Modern İran edebiyatının kurucularından olan ve Doğu’nun Kafka’sı diye adlandırılan Sâdık Hidâyet, daha çok Kör Baykuş gibi sürrealist eserleri ile tanınsa da Hacı Aga gibi hicivler, gerçekçi eserler de yazmıştır. Hidâyet, çocukluğunu İran’da meşrutiyetin ilan edildiği zamanlarda yaşamıştır fakat yaşamı incelendiğinde ve eserleri okunduğunda görülmektedir ki meşrutiyet İran’a beklenen adaleti, özgürlüğü getirmemiştir. Hidâyet de İran’a hâkim olan bu gelenekçi havayı solumaktan rahatsızlık duymuş ve bu rahatsızlığını eserlerine de yansıtmıştır. Hacı Aga’da da Rıza Şah’ın saltanatının son yıllarındaki ve oğlu Muhammed Rıza Şah’ın saltanatının ise ilk yıllarındaki İran’ın toplumsal yaşamını ele almıştır. Hidâyet bu yolla, dönemin İran toplumunun/kültürünün eleştirisini, Hacı Aga ve çevresindeki karakterler üzerinden yapmıştır. Hacı Aga karakteri, Hidâyet’in gözünde İran insanının stereotipi halindedir denilebilir. Hacı Aga kitabın birçok yerinde ikiyüzlü, paragözlü, üçkâğıtçı olarak resmedilmiştir. Kitap, Hacı Aga’nın evinin taşlığında gelip gidenleri ağırlaması, isteklerini dinlemesi ve bir nevi çıkar alış verişi yapması ile sürmektedir. Hidâyet, taşlıkta geçen bu çıkar alış verişleri ile 1940’lı yılların İran’ında kadının konumunu, dinin siyasete nasıl alet edildiğini anlatmakta ve dönemin politikacılarının liyakatsizliğini göstermektedir. Anlatıcı olarak kendi fikirlerini novellaya işlediğini düşündüğüm Hidâyet’in “Hacı hayatın sahtecilik, yalan, alavere dalavere, şarlatanlık ve üçkâğıtçılıktan ibaret olduğuna inanıyordu. İçinde yaşadığı toplum bu temeller üzerine kurulmuştu. Böyle bir toplumda herkes daha iyi kazık atabilir, yan çizebilir ve paçasını kurtarabilirdi.” sözlerinin 1940’lı yılların İran’ına bakışını özetlediği söylenebilir.


https://www.artfulliving.com.tr/edebiyat/dogunun-baykusu-sdik-hidayet-i-7074 ve https://listelist.com/sadik-hidayet-kimdir/ adreslerinden yararlanılmıştır.
Kitap, Hacı Aga’nın bazıları nikâhlı bazıları sîgalı[1] olan sekiz eşiyle ilişkisini resmederek başlamaktadır. Hacı Aga, hasta olan eşlerinden biri için “geberemedi gitti” dedikten sonra oğlundan dolayı hayal kırıklığını anlatırken de “ilk oğlandır diye…” diyerek toplumda kadın ve erkeğe verilen değeri en baştan göstermektedir. Devam eden sayfalarda, Hacı saygıdeğer misafirlerini ağırlarken çocuğa şeker alacağını söyleyerek dışarı çıkmaya yeltenen eşlerden birini “bir daha geçerseniz buradan, kırarım bacaklarınızı” şeklinde püskürttükten sonra kadına, “kes sesini eksik etek! Bu evde benim sözüm geçer” demektedir. Yine bu “saygıdeğer” misafirlerden biri ile ettiği sohbette, kendileri 80 yaşını geçmelerine rağmen eş olarak “aldıkları” genç kadınlardan bahsederken, misafir “bu seferki karım genç değil, dayımın kızı olur, öldüğümde çenemi bağlayıp zemzem suyumu döksün diye aldım onu” diyerek eşlerini ne gözle gördüklerini göstermektedir. İlerleyen sayfalarda Hacı Aga, konuyla hiç alakası olmamasına rağmen kendisi hakkında konuşan kişilerin karılarının ve kızlarının “durumundan” bahsedip bu insanların başkalarını eleştirmeye hakları olmadığını ima etmiştir. Sonraki sayfalarda Hacı, esasen soylu olmayan ama girdiği her mecliste soylu olduğunu iddia ettiği babasının evlerindeki hizmetçilerine hiç işlemediği bir suçtan dolayı nasıl davrandığını “öyle bir sopa çektiler, öyle bir sopa çektiler ki kan kusarak öldü zavallı” şeklinde anlatmaktadır. Hacı Aga da babası gibi, aynı evi paylaştığı insanlara hayatı dar etmektedir. Hidâyet’in vurguladığı bir diğer konu ise servetini tıpkı babası gibi “helal” olmayan yollardan kazanan fakat bunu hiç açık etmeyen hatta hacca giderek haram parayı helal paraya çevirdiğini düşünen; soylu olmadığı halde girdiği her mecliste kendini “biz soylular” şeklinde takdim eden Hacı Aga’nın ikiyüzlülüğü, üçkâğıtçılığıdır. Hacı Aga, böyle bir insan olmasına rağmen dış görünüşünün de etkisiyle kendisini son derece saygın, güvenilir gösterebilmektedir. Hacı Aga, oynadığı bu soylu, saygın, dürüst rolü ile siyasette yer edinirken hiç zorluk yaşamamıştır çünkü her koşulda girdiği kabın şeklini almayı becerebilmektedir. İşini resmi yollarla halledemeyen vatandaşlar, Hacı Aga’nın politikacılarla olan yakınlığı hasebiyle, evin taşlığını boş bırakmamaktadır. Hacı Aga, politikacılara olan bu yakınlığını kullanarak nice makamlara nice adamları yerleştirmiş hatta adam öldürmüş bir şoförün dahi ceza almamasını sağlamıştır. Hidâyet, böylece konu edindiği dönemdeki İran’ın adaletini ve siyasetini nasıl gördüğünü de anlatmaktadır.
Hacı Aga, İkinci Dünya Savaşı sıralarında Rusların Bolşevikliğini eleştirerek Alman’ın galip gelmesini yürekten istemiş ve hatta Almanların ve Hitlerin Müslüman olduğunu ileri sürmüş, Hitler’in kolunda “Lailaheillallah” yazdığını duyduğunu söylemiştir. Bunu yaparken de temel dayanak noktası, izlediği bir filmdeki Alman askerinin güçlü görüntüsü ve radyolardan duyduklarıdır. Tıpkı buradaki bilgisizliğine rağmen fikir sahibi olması gibi Avrupa’ya karşı da önyargılıdır. O dönemde İran’dan Avrupa’ya giden gençlerin çoğunun –kendi biricik oğlu da dâhil- döndüklerinde İran kültürüne uygun hareket etmemesi ve özgürlük, demokrasi gibi kavramlardan bahsederek Hacı Aga ve Hacı Aga gibileri eleştirmesi; babasının Avrupa’dan gelen ilaçtan dolayı ölmesi –babasının bilinçsiz ilaç kullanımından kaynaklanmasına rağmen- Hacı Aga’yı Avrupa düşmanlığına sevk eden sebeplerdir. Hacı Aga, yaşı iyice ilerleyip de ameliyat olmasını gerektirecek bir hastalığa yakalandığında dahi Avrupa’ya dair fikirlerini değiştirmemiştir. Avrupa gören doktora, Avrupa’nın ilaçlarına güvenememiştir. Fakat nihayetinde bıçak altına yatmıştır.
Hacı Aga karakterinin Avrupa’ya dair görüşleri bu kadar uzun soluklu olsa da diğer fikirlerinin “kaz gelecek yer”e göre değiştiği Hidâyet’in işlediği temel konulardandır. Nitekim Şehrîver olaylarından[2] sonra öldürülmemek için İsfahan’a gitmek zorunda kalmış, sonraları Tahran’a döndüğünde ise siyasi görüşünü değiştirmiştir: “Lanet olasıcalar, boşu boşuna demokrasiyle korkuttular bizi! Demokrasi buysa, ben ömrüm boyunca demokrattım zaten” demiş ve Rıza Han’ın diktatörlüğüne muhalif olduğunu iddia etmiştir. Bu dönemde Hacı’nın geliri iyice artsa da ülkenin durumu ona Amerika’ya kaçmayı düşündürtmüş fakat arkadaşlarının işlerinin yolunda gittiğini fark edince bu fikrinden vazgeçmiştir. “Hacı’nın arkadaşları bu işin raconuna göre dini duyguları istismar ettiler, batıl inançları yaydılar, aşiretlere silah dağıttılar. Haydarî-Nimetî savaşını çıkardılar, adam kayırdılar, şarlatanlık yaptılar. Bütün işleri güçleri patronlarının planlarını sağlayabilmek için mecliste çoğunluk sağlamaktı.” Hidâyet, Hacı’yı ağırladığı misafirlerinden biri ile konuştururken dönemin politikacılarının, halkın dini duygularını nasıl suistimal ettiğini ve bu yüzden halkın cahil bırakıldığını göstermektedir. Hacı, ameliyattan sağ kurtulamaması ihtimaline karşı, güvendiği, kendisine benzeyen bir arkadaşını çağırıp ona şunları söylemektedir: “Halk başı önde, öbür dünyadan korkar olmazsa bu dünyada da itaatkâr kalmaz. O zaman yaşantımızı sürdüremeyiz.” , “Demek ki insanların bize itaat etmeleri için aç, muhtaç, cahil ve batıl inançlı kalması lazım. Falan attarın çocuğu okursa yarın benim cümlelerime itiraz eder, bizim anlamadığımız laflar eder.” , “Vazifemiz halkı ahmak bırakmak. Böylece başları önde olur ve birbirleriyle didişir dururlar.” Tüm bunlardan sonra amacını özetleyen “Toplum sağlıklı olmak istiyormuş; bana ne, size ne! Toplum bizim sağmal ineğimiz ve dünya bizim muradımızca dönüyor. … Toplumun değişmesi demek, bizim ve bizim gibilerin ölümü demektir.” cümlelerini kurup yalnız olmadıklarını, büyük bir sistemin onları himaye ettiğini eklemektedir.
