Yazar: Saliha Metin
Simmel sosyolojisi toplumun her şeyden önce bir etkileşimler ağından oluştuğunu kabul etmekle başlar. Simmel’den önce sosyoloji, çoğunlukla kişiler arasındaki gündelik ve olağan ilişkileri incelemekten ziyade genel bir toplumsal analiz yapma kaygısı taşır. Bu nedenle daha önceki sosyologlar din, ekonomi, siyaset gibi büyük kurumların toplumla olan ilişkisini ve geçirdikleri değişimleri ele almışlardır. Simmel ise daha önceki sosyologların aksine topluma çok daha küçük ilişkiler içerisinden bakarak mikrososyolojik bir bakış açısı geliştirmiş ve insanların belirli amaç ve çıkarlar doğrultusunda etkileşimde bulunduklarını söylemiştir (Ritzer & Stepnisky, 2019, s. 34). Onun sosyolojisinde toplum, organizma olarak değil, etkileşimde bulunan bireylere verilen isim olarak tanımlanmaktadır ve birey, toplumun bir ürünü olarak görülmektedir. Bunlarla birlikte Kant’ın formalistik ruhunu taşıyan Simmel, etkileşimi, biçim (form) ve içerik olarak ayırarak formları incelemiş ve ilişkilerin kurulmasındaki temel çıkarlar farklı olsa da formların benzer olabileceğinden (Kabakçı, 2014) bahsetmiştir. Özellikle modernitenin yarattığı insanın etkileşimlerini inceleyen Simmel’in sosyolojisinde inceleme konuları da para, şehir ve moda gibi formlardır. Bu nedenle Simmel, ‘modernite sosyoloğu‘ olarak anılmaktadır. Onun modern yaşamın etkileşimleri üzerine 19. yüzyılda yaptığı çözümlemeler, mikroskopik bir yaklaşıma sahip olması ile de bugün hala hızla değişen yaşamı tanımlamak için kullanılabilecek kadar derin ve güçlüdür.
Simmel’in ‘Modern Kültürde Çatışma’ eseri, sunuş kısmıyla birlikte bir ana başlık ve üç alt başlık olmak üzere, beş bölümden oluşmaktadır. Aslen alt başlıklarda yer alan yazılar, Simmel’in üç önemli denemesidir. David Frisby’nin sunuşuyla başlayan ilk bölüm, Simmel’in sosyolojisinin genel bir çözümlemesini içerir. Sunuş metni Simmel’in kitaptaki çalışmalarının bir özeti niteliğindedir. Bu noktada Frisby, Simmel’in modernite anlatısının tarih içindeki yerini daha iyi anlamamızı sağlar.

“Modern Kültürde Çatışma” adlı ana başlık; hayat, formlar ve çatışma kavramlarının toplumsalı yaratması ve toplumsaldaki tezahürleri üzerinedir. Bu yazı aynı zamanda Simmel’in metodolojisini de anlamamızı sağlar. Hayat devamlı olarak bir akış ve değişim halindedir. Formlar ise devamlı akışın içerisinde yaşamın bir anının kalıplaşmış ilişkiler şekline dönüşmesidir. Kültür, bu durağanlık kazanmış formlardan meydana gelir. Kahraman (2018), Simmel’in toplumsal düzeni gündelik yaşamdaki rastlantısal kesitlere bakarak açıkladığını söyler. Formlar ve hayat, yani akış ve durağanlık devamlı olarak çatışma içerisindedir. Hayatın akışkan gücü formları kaçınılmaz olarak değişime zorlar. Tarihe baktığımızda bu sebeple birçok kültürel dönüşümün yaşandığını görürüz. Simmel (2017, s. 79), hayatın bir form kazanarak gerçeğe dönüşmeye mahkûm olduğunu söyler. Bu nedenle eski bir formun yerine yenisi konulmuş ve tarih bu eski-yeni çatışmasıyla oluşmuştur. Örneğin Ortaçağın dini yaşantısı, Aydınlanma’nın aklı üstün gören anlayışında yeni formlar kazanmıştır. Ancak hayatın paradoksu, kendini dolaysız olarak ortaya koyma arzusundadır. Bu nedenle modern yaşam, form ilkesiyle tamamen mücadele halindedir. Artık hayat çok hızlı bir biçimde formlar oluşturmakta ve aynı hızda oluşturulan formları yıkmaktadır. Tarih boyunca dönem dönem farklılaşan büyük fikirlere ve ona tabi olan insanlara rastlarız. Ancak uzun zamandır insanları bütünleştiren bir yaşam anlayışı ya da düşünce gelişmemiştir.
Simmel’in kitapta alt başlık olarak yer alan ikinci önemli denemesi, