Öz
Bu yazıda, günümüzde yaşamaya devam ettiğimiz dijital, ekonomik ve toplumsal hayat da dikkate alınarak teknolojik gelişmeler merkezinde, geleceğe dair üretilen fikirler ele alınmıştır. Gelecekte yaşanacağı tahmin edilen ve dijitalliğe/teknolojiye dayanan sistemler, bu sistemlerin sağlayabileceği yararlar ve doğurduğu bazı etik, ekonomik yahut sosyopolitik tehlikelere değinilmiştir. Bu gelişmeler ya da değişmeler yaşandığı takdirde yeni eşitsizlikler doğurabilir mi ya da mevcut eşitsizlikleri derinleştirebilir mi sorusuna cevap aranmıştır.
Giriş
Dünya belki de hiç olmadığı kadar hızla değişiyor. Bu değişimin yapı taşının teknoloji olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Değişim, doğal olarak sosyal bilimcilerin ilgisini çekiyor ve değişimin nedenleri, yorumları ile birlikte gelecekte ne olacağına dair de pek çok bakış açısı, tahmin bulunuyor. Böylece hayatımıza yeni kavramlar da dahil oluyor. Metaverse, yapay zeka, süper kapitalizm, kripto para, nesnelerin interneti, robotik kodlama gibi kavramlar bunlardan birkaçı. Dünya Ekonomik Forumu’nun kurucusu ve yönetim kurulu başkanı olan Schwab (2016, s. 15) teknolojide ve dünyayı algılama biçimindeki değişimlerin ekonomik ve sosyal olarak dönüşümlere ve dolayısıyla devrimlere sebep olduğunu yazmıştır. Örneğin Birinci Dünya Savaşı’nın etkileri, Avrupa tarihini hem sosyal hem politik olarak dönüştürmüştür. Berend’e (2015, s. 126) göre, savaştan çıkan halk, savaş sırasında yaşadıklarını, yani savaşın getirdiği ekonomik düzeni, savaş sonrasında da yaşamak yönünde bir düşünceye kapılmışlardır. Berend, örnek olarak İtalyan’ın diktatörlüğünü ve ekonomik dirijizmini göstermiştir. Savaş sırasındaki örgütlü üretim, daha sonraları dirijizme dönüşmüştür şeklinde yorumlanabilir.
Tarihi olarak yorumlandığında görülmektedir ki teknolojik gelişmeler ekonomik, politik ve sosyal yapıyı değiştirip dönüştürürken bu ilişki tek taraflı değildir. Yani teknoloji de bu kurumlarla birlikte değişim sürecine girmektedir. Bu yazıda ele alınacak olan da bu çift taraflı ilişkinin nasıl bir dünya oluşturacağına dair tahminlerdir. Bu, yaşanan değişimlerden yola çıkılarak oluşturulan kavramlar ve toplumsal etkileri ele alınarak yapılacaktır.
1. 21. Yüzyılın Nosyonları
1.1. Meta-verse
Bu kavramın hayatımıza girmesi oldukça yenidir. Yeni tanışmamızdan kaynaklı olarak da sınırları kesin olarak çizilmiş değildir. Meta-verse kavramı ile anlatılan sistem, henüz yaşanmasa da internet ile ilgili gelişmelerin önce soyut şekilde, yani kavram olarak olarak hayatımıza girip sonrasında yaşandığı söylenmektedir. Bu kavram konusunda bir konsensüs oluşmasa da anlatılmak istenenin yahut tahayyül edilen yeni düzenin ne olduğu çeşitli tanımlardan anlaşılmaktadır. Yaşadığımız dünyanın dijital bir muadili olarak da görülebilecek bu sistemin bize sonsuz dünya arasında geçişleri mümkün kılacağı söylenmektedir. Meta-verse evreninin de kendine ait bir ekonomik düzene sebep olacağı bu evrene dair yapılan tahminler arasında. Nasıl ki yaşadığımız dünyada bir şeyler için para veriyorsak meta-verse dünyasında da böyle olacaktır. Tahminler, fiziki gerçekliğimiz ile sanal gerçekliğimizin birleşip bizi birlikte oluşturacağı yönündedir (Türk vd., 2022). Bu noktada akla gelebilecek soru şudur: Bu ikinci bir dünya, hangi toplumsal değişimleri beraberinde getirecek yahut tüm toplumlar ya da topluluklar aynı süre zarfında meta-verse deneyimini yaşayabilecek mi? Günümüzde internet, oldukça kolay ulaşılabilir haldedir fakat yine de bu devrimin küresel boyutta yaşanıp yaşanamayacağı tartışma konusu olmaktadır.
1.2. Yapay Zeka
Yine teknolojik gelişmeler ile hayatımıza giren bu kavram, insan aklı gerektiren eylemlerin makineler tarafından yapılması anlamını taşımaktadır. Dolayısıyla yapay zeka ile toplumun düşünceleri, yaşayış biçimi arasında bağlantı vardır (Kürkcü, 2022). Bu yapay zeka üzerinde kültürün belirleyici rolüne götürmektedir bizi. Yapay zekaya ihtiyaç duyulan durumlar ve ortamlar, kültürle bağlantılı olarak ilerlemektedir. Kültür ve ekonominin el ele yürüyen iki nosyon olduğu söylenebilir. Dolayısı ile ekonomik üretim tarzı ve yapay zeka ilişkisi dikkate değerdir. Schwab (2019, s. 167) yapay zekanın dijital üretim şekillerini şekillendirdiğini ve bunun yalnız dijital düzeyde kalmayacağını zamanla fiziki ekonomiyi de şekillendireceğini yazmıştır. Yapay zekaya yönelik tahminler, insanın kapasitesinin yetmediği işleri de yapabileceği yönündedir. Bu bir taraftan sevindirici gözükürken bir taraftan da korkutucu olarak ele alınabilir. Yapay zeka ile yönetilen robotlar, insandan daha donanımlı ve kuvvetli hale geldiğinde bunun bir güç çatışması haline gelip gelmeyeceği tartışılmaktadır. Yapay zekanın insanı özelliklerle, ahlaka uygun hareket edip etmeyeceği de tartışmalara konu olmaktadır. Bu da bizi başka bir soruya götürmektedir. Makinelerin ona uygun hareket edebileceği evrensel bir ahlaktan bahsedilebilir mi?

1.3. Nesnelerin İnterneti
Gökrem & Bozuklu (2016), nesnelerin internetini şu şekilde tanımlamıştır: “Çevremizdeki fiziksel olayları kontrol etmemizi ve takip ederek analiz etmemizi sağlayan cihaz, yazılım ve erişim hizmetlerini kapsayan bir iletişim ağıdır.” Nesnelerin interneti dördüncü sanayi devriminin önemli kavramlarından biridir. Bu bir taraftan da gündelik yaşamımıza dair pek çok verinin depolanması ve kullanılması anlamına gelmektedir. Dolayısı ile güvenliğe dair endişelere sebep olmaktadır. Schwab, (2019, s. 144) güvenlik ile endişelere odaklanılarak önemli bir şeyin gözden kaçırıldığını yazmaktadır: Endüstrinin internetlendirilmesi. Ona göre nesneler internete bağlanınca bu aynı zamanda nesnelerin topladığı verilerin farklı açılardan da kullanabileceği anlamına gelmektedir.
1. 4. Biyolojik Tasarım
Biyolojik tasarım yapmaya imkan sağlayan biyoteknoloji, insan ya da insan dışındaki canlıların genetiğine etki etmek anlamını taşıyor. Bu mühendislik, sağlık alanında da üretim anlamına geliyor. Arzulanan fenotipin oluşturulması yahut çeşitli hastalıklar için tedavi yöntemi elde etmeye yarayan biyoteknoloji, umut verici olsa da diğer kavramlar gibi, bazı etik çıkmazlar içeriyor. Neden biyolojik tasarıma ihtiyaç duyuyoruz? Schwab (2019, s. 215) “aşılar ve tedavi edici antikorlar ve hatta biyolojik terör tehditleri için antidotlar hızlı bir şekilde üretilebilir” şeklinde biyoteknolojinin faydalarına değiniyor. Bir taraftan da biyoteknolojinin elinde bulundurduğu kuvvet, endişe doğuruyor. Biyolojik tasarımın, sınıflar arası yahut toplumlar arası eşitsizliği, adaletsizliği arttırıp yeni uçurumlara sebep olabileceği düşüncesi bu endişelerden birini oluşturuyor.
1.5. Jeomühendislik
Schwab (2019, s. 270) jeomühendisliği “insanların yeryüzünün son derece karmaşık biyosferinin davranışını bilinçli olarak ve başarılı bir şekilde kontrol edebileceği fikridir” şeklinde tanımlamıştır. Jeomühendislik ile amaçlanan, kimi bilim insanları tarafından zararlı görülmüştür. Onlara göre bu alana müdahale etmeye çalışmak ancak yıkıcı bir hamledir. Diğer bir taraftan da yaşanan olumsuzluklara çare olacağı fikrine dayanarak jeomühendisliği olumlu görenler de vardır. Kuraklık, küresel ısınma gibi sorunlara çözüm üreteceği düşünülen eylemlerin, bilmediğimiz başka ve kalıcı problemlere sebep olabileceği tezi ile ise jeomühendisliği gerekli görenlere karşı çıkılmaktadır. Bunun yanında bir bölgedeki problem çözülürken o problemin çözümünde kullanılan yöntem başka bir bölge için zarar verici nitelikte olabilir.
1.6. Kripto Para
İnternetin gelişmesi, ekonomik faaliyetlerin bir kısmının dijital ortama taşınması anlamını taşımıştır. Bu durum da kripto para kavramını hayatımıza sokmuştur. Dayanan (2021) kripto parayı şu şekilde tanımlamıştır: “Kripto para, internet aracılığıyla kullanılan, herhangi bir aracı kuruma ya da merkezi otoriteye bağlı bulunmayan, sanal para birimidir.”
Kripto para, tıpkı normal para gibi sürekli kullanılmaya başlanmıştır ve dünyada kimi iş yerleri kripto para ile ödeme yapmayı kabul ettiğini söylemiştir. Zaman ve mekan sınırlarını ortadan kaldıran bu sanal para birimi, somut paraya nazaran, sınırları yıkması bakımından avantajlı görünmüştür. Bu avantajlarının yanında, pek çok tehlikeye açık olması ve kimi suçların mekanı olması açısından eleştirilmiştir. Kripto para piyasasının resmi bir kontrol edeninin olmaması ve hukuki dayanaklarının eksikliği, güvenlikle alakalı tehditler doğurabilecek nitelikte görülebilir. Pirinççi (2018), “hukuksal bir zemini olmayan, spekülasyonlara duyarlılığı çok yüksek olan Bitcoin sistemi, her geçen gün kara para aklama, dolandırıcılık ve diğer suçlar için elverişli bir zemin olduğu görülmektedir” cümlesi ile kripto para piyasasına olan güvensizliğin sebeplerini özetlemiştir. Kripto para piyasasında veriler, bloklara kaydedilmektedir. Bu sistem de blockhain olarak adlandırılmıştır. Blockhain sistemi ile güvenliğin sağlanması amaçlanmıştır. Herhangi bir kişi ya da kuruma bağlı olmayan bu depolama biçimi, kompleks matematiksel nüvelerden oluşmaktadır. Bunun yanında verilerin tek bir merkezde depolanmaması da güvensizlik oluşmasının önüne geçebilecek bir etken olarak görülebilir. Şu an pek yaygın olmasa da gelecekte somut paranın yerini alıp almayacağı tartışma konusudur. Kesebir ve Günceler (2019), kripto paranın tüm yaşamımıza dahil olacağını dolayısı ile banka ve finans sistemlerinin buna yönelik düzenlemeler yapması gerektiğini yazmışlardır. Bu da ancak kripto paranın yaygınlaşması ile mümkün gözükmektedir. Yaygınlaşması ise yapılması gereken uluslararası düzenlemeler ile de ilgilidir. Bu konuda ülkelerin attığı adımlar ve kripto paranın görünürlüğünün giderek artması, sanal paranın geleceği konusunda umut ışığı yakmaktadır. Gelecekte bir gün somut paranın tamamen terk edilip her yerde sanal paranın kullanılması pek de uzak bir ihtimal olarak gözükmemektedir.
