Birleşmiş Milletler’in (1989) hazırladığı “Çocuk Haklarına Dair Sözleşme”de daha erken reşit olma durumları hariç tutularak on sekiz yaşına ulaşmamış her birey çocuk sayılmıştır. Türk Ceza Kanunu da (2005) çocuğu henüz on sekiz yaşını doldurmamış bireyler şeklinde tanımlamıştır.
Türkiye’de ve dünyada suça karışan çocuk oranları gün geçtikçe artmaktadır. Buna bağlı olarak çocuk suçluluğuna dair farklı perspektiflerden teoriler oluşturulmuştur. Bu teoriler biyolojik, psikolojik ve sosyolojik teoriler olarak sınıflandırılabilir. Sosyolojik teorilerin daha açıklayıcı ve kapsamlı olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır (İçli, 2019, s. 394). Çocuk Koruma Kanununda (2005) suçlu davranış gösteren çocuk “suça sürüklenen çocuk” olarak tanımlanmaktadır. Bu tanımda suça sürüklenen çocuk, “kanunlarda suç olarak tanımlanan bir fiili işlediği iddiası ile hakkında soruşturma veya kovuşturma yapılan ya da işlediği fiilden dolayı hakkında güvenlik tedbirine karar verilen çocuk” şeklinde açıklanmıştır. “Suçlu çocuk” yerine “suça itilmiş/sürüklenmiş çocuk” kavramlaştırmasının kullanımının temelinde suçun öğrenildiği düşüncesi yer almaktadır. Yani, toplum ve çocuğun yakın çevresi suçu çocuğa tanıtmakta ve çocuğu suç işlemeye teşvik edebilmektedir. Yavuzer, (1993, s. 31) çocukların suç dolu bir dünyaya doğduğunu, yetersiz eğitim ve sevgi eksikliğinin de çocuğu suça iten sebeplerden olduğunu yazmıştır. Bittabi, bu sebepler tek başına yeterli değildir ve çocuğun suça sürüklenmesine sebep olan birçok etken olabilir. Bu etkenlerin başında aile ile ilgili olanlar yer almaktadır. Bunun sebebi ise sosyalizasyonun ilk durağının aile olmasıdır. Bireyin karakterini şekillendiren bu evre, çocuğun ileride nasıl bir insan olacağına dair büyük bir önem taşımaktadır. Aile içi ilişkiler, ailenin sosyoekonomik durumu, ailenin yapısı ve ailede suça yatkın bireylerin varlığı çocuğun suç ile ilişkisini şekillendiren faktörlerdendir (İçli, 2019, s. 394).

İçli’nin (2016, s. 87) yaptığı araştırmada çocuklara sorulan sorulara verilen cevaplar bunu gözler önüne sermektedir. Suça sürüklenen çocuklar, ailelerin şiddet uygulamasını, çocuklara sahip çıkmamalarını ya da bakabileceklerinden çok çocuk sahibi olmalarını suça sürükleyen sebepler olarak göstermişlerdir. Diğer taraftan toplumsal yapı ya da toplumsal yapıda meydana gelen değişimler de çocuğu suça sürükleyen sebepleri oluşturabilir. Örneğin göç ve kentleşme ile birlikte gettolaşmaktan da bahsetmek mümkündür. Gettoda yaşayan bireylerin topluma adaptasyonunda yaşanan problemler, bireyleri suça itebilmekte ve bu ortamda doğan çocuklar da suçu öğrenebilmektedir. Hatta kimi zaman suçlu davranış “olması gereken” olarak gösterilmekte ve çocuk doğrudan suça sürüklenmektedir. Hülasa, genel kanı çocuğun yetişkin gibi olmadığı ve farklı bilişsel/fiziksel özelliklere sahip olduğudur. Bundan ötürü de yetişkinler “suçlu” olarak görülürken çocuğun aile, çevre ya da toplum tarafından suça sürüklendiği düşünülmektedir.
Sayılan bu sebeplerden ötürü, çocuklara uygulanan yaptırımlar, yetişkinlere uygulananlardan farklılaşmaktadır. TCK’de çocukların cezai sorumluluklarına ve yaptırımlara dair düzenlemeler yapılmıştır (Dönmez, 2020, s. 24). Buradaki temel amaç çocukları cezalandırmak değildir, onarıcı adalet ilkeleri benimsenmiştir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 31. maddesinde yaş küçüklüğü, ceza yükümlülüğüne etki eden sebepler arasında gösterilmiştir (Yenisey, 2007). Birey, fiili işlediği vakit on iki yaşından küçük olan bireyin cezai sorumluluğu olmadığı yazılmıştır. Bununla beraber tedbir uygulanabilmektedir. Yine aynı maddeye göre çocuğun on iki yaşını geçmesi fakat on beş yaşını doldurmaması durumunda ise kişinin işlediği fiilin ve sonuçlarının bilincinde olup olmadığına bakılmaktadır. Eğer işlediği fiili algılama yeteneğinin yeterince gelişmediği görülürse kişinin ceza ehliyetinin olmadığına karar verilmektedir. Aksi halde de ceza verilmekte fakat bu cezalara indirim uygulanmaktadır. On sekiz yaşını henüz bitirmemiş bireylerde ise bu algılama yeteneği aranmaz, iyiyi ve kötüyü algılayabildiği varsayılır fakat verilen ceza yine de indirimli olur. Fiili işleyen çocuğun sağır ve dilsiz olması durumunda ise 31. maddede on iki yaşından küçükler için belirlenen hususlar on beş yaşını doldurmamışlar için, on beş yaşını doldurmamışlar için belirlenen hususlar on sekiz yaşını doldurmamışlar için ve on sekiz yaşını doldurmamışlar için belirlenen hususlar yirmi bir yaşını doldurmamışlar için geçerli olmaktadır. Daha önce de bahsedildiği üzere, “suça sürüklenen çocuk” söz konusu olduğunda koruyucu ve destekleyici tedbirler önem kazanmaktadır. ÇKK’nin 5. maddesinde beş ana başlıktan oluşan bu tedbirler açıklanmıştır.

Suç, Durkheim gibi sosyologlar tarafından gerekli ve işlevsel olarak görülse de (İçli, 2019, s. 99) genel kanı toplumsal düzeni bozduğu yönündedir. Suça itilen çocuk da toplumsal olarak son derece büyük bir sorundur. Buna rağmen sosyolojide çocuk çalışmaları uzunca bir vakit aksatılmıştır (Demir Gürdal, 2013). J.J. Rousseau’nun Emile’i bu noktada önem arz etmektedir. Yazıldığı vaktin çocuk anlayışına bir başkaldırı niteliğinde olan (Güçlü, 2016) bu kitap, çocuk eğitiminin önemi ile ilgilidir. Böylece çocuğa dair bakış açısı değişmeye başlamıştır. Çocuklar, toplumların gelecekleridir. Bundan dolayı da daha önce bahsedildiği üzere, çocuklara yönelik yaptırımlarda onarıcı adalet ilkeleri benimsenmiştir. ÇKK’nin 4. maddesinde yer alan bu ilkelere göre çocuğun hapsedilmesine son çare olarak başvurulmaktadır. Çocuğun rehabilite olmasını sağlamak, suç işlemesini önlemek yerine çocuğu hapsetmek onu ileride suçu tekrar etmeye itebilecektir ve bu da istenmeyen bir durum doğuracaktır. Toplumların varlığını sürdürebilmesi çocukların yetiştirilmesine bağlı gözükmektedir. Bundan dolayı da suça sürüklenen çocuk sorununa cezai adalet perspektifi ile yaklaşmak, bu durumu daha da kötüleştirecektir. Bu noktada amaçlanması gereken çocuğu suçtan uzak tutmak, suçlu davranışa yeltenmesini önleyecek tedbirler almak ve suçlu davranışın tekrar edilmesi olasılığının önüne geçmektir. Bu amacın çocuğun hapsedilmesi ile gerçekleşmeyeceği açıktır. Nitekim “yaptırım ve cezalandırma hukukun özünü oluşturmaz” (Oktik & Önkal, 2016). Çocukların hapsedilmesi son çare olarak görülmeyip kişi doğrudan hapsedildiği vakit, rehabilite edildiği takdirde düzelebilecek davranışlar hapishane koşullarında yerleşik hale gelebilmektedir. Bu da kişinin cezasının sonlanmasından sonraki süreçte toplumu doğrudan etkileyecektir çünkü kişinin suça yatkınlığı artmış olacaktır. Diğer taraftan, çocuk yaşta hapishaneye giren bir kişinin cezası bittiği zaman bir hayat kurabilmesi olanaksız gözükmektedir. Hapishaneye giren çocuğun eğitimi sekteye uğrayabilmektedir. Bu da kişinin bir meslek ya da iş sahibi olmasını zorlaştırarak topluma yeniden katılmasını olumsuz olarak etkileyebilir. Diğer taraftan hukuki yaptırım son bulsa da toplumsal yaptırım son bulmayabilir. Suçlu olarak etiketlenen kişinin hapishaneden çıktığı vakit yaşamını idare ettirebilmesi zorlaşabilir ve bununla bağlantılı olarak toplumsal bir tehdidin oluşacağından söz edilebilir. Örneğin, iş bulamadığı vakit çalma ihtimalinde artış olabilir. Diğer taraftan çocuklukta yani sosyalizasyon sürecinin birincil aşamasında hapsedildiği için toplumsal ilişkileri zayıflayacaktır ve dolayısıyla topluma adaptasyonunda zorluk çekme olasılığı da son derece artabilecektir. Bunun getirdiği yalnızlaşma da kişiyi suça iten diğer bir etken olacaktır. Tüm bu olası toplumsal problemlerin önüne geçilebilmesi adına da onarıcı adalet anlayışının benimsenerek kişinin suç davranışını tekrar etme ihtimalini en aza indirmeyi amaçlamak toplumların yararına olacaktır.
Kaynakça
Birleşmiş Milletler. (1989). Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme ve İhtiyari Protokoller, Usûl Kuralları ile Çocuk Hakları Komitesi Genel Yorumları.
Çocuk Koruma Kanunu, (2005). https://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/1.5.5395.pdf
Demir Gürdal, A. (2013). Sosyolojinin İhmal Edilen Kategorisi Çocuklar Üzerinden Çocukluk Sosyolojisi ve Sosyolojiye Bakmak. ISGUC The Journal of Industrial Relations and Human Resources, 15(4), 01–26. https://doi.org/10.4026/1303-2860.2013.0234.x
Dönmez, B. (2020). Çocuk Yargılaması: Ceza Muhakemesi Hukukunda Çocuklara Özel Soruşturma ve Kovuşturma Kuralları. Seçkin Yayıncılık.
Güçlü, S. (2016). ÇOCUKLUK VE ÇOCUKLUĞUN SOSYOLOJİSİ BAĞLAMINDA ÇOCUK HAKLARI. Sosyoloji Dergisi, 1–22.
İçli, T. G. (2016). Sokakta Yaşayan, Suç İşleyen ve Suça Maruz Kalan Çocuklar: Ankara ve İstanbul Örnekleri. In N. Oktik, G. Önkal, & Ö. Sarı (Eds.), Suçun Sosyolojisi Cezanın Felsefesi: Uygulamalar ve Örnekler. Nobel Akademik Yayıncılık.
İçli, T. G. (2019). Kriminoloji (10th ed.). Seçkin Kİtap.
Oktik, N., & Önkal, G. (2016). Cezai Adalet ve Denetimli Serbestlikte Yerellik/Evrensellik: Uluslararası Bir Proje Örneği. In N. Oktik, G. Önkal, & Ö. Sarı (Eds.), Suçun Sosyolojisi Cezanın Felsefesi: Uygulamalar ve Örnekler. Nobel Akademik Yayıncılık.
Türk Ceza Kanunu, (2004). https://www.tbmm.gov.tr/kanunlar/k5237.html
Yavuzer, H. (1993). Çocuk ve Suç (3rd ed.). Remzi Kitabevi.
Yenisey, F. (2007). MUKAYESELİ HUKUK AÇISINDAN CEZA SORUMLULUĞU YAŞI ve CEZA SORUMLULUĞU OLMAYAN ÇOCUKLAR VE GENÇLER İÇİN CEZA HUKUKUNDA UYGULANAN ALTERNATİF YAPTIRIMLAR. http://cocukhaklari.barobirlik.org.tr/dokuman/egitimbasvuru_basvuru/mukayeselihukukta.pdf