gizlenebileceğini ya da onun silahını alıp çıkabileceğini söyledi. Santiago ise ne evde kaldı ne silahı aldı. Öylece dışarı çıkıp evine doğru yürüdü. O evine yürürken kasaba halkı, katillerinin onu beklediğini biliyordu fakat kimse onu uyarmıyordu. Onu uyarmaya çalışan tek kişi, ikiz kardeşlerin beklediği dükkânın sahibi kadındı. Fakat artık çok geçti. İkizler onu gördüler ve ona doğru koşmaya başladılar. Kardeşlerin koştuğunu gören kasaba halkı hep bir ağızdan “Kaç!” diye bağırdılar. Santiago sığınmak amacıyla evine doğru koştu fakat hizmetçilere oğlunun nerede olduğunu sorup evde olduğu cevabını alan annesi, dış kapıyı kapatmıştı. Böylece Santiago, içeri girme şansını birkaç saniye ile kaybetti. Kardeşler onu defalarca bıçakladı. Santiago’nun ağır şekilde yaralandığını gören Araplar, ikiz kardeşleri kovalamaya başladı. Sonra kardeşler kiliseye kaçıp pedere Santiago’yu öldürdüklerini ama masum olduklarını çünkü bunun bir namus sorunu olduğunu söylediler. Peder de “Belki Tanrı katında öylesinizdir.” dedi. Defalarca bıçaklanan, bağırsaklarını elinde taşıyan Santiago, ayağa kalktı ve mutfağa doğru gitmeye çabaladı. O sırada onu gören halası, ona ne olduğunu sordu. Santiago’nun son sözleri “Beni öldürdüler, Wene Hala.” oldu.
Değerlendirme
Bireyler, münferit haldeyken de inanmaya ihtiyaç duyabilir fakat bu inanış çoğunlukla aşırı davranışa sevk etmez. Oysa kitleler bir inanç edindiklerinde korkunç olaylara sebep olabilir. Kitleye dâhil bireyler, münferit haldeyken sıkı sıkıya bağlı olmadığı kurallara/değerlere daha çok önem verir hale gelir. Görülüyor ki kasaba halkının da büyük bir kısmı Santiago’nun öldürülmesini onaylamıştır çünkü onlara göre Santiago, Angela ve ailesinin namusunu kirletmiştir. Fakat kasaba halkının yaşantısına bakıldığında tek tek bireylerin bu konuda pek de hassas olmadığı görülmektedir. Yine de kimse delil bulma yoluna gitmemiş, olanları sorgulamamıştır. Santiago’nun öldürülmesini ummayanlar dahi “başkası söylemiştir/söylesin, kardeşler kimseyi öldüremez” fikriyle hareket edip sessizliği tercih etmiştir. Kitleye dâhil olmayan birey, kitleye dâhil olan bireye nazaran eleştiri yeteneğini daha iyi kullanır. Kitlelerin ortak gözlemleri ise büyük oranda yanlıştır. Kitleye dâhil bir kişinin yaptığı gözlem telkin yoluyla yayılır ve kitleye hâkim olur. Bu olayda da kitle içindeki birey, sorumluluk sahibi olmadığını düşünmüş, herkes nasıl davranıyorsa öyle davranmıştır. Kardeşlerin kimseyi öldüremeyeceği fikri de bir kişiden çıkmış, önce sohbetin edildiği gruba sonra kitlenin tümüne hâkim olmuştur.
Münferit bireyler karmaşık fikirleri muhakeme etme yeteneğine sahipken kitleler oldukça yalın fikirlere ihtiyaç duyar ve muhakeme yeteneklerinin yetersizliğinden dolayı, birbiriyle çelişen fikirleri barındırabilir. Le Bon, muhakeme yeteneklerinin zayıflıkları bakımından kitleleri uyuyan insanlara benzetmiştir ve kitlelerin hayal güçlerini yönlendirmenin onları idare etmek anlamına geldiğini söylemiştir.[1] Santiago cinayetinde de Vicario kardeşler, gördükleri herkese cinayet işleyeceklerini söylemiş; bıçaklarını göstermekten çekinmemişlerdir. Kasaba halkı, olanların tümünü görmesine ve duymasına rağmen onların cinayet işlemeyeceklerine inanmamıştır. Fakat Vicario kardeşler, söylediklerini yapıp Santiago’yu öldürdüklerinde kasaba halkı yine kitle psikolojisi ile hareket edip hep beraber, kardeşleri kovalamaya başlamıştır.
Şüphesiz, onu öldürenler yalnızca Vicario kardeşler değildi. Santiago öldürülene kadar onun öldürüleceğini duyup ses çıkarmayan, herkes nasıl davranıyorsa öyle davranan, suçlu olduğuna işaret eden tek şeyin Angela’nın sözleri olmasına rağmen suçlu olanın Santiago olmaması ihtimalini bir an bile düşünmeyen, namusun kurtulması için cinayeti teşvik eden ve erkekliğin bu şekilde kurgulanmasına destek olan herkes bu cinayetten sorumluydu.
[1] Le Bon, G. (2017). Kitleler Psikolojisi. (F. Z. Bayrak, Çev.) Ankara: Hayat Yayınları’dan yararlanışmıştır.
Kaynak
Marquez, G. G. (2013). Kırmızı Pazartesi. (İ. Kut, Çev.) İstanbul: Can Yayınları.