2. Yaşanacağı Tahmin Edilenler Herkesin Yararına Olabilir mi?
Dünya tarihine bakıldığında, önemli pek çok gelişmenin dünyanın farklı yerlerinde farklı biçimde ve zamanlarda meydana geldiği gözükmektedir. Sanayileşme, kentleşme gibi değişimler toplumdan topluma farklılık göstermiştir çünkü farklı toplumsal dayanakları vardır. Gelişen teknoloji ve internetin gündelik hayatımıza bu derece dahil olması küreselleşme fikrini ve dolayısıyla değişimlerin küresel boyutta yaşanacağı “küresel köy” tahayyülünü getirdiği söylenebilse de dünyada bir tarafta çok zenginler varken bir tarafta da yoksulluğun, fırsatsızlığın olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Gelişen teknolojinin sağlayacağı faydalar yoksulların da erişebileceği şekilde olacak mı yahut yoksulları daha da yoksullaştırıp zenginleri de daha mı zenginleştirecek sorusuna kesin bir yanıt vermek mümkün gözükmemektedir. İnternetin ve cep telefonu yahut bilgisayarların son derece kolay erişilebilir olduğu dolayısıyla teknolojinin sağladığı imkanlar ile zenginleşmek için herkese eşit fırsatlar sunulduğu da tartışma konusudur. Teknolojik gelişmeler gerçekten de geleneksel sınırları kaldırabilecek niteliktedir fakat geleneksel sınırların ortadan kalkmasını teknoloji tek başına yapamayacaktır. Schwab’a göre (2019, s. 80) daha önceki üç sanayi devrimi çeşitli eşitsizliklere sebep olmuştur. Dördüncü sanayi devriminde ise eşitsizlikler giderilmelidir ve kapsayıcı, tüm paydaşlara fırsat eşitliği sunan bir sistem oluşturulmalıdır. İnternet, kolay erişimli olarak gözükse dünyada internete bağlanma imkanı olmayan nüfus azımsanabilecek seviyede gözükmemektedir. Dolayısıyla yukarıda bahsedilen gelecek tahayyüllerinden pek çoğuna erişimleri de pek mümkün gözükmemektedir.
3. Yirmi Yıl Sonrasında Bizi Ne Bekliyor?
Nesnelerin interneti tahayyülü ile gözükmektedir ki gelecek yıllarda internet, yaşamımızın daha da derinliklerine kadar nüfuz edebilecek. Şimdilerde buzdolabı, akıllı saat gibi nesneler ile sınırlı kalsa da önümüzdeki yıllarda nesneler arası internet, kıyafetlerimizden mutfak gereçlerimize kadar girecek. Teknolojinin gündelik hayatımıza sokacağı tahmin edilen bir diğer şey ise 3D baskısıdır. Bu baskı yöntemi istediğimiz nesnenin bir yerlere gidip satın almadan yahut sipariş vermeden elimize ulaşacağı anlamını taşımaktadır. Bu tür bir imkanın süper kapitalizme sebep olacağı söylenmektedir.
Öte taraftan biyoteknolojik mühendislik ile Huxley’in Cesur Yeni Dünya tasarımındaki gibi insan “üretimi” de geleceğimizde yer edecek gibi gözükmektedir. Bu yolla belki bazı hastalıklara çözüm bulunurken diğer taraftan da bu mühendislik kuvvetini elinde bulunduranların çıkarına yönelik olsa da toplumun genel faydasına yönelik olmayan durumlar da meydana gelebilir.
Yapay zekanın yaygınlaşması ve geliştirilmesi ile birlikte, şimdilerde insanların çalıştığı işler yapay zekaya devredilebilir. Bu da işsizlik korkusunu doğurmaktadır. Daha da korkutucu olan kontrolün yapay zekaya, robotlara geçme ihtimalidir. Mükemmel şekillerde tasarlanan yapay zeka, insan ile çatışıp onu alt edebilir mi?
Yapay zeka ile hayatımıza girecek robotların bizi işsiz bırakacağı yahut kontrolü eline alacağı endişesi bir yana, meta-verse tasarımı ile insan, şu an kabul ettiğimiz tarzda bir insan mı olacak? Sanal kimliklerimiz ve şimdiki dünyadaki kimliklerimizin birleşmesi ile kalmayıp tüm yaşantımızı sanal kimliğimizin oluşturması da pek uzak gözükmemektedir. Sosyal medyalarda oluşturulan personalar, bu ihtimalin ilk adımları olarak okunabilir. The Social Dilemma (Orlowski, 2020) belgeseli de göstermektedir ki sosyal medyadaki hareketlerimiz izlenmekte, verilerimiz depolanmakta ve işlenmektedir. Verilerin kullanılması yoluyla tahmin edilebilir bir organizma haline geliyoruz ve bu tahmin edilebilirlik, yönetilebilirliği de beraberinde getiriyor. Bu da gelecekte, sanal kimliklerimiz ile birlikte, kendi aklımızı ne kadar kullanabileceğiz endişesini beraberinde getiriyor. Azınlığın çıkarı için hareket eden birer tasarıma mı dönüşeceğiz ya da dönüştük mü?
Yapay zekanın getireceği belki de en önemli şeylerden biri de ülkeler arası dil farklılıkları kaynaklı iletişim zorluklarını ortadan kaldırmak olacak. Konuştuğumuz anda çeviri yapan teknoloji, dil anlamamaktan kaynaklanan zorlukları ortadan kaldıracak.
Teknolojinin hayatımızı bu denli donatması iş hayatımızı da etkileyecek. Yapay zekanın insanın çalışmasına olanak bıraktığı alanlarda, iş, kişinin tüm yaşamına yayılacak gözükmektedir. Teknolojinin getirdiği iletişim yenilikleri, bizleri her an ulaşılabilir kıldı. Dolayısıyla da mesai kavramı da yavaş yavaş ortadan kalkıp gün boyu çalışma durumu ön plana çıkmaktadır.
Yaşamın bu denli değişeceği fikri uzak gözükmese de bunun toptan, kapsayıcı yani dünyanın her yerinde aynı şekilde yaşanacağı fikri pek de yakın gözükmemektedir. Bu dönüşümlerin, mevcut ekonomik eşitsizlikleri daha da derinleştirebileceği de gözden kaçırılmamalıdır. Ekonomik yetersizlikten dolayı mevcut teknolojilere dahi erişimi olmayan kesim, olacağı düşünülen bu dönüşümleri yakalayabilecek fırsata sahip olmayabilecektir. Bu da aralarındaki sınırın keskin olduğu iki sınıfın oluşması tehlikesi anlamı taşımaktadır. Bahsedilen bu olası adaletsiz durumun önüne geçmek ve daha sürdürülebilir bir sistem kurmak da ancak bu ekonomik yetersizliklerin giderilerek paydaş bir sistemin kurulması ile mümkün gözükmektedir. Schwab’ın (2019, s. 97) ifadesi ile “çok paydaşlılık ilkesi şunu savunur: Karmaşık küresel meydan okumalar karşısında uygulanabilir çözümler üretmek ancak iş dünyası, hükumet, sivil toplum ve akademik çevrelerden gelen liderler kadar genç kuşakların da katılımının sağlandığı bir işbirliğiyle mümkündür.”
Çok paydaşlığı mümkün kılmak ise öncelikle teknoloji kullanımındaki ekonomi kaynaklı fırsat eşitsizliğini fark etmek ve bunun üzerine tartışmaktan geri durmamak ile elde edilebilecektir. Bununla birlikte fırsat eşitsizliğini gidermek adına dezavantajlı olanlara destek sunmak da bir diğer çözüm yoludur. Bu tartışmaları yapmak yahut sosyal ve ekonomik destek oluşturmak da politika ile mümkün gözükmektedir. Teknolojinin sağladığı fırsatların eşit şekilde kullanılabilmesi için yalnız yerelde değil küreselde de politik adımlar atılırsa bahsedilen gelecek tahayyülü yalnızca azınlığın yararına olmakla kalmayacaktır. Bunun ilk adımı ise belki de eşitsizliklerin asıl sebebi olan yahut eşitsizlikleri besleyen politikaların sorgulanıp tartışmaya açılması ve gerektiği gibi değiştirilmesidir. Bu yapılırken ise eşitsizliğin sebebi olabilecek yaş, cinsiyet, ırk gibi farklılıklar göz önünde bulundurularak genel faydanın işleyeceği şekilde bireyleri güçlendirmek önemli olacaktır.
- Öne çıkan görsel https://tr.cointelegraph.com/news/top-metaverse-news-of-the-week-may-16-22 adresinden alınmıştır.
KAYNAKLAR
Berend, I. T., & Çağlayan, S. (2015). 20. Yüzyıl Avrupa İktisat Tarihi (3. bs). İŞ Bankası Yayınları.
Dayanan, D. (2021). Kripto Para Birimleri ve Türkiye’deki Yasal Uygulamaları. Rahva Teknik ve Sosyal Araştırmalar Dergisi, 1(1), 37-44.
Gökrem, L., & Bozuklu, M. (2016). Nesnelerin İnterneti: Yapılan Çalışmalar ve Ülkemizdeki Mevcut Durum. Gaziosmanpaşa Bilimsel Araştırma Dergisi, 13, 47-68.
Kesebi̇r, M., & Günceler, B. (2019). Kripto Para Birimlerinin Parlak Geleceği. Iğdır Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 0(17), 605-625.
Kürkcü, S. (2022). YAPAY ZEKÂ İLE TOPLUMSAL GENEL ZEKÂNIN İLİŞKİSİ ÜZERİNE: FİKİRLERİN VE KURUMLARIN DÖNÜŞÜMÜNDE YAŞAMIN BAĞLANTISALLIĞI. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dergisi, 62(1), 764-785. https://doi.org/10.33171/dtcfjournal.2022.62.1.31
Orlowski, J. (2020). The Social Dilemma. Netflix.
Pirinççi, A. E. (2018). YENİ DÜNYA DÜZENİNDE SANAL PARA BİTCOİN’İN DEĞERLENDİRİLMESİ (Evaluation of Virtual Money Bitcoin in the New World Edition). https://papers.ssrn.com/abstract=3389184
Schwab, K. (2016). Dördüncü Sanayi Devrimi (Z. Dicleli, Çev.). Optimist Kitap.
Schwab, K. (2019). Dördüncü Sanayi Devrimini Şekillendirmek (N. Özata, Çev.). Optimist Kitap.
Türk, G. D., Bayrakci, S., & Akçay, E. (2022). METAVERSE VE BENLİK SUNUMU. Turkish Online Journal of Design Art and Communication, 12(2), 316-333.