Öz
Bu çalışmada bilimin ne olduğu, ne olmadığı; kapitalizmin ne olduğu kısaca ele alınarak bilim ve kapitalizmin nasıl bir ilişki içinde olduğuna dair hakim iki bakış açısı açıklanmaya çalışılmıştır. Bu bakış açılarından biri bilim ve kapitalizmin aynı toplumsal temellere dayanarak birlikte ilerlediğini savunurken öteki bakış açısı kapitalizmin bilimi endüstri haline getirerek gelişimine ket vurduğunu iddia etmektedir. Literatürdeki hakim bakış açısı, kapitalizmin bilimi boyunduruk altına aldığına yöneliktir.
Anahtar Kelimeler: Bilimin ilerlemesi, kapitalist sistem, bilimin araçsallaşması, modernizm
Giriş
Çok iyi bilindiği sanılan pek çok kavramı tanımlamak, sanıldığı kadar kolay olmayabiliyor. Sosyal bilimler, kavram tanımlamaları açısından çoğu zaman çeşitlilikler içeriyor. Bilim kavramı da bu kavramların arasında sayılabilir. Bilimin ne olduğuna yahut ne olmadığına dair çeşitli açıklamalar yapılmıştır. Bilim tanımlamaları çeşitlilik arz etse de “bilim” diye adlandırılanın hayatımıza nüfuz etmiş olduğu yadsınamaz haldedir. Gündelik hayatta yahut akademide bilim temele alınarak tartışmalar yürütülüyor, bilim veya bilimsel olmak bir meşruluk kaynağı olarak algılanıyor. Öte taraftan bilim aynı zamanda sosyallik aracı da olmaktadır. “Bilim adamları; üniversiteleri, araştırma merkezleri, dergileri, cemiyetleri, kongre, konferans ve toplantıları ile büyük bir sosyal üretim dalı meydana getirmektedirler (Demir, 2009, s. 15) Bu üretim, bilimin aynı zamanda ekonomik bir alan olma niteliğini de taşıdığını göstermektedir. Akademik anlamdaki yayınlarla sınırlı kalmayan bu ekonomik alan, bize kapitalizm ve bilim ilişkisinin nasıl olduğunu düşünmeye dair kapı aralamaktadır. Bu çalışma, bahis konusu bu ilişkiyi ele alacaktır.
1. Bilim Nedir?
Bilimin ya da bilimsel olanın ne olduğuna dair bir konsensüs oluşmuş değildir, bu konuya dair çeşitli yorumlar vardır. Felsefi bakış açısında temel gaye bilimle bilim dışı olan arasındaki farkı belirlemeye yönelik olmuştur (Woolgar, 1999, s. 22). Bilimsel bilginin doğrulanabilir bilgi olduğu fikri öne sürülmüştür. Fakat doğrulama, tek başına yeterli olmamıştır çünkü yapılan genellemelerin gözlem yoluyla çürütülebileceği gerçeği ortadadır. Karl Popper bu gerçeğe karşılık olarak yanlışlanabilirlik ilkesinden bahsetmiştir. Daha önceki düşünürlerden farklı olarak öne sürdüğü bu ilke ile bilimsel olan ve bilimsel olmayanın ayırdına varılabileceği fikrindedir (Merkit, 2021). Ona göre tikelden tüme giderek yani tümevarım yöntemi ile bilimsel bilgi elde edilemez Fakat burada da temel bir problem ortaya çıkmıştır: Gözlemcinin tarafsızlığının imkansızlığı. Gözlemci duygu, düşünce sahibidir ve bir kültürü vardır. Tüm bunlardan bağımsız, yalnız bir gözlemci olması mümkün gözükmemektedir.
Dolayısıyla felsefi bakış açısı ile bilimsel olan ve olmayanın sınırını belirlemekte mutmain edici olmadığı söylenebilir. Bilimin ne olduğuna dair açıklama çabaları özcülük ve nominalizm olmak üzere iki başlıkta toplanabilir. Özcülüğe göre bilimi kesin şekilde tanımlamak zor olsa da bir kendiliği (entite) vardır. Bu kavram, tüm değişimlere rağmen korunanı ifade etmektedir. Bu değişmeyen tümeldir ve sabittir (Doğan, 2001). Nominalizm ise bu anlayışın karşısında yer alır. Nominalistlere göre bilimin değişmeyeni addedilenler, onu icra edenlerin tanımlamalarından ibarettir. Yani, öz bir kurgudur. Özcülerin iddiasının aksine tümellik ve evrensellikten bahsedilemez.