Fakat İran’da Hacı Aga ve çevresinden farklı olanlar da elbette ki vardır. Hacı Aga, bunlardan birine denk geldiğini bilmeyerek karşısındaki şair Munâdilhak’tan ona methiyeler dizmesini talep eder. Şair, Hacı Aga’nın isteğini “Ahmakların sırtını sıvazlayan, sefilleri besleyen, ayak takımının hoşlandığı bu muhitte siz seçkin bir kişisiniz. Hırsınız, açgözlülüğünüz, alçaklığınız ve aptallığınız doğrultusunda kendinize bir düzen kurmuşsunuz; bunu himaye eden ediyorsunuz. Sizin gibilerin yaşayacağı bu ortamda hiçbir şey yapmam ben.” sözleriyle reddeder. Hidâyet’in fikirleri Munâdilhak’ın sözleriyle duyurulur:
Senin vücudun insanlığa edilen bir küfür. Şiirin anlamını bilmen de gerekmez; bilsen garip kaçardı zaten. Hayatında hiçbir zaman güzellik olmadı ve güzellik görmedin. Görsen de aklın ermez zaten. Güzel bir manzara seni asla cezbetmemiş; güzel bir yüz veya huzur verici bir musiki seni sarsmamış; ahenkli bir söz, yüce bir fikir kalbine hiç tesir etmemiş. Sen sadece midenle belinden aşağısının esiri olmuşsun. Sahip olduğun şu iğrenç hayatı zaman ve mekânda uzatmak için çırpınıyorsun.
Hülasa, Sâdık Hidâyet, Hacı Aga karakteriyle 1940’ların İran’ına hâkim olan insan tipini işlemiş ve bu dönemdeki politikanın, politikacıların durumunu anlatmıştır. Ona göre politikacılar, halkın inançlarını kullanarak halkı yönlendirmekte; liyakatsizlik, ikiyüzlülük, rüşvetçilik, ahlaksızlık ve bilgisizlik 1940’ların İran toplumunda kol gezmektedir. Bu eleştirileri sonucunda Hidâyet’in eserleri İran’da yasaklanmış, Hidâyet yaşamının farklı yıllarında başka ülkelere gitmiş ve son yıllarını da Paris’te geçirmiştir. Dünya’nın ve ülkesinin içinde bulunduğu durum Hidâyet’i bunalıma sürüklemiş ve 25 yıllık dostu Bozorg Alevî’nin anlattığına göre başbakan olan eniştesinin vurulması, bardağı taşıran son damla olmuştur. 1951 yılında Paris’te, günlerce hava gazlı bir ev aramış, aradığı evi bulduğunda ise tıraş olup giyindikten sonra hava gazını açarak intihar etmiştir. Şair Munâdilhak’ın vesilesiyle söylediği gibi: “Sizin gibilerin yaşayacağı bu ortamda hiçbir şey yapmam ben.” İntiharından sonra ziyarete giden arkadaşlarından biri onu yerde yatar halde bulmuştur. Hidâyet de Kafka gibi müsveddelerini yakmıştır ve ölmeden önce yazdığı hikâye taslağında şunlar yazmaktadır: Annesi, “salgı salamaz ol!” diye beddua eder yavru örümceğe. Küçük örümcek ağ yapamayınca ölüme kurban gider.
[1] Geçici nikâhlı.
[2] Rıza Şah Pehlevi döneminin sonlanmasına sebep olan kargaşalar.
Kaynak
Hidâyet, S. (2019). Hacı Aga. (M. Kanar, Çev.) İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.