Bilimin genel geçer kurallar sunmadığını söyleyen bir düşünür de Thomas Kuhn olmuştur. Gözleme dayanan ve değişmez sanılan bilimsel bilgilerin yerini yenileri alabilir (Kuhn, 2000, s. 179). Bilim denen şey onu icra edenlerin karar kıldıklarıdır ve bu kişiler epistemik cemaat şeklinde adlandırılmıştır.1 Paul Fayarebend ise bilim kilisesi ismini uygun görmüştür çünkü ona göre bilim adamları bir din mensubu gibi anlaşma içindelerdir (Doğan, 2001). Bu kilisenin buyruklarının aksi davranmak yani bilim olduğu iddia edileni eleştirmek aforoz edilmeyi getirir.
Hülasa etmek gerekirse bilimin tarafsız, evrensel olduğunu ve kesin kanılar içerdiğini iddia etmek pek de doğru olmayacaktır. Bilim, toplumsaldır ve kültüre bağlıdır.
2. Kapitalizm Nedir?
Kapitalizm kitabi olarak “ticari büyüme ve yatırım odaklı kâr üretimiyle piyasa mübadelesine dayanan Batı kökenli ekonomik sistem” (Giddens & Sutton, 2020, s. 142) olarak tanımlansa da toplumsal nüveleri de barındırmaktadır. İktisatçılar tarafından kapitalizmi ilgilendiren türde yazılıp çizilse de Marx ve Engels’e değin kavram olarak ele alınmamıştır. Marx ise kapitalizmi egemen sınıfın çıkarına hizmet eden bir ekonomik sistem olarak görmüştür. Kapitalizmin iki temele oturduğunu söylemiştir: Sermaye ve ücretli emek. Sermaye ileride yatırım halini alabilecek her türden varlıkken ücretli emek üretim araçlarına sahip olmayanların para karşılığında sarf ettiği emektir. Marx ve Marxistler için kapitalizm eşitsizliklerin hüküm sürdüğü, yok olmaya mahkum bir sistemdir. Bununla beraber, kapitalizm kavramını yalnız ekonomik bir sistem olarak değil de toplumsal tarafına da vurgu yaparak ilk ele alan kişi Werner Sombart olmuştur çünkü sermaye ve kazanç ile değil mülkiyet ve örgütlenmeyi temele alarak açıklamalar yapmıştır (Fulberth, 2018, s. 25). Bundan olsa gerek Braudel de (2014, s. 47) kapitalizm kavramının ortaya çıkışının Sombart ile olduğunu söylemiştir. Braudel de kapitalizmi açıklarken sermaye kavramını temele almıştır ve bunun yalnız para birikimine indirgenemeyeceğini söylemiştir. Sermayenin sermaye olabilmesini yinelenen üretime dahil olabilmesine bağlamıştır.

3. Kapitalizm ve Bilim İlişkisi Üzerine Yapılan Yorumlar
Kapitalizm ve bilim ilişkisine dair iki temel bakış açısı vardır. Bunlardan ilki bilim ve kapitalizmi eşgüdümlü görürken öteki kapitalizmi bilimin ilerlemesine engel olarak ele almaktadır.
Bilim ve kapitalizmi birlikte ilerleyen şekilde değerlendiren anlayış, bu iki nosyonun ortak toplumsal dinamiklere ve kuramsal temele dayandığını söylemektedir. Batı uygarlığının 16. yüzyıla dayanan değişimlerinde iki mühim gelişme olmuştur: “Modern bilim hareketi ve yükselen kapitalizm (Mollaer, 2005).” Bu dönemlerde kilisenin etkisi azalırken Descartes, Newton, Galileo gibi bilim adamlarının etkisi artmaktaydı. Kilisenin otoritesindeki sarsılma, Batı dünyasını modern döneme taşımıştır. Kapitalizmi ve bilimi modernitenin sac ayakları haline getiren de bu ortak tarihi temeldir. Feodalizmin güç kaybettiği bu dönem, pazar piyasasını doğurmuş ve kapitalizmin gelişimine sebep olmuştur.
Bunların yanında, kapitalizm ve bilimin dayandığı fikri temeller de özdeşlik göstermektedir. Kapitalizmin temelindeki liberal anlayışta “görünmez el” fikri hakimdir. Yani, piyasa müdahale edilmeksizin kendi dengesini bulacaktır. Bilimde olan mekanik evren anlayışı da görünmez ile aynı kefede değerlendirilebilir. Modern bilimin önde gelen isimlerinden Newton, evreni “otomatik işleyen bir saat modeli” şeklinde yorumlamıştır. Tanrı yalnızca en başında evrene müdahale etmiştir ve ondan sonrasında evren kendi dengesini bulmuştur bu anlayışa göre. Yani, evrensel kanunlara vurgu yapılmıştır. Kapitalist sistemde de tıpkı modern bilim anlayışında olduğu gibi müdahaleyi gereksiz hatta zararlı kılan genel geçer yasalar, dengenin sağlayıcısıdır.
Öte taraftan, “bilim” Aydınlanma döneminde ortaya çıkmıştır. Bu dönemin belirleyicisi ise liberal iktisadi anlayış olmuştur. Kapitalizm ve bilimi eşgüdümlü ele alan anlayışa göre, kapitalizmin sebep olduğu rekabet ortamı, bilimde ilerlemeyi de beraberinde getirmiştir. Bu fikre göre kapitalizm, buluşlar yapılmasını ve teknolojinin gelişmesini sağlamıştır. Bunu güdüleyen de kapitalizmdeki çıkar, kâr arzusu olarak görülmüştür.
İkinci bakış açısına göre ise kapitalizm, bilimi boyunduruk altına almıştır ve bunu yaparak onun gelişmesini engellemektedir; bilim, endüstri halini almıştır. Bu bakış açısının savunucularının çoğunlukta olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.
Bilimin endüstrileşmesi ilk olarak Alman 1870’lerde, Alman kimya sektöründe olmuştur. “Alman kapitalist sınıfı bilimi üniversiteler, sanayi laboratuvarları, profesyonel meslek örgütleri, ticaret odaları, devlet destekli araştırmalar kanalı ile geniş bir şekilde örgütleme çabasına girmiş ve bilim modern sanayinin temeli olarak kullanılmıştır (Narin, 2008).” Bunu takip eden vakitlerde ABD’de de tıpkı Almanya gibi, üniversitelerde devlet tarafından fonlanan araştırmalar yürütülmüştür. 1890’lara kadar süren ekonomik durgunluktan sonra ise hem ABD’de hem de Avrupa’da araştırma-geliştirmeye yapılan yatırımlar artmıştır. Bununla birlikte şirketlerin büyümesinin yollarından biri de patentler olarak görülmüştür. Bu dönemde bilimsel araştırmalara yapılan yatırımları arttırması açısından patent olumlu gözükse de daha sonraları eleştirilen bir kavram olmuştur.
Bilimsel üretimin endüstrileşmesi dört basamakta ele alınmıştır:
İlki bilimsel sanayinin ürettikleri üzerinde denetim kurulması ile endüstriyel ve bilimsel standartların yükseltilmesi.
İkincisi patentin getirdiği tekelleşme ile bilimsel endüstri ürünleri üzerinde kontrol sağlanması.
Üçüncüsü sanayi ve üniversite araştırma kurumları aracılığı ile bilimsel yeniliklerin kontrol altına alınması.
Dördüncüsü ve sonuncusu olarak da devlet okullarının kullanılarak endüstriyel bilimin uygulayıcılarının kontrol altına alınması.
Tarihi olarak ilerlemesi bu şekilde kabaca özetlenebilecek bilimin endüstrileşme süreciyle sermaye tarafından boyunduruk altına alınması, bilimin ilerlemesi açısından zararlı görülmüştür. Bu bakış açısına göre “patentler, kârlar ve üretim araçlarının özel mülkiyeti aslında bilimin yakın tarihte karşılaştığı en büyük engellerdir. (Palecek, 2010).” Palecek, özel mülkiyetin bilimin gelişmesine engel olmasına örnek olarak şu olayı göstermektedir: Yüzde doksan beş oranında korunmuş bir lemur fosili bulmuştur ve geçiş türü olarak görülmesi açısından evrime dair açıklamalar için bu lemur fosili önemli görülmektedir. Bu fosili bir özel koleksiyoncu 25 yıl boyunca öneminin farkında olmayarak saklamıştır. Palecek (2010), bu gibi olayların sahnesi olan fosil pazarını “bütün insanlığa ait olan hazineleri metalaştırdığı” için eleştirmektedir.
Kapitalizm ve bilim ilişkisi çerçevesinde eleştirilen bir diğer şey ise ilaç firmaları olmuştur. Eleştirenlere göre ilaç firmaları, toplumun ya da bireylerin sağlığını değil kendi ceplerine girecek parayı önemsemektedir. Bundan dolayı da hastalıklara kesin çözüm olacak tedaviler değil, insanları sürekli bağımlı ve müşteri kılacak ilaçlar üretilmekte ve pazarlanmaktadır. Buna örnek olarak Alberta Üniversitesi tarafından kansere çare olarak gösterilen tedavinin bütçe eksikliği ve desteksizlik sebebi ile geliştirilememesi gösterilebilmektedir. Bahis konusu bu ilaç patentli alınabilir olmadığı için şirketlerin ilgisini çekmemiştir ve bütçe açığı dolayısıyla bu çalışmalar son derece yavaş ilerlemiştir. Bunun gibi örneklerin çoğaltılabileceği açıktır.

Diğer taraftan rekabetin bilimsel gelişmeye ket vurucu olduğunu kanıtlamak çabası ile elektrikli araçlar da örnek gösterilmektedir. Buna göre bu araçların bakımı son derece kolay olduğu için otomobil üreticileri, elektrikle çalıştığı için petrol üreticileri piyasada tutunamaz hale gelecektir ve bundan dolayı da bu araçların yaygınlaşması engellenmeye çalışılmaktadır. Hatta petrol üreticilerinin elektrikli araçlarda kullanılacak bataryanın patentini satın alarak elektrikli araçların yaygınlaşmasını engellemeye çalıştığı söylenmektedir.
Bunlara ek olarak, kapitalist sisteme hakim olan ve onun temel özelliklerinden olan rekabet havasının işbirliğini de engellediği ve ortak bir araştırmayı imkansız kıldığı söylenmektedir. Buna göre hangi sektörde olursa olsun o sektörün en iyileri farklı şirketlerde çalışmaktadır ve bırakın fikri alışverişi birbirlerine karşı savaş halindedir. Doğal olarak bu da ortak çalışmayı, bilinenler ile ilerlemenin mümkün olmasını engelleyerek bilimin ilerlemesinde olumsuz rol oynamaktadır.
Bilimin kapitalizmin boyunduruğunda olduğunu söyleyenlere göre, Marx’ın da deyişiyle, buluş yapmak meslek halini almıştır. Yani üretim rastlantısal olmaktan uzaktır ve kapitalist sistemin gereksinimlerine yöneliktir. Bu da bilimin üretkenliğine ket vurmaktadır.
Bunların yanında bilimsel üretimin kapitalist sistemde makineleşmek anlamına geldiğini ve bunun da nitelikli işgücünü olumsuz etkilediği iddia edilmektedir. Nitelikli işgücünün olumsuz etkilenmesi de işçinin ücretinin düşmesi anlamını taşımaktadır. Kapitalizmin bilimsel gelişmeye ket vurucu nitelikte olduğunu savunan fikre göre, kapitalist sistemde bilim toplumsal gereksinimlere göre şekillenmemektedir ve dolayısıyla irrasyoneldir. Buna örnek olarak da kaynakların eğitim, açlık, yoksulluk, kanser gibi öncelikli toplumsal problemlere aktarılması yerine askeri üretime aktarılması gösterilmektedir.
Getirilen bir diğer eleştiri ise şu şekilde: Kapitalizm sebebiyle bilimin toplumsal karakteri görünmez hale gelmiştir. Çünkü bilim araştırmaları için o denli büyük fonlar ayrılaktadır ki bilim halkın gözünde yalnızca kapitalistler tarafından üretilebilir ve zenginliğe bağlı bir hal almaktadır. “Özellikle gelişmiş kapitalist ülkelerde üniversiteler ve eğitim kurumları kapitalist üretim ve kâr mekanizmaları doğrultusunda giderek araçsallaştırılmışlardır (Üçkuyu, 2013).” Yani bilimin temel işlevi kapitalist üretimi arttırmak haline gelmiştir.
Sonuç
Bilim ve kapitalizm aynı kökler üzerine Batı dünyasında salınmıştır. Paylaştıkları bu kökler, Batı dünyasının kiliseden kopuşu, modernleşme ile bağlantılı görülmüştür. Bir taraftan feodal sistem güç yitirirken diğer taraftan kiliseye başkaldıran bilim adamları Batı’da bilimin temellerini atmıştır. Dolayısıyla bilimin zaten modern zamanın ürünü olduğu ve bu sebeple de “modern bilim” yerine “bilim” denmesinin yanlış olmayacağı söylenebilir. Liberal iktisadi sistemin ön plana çıktığı bu dönemde bilimde de aynı doğrultuda değişimler olmuştur. Bunun en bariz örneklerinden biri “görünmez el” ve “mekanik işleyen evren” anlayışları arasındaki benzerliktir. İki anlayışta da müdahale zararlı görülmüş ve bahis konusu olan neyse onun kendi dengesini bulacağı iddia edilmiştir. Bilim ve kapitalizm arasındaki bu benzerlikler ve ortak temeller, ikisi nosyonun el ele ilerlediğini savunanların dayanakları olmuştur.
Diğer bir bakış açısına göre kapitalizm, bilimin ilerlemesinin önündeki bir engeldir. Kapitalizmdeki kâr güdüsü ve çıkar arayışı bilimin, toplumun lehine olmaktan ziyade kapitalistin cebine yaramaktadır. Bu kâr güdüsü ve çıkar arayışının müsebbibi olduğu rekabet ortamı da düşmanlıkları doğurup işbirliğini, bilgilerin ortak kullanımını engelleyerek bilimin ilerlemesini ve toplumsal faydayı geri plana atmıştır. Bunun da en bariz örneklerinden biri sağlık, eğitim gibi alanlara yani doğrudan insanların faydasına yönelik yapılacak harcamaların ve çalışmaların yerinde askeri alana yapılan yatırımların olmasıdır. Bilim, kapitalizmin doğası gereği araçsallaşmış ve endüstri halini almıştır.
1 Bkz. Arslan, H., (2018). Epistemik Cemaat: Bir Bilim Sosyolojisi Denemesi. Paradigma Yayınları
* Öne çıkan görsel, https://economicsociology.org/2018/07/05/bb-economics-nobel-fools-you-moral-limits-market-and-science-standardization-of-consumption-capitalism-cannot-reform-itself-racial-wealth-gap-on-the-origin-of-cooperation/ adresinden alınmıştır.
KAYNAKLAR
Arslan, H. (2018). Epistemik Cemaat: Bir Bilim Sosyolojisi Denemesi. Paradigma Yayınları.
Braudel, F. (2014). Kapitalizmin Kısa Tarihi (İ. Yerguz, Çev.; 2. bs). Say Yayınları.
Demir, Ö. (2009). Bilim Felsefesi (3. bs). Vadi Yayınları.
Doğan Özlem. (2001). Bilim nedir? Ne değildir? http://acikerisim.uludag.edu.tr/jspui/handle/11452/16664
Fulberth, G. (2018). Kapitalizmin Kısa Tarihi (S. Usta, Çev.; 4. bs). Yordam Kitap.
Giddens, A., & Sutton, P. W. (2020). Sosyolojide Temel Kavramlar (A. ESgin, Çev.; 4. bs). Phoenix Yayınevi.
Kuhn, T. (2000). Bilimsel Devrimlerin Yapısı (Nilüfer Kuyaş, Çev.; 5. bs). Alan Yayıncılık.
Merkit, N. (2021). Karl Popper ve Yanlışlanabilirlik İlkesi. Birey ve Toplum Sosyal Bilimler Dergisi. https://doi.org/10.20493/birtop.893129
Mollaer, F. (2005). Modern bilim ve kapitalizmin erken bir eleştirisi: J. J. Rousseau’nun felsefesi. http://acikerisim.uludag.edu.tr/jspui/handle/11452/16704
Narin, O. (2008). Kapitalizm ve Bilimin Üretimi, Bilimsel Emek Sürecinde Dönüşüm. İktisat Dergisi, Sayı: 494–495, Mart-Nisan 2008, s. 25–39. https://www.academia.edu/5159827/Kapitalizm_ve_Bilimin_%C3%9Cretimi_Bilimsel_Emek_S%C3%BCrecinde_D%C3%B6n%C3%BC%C5%9F%C3%BCm
Palecek, M. (2010). Kapitalizm, Bilime Karşı. Yeni Fikir Dergisi, 2(4), 58-66.
Rand, A. (2005). Kapitalizm Nedir? (N. Kandemir, Çev.). Liberal Düşünce, 10(37), 165-184.
Üçkuyu, Y. (2013). Bilim’in kapitalizm ile ilişkisi üzerine bir çerçeve denemesi. TTB Toplum ve Hekim, 28(1), 8-13.
Woolgar, S. (1999). Bilim: Bilim İdesi Üzerine Sosyolojik Bir Deneme (H. Arslan, Çev.; 1. bs). Paradigma Yayınları.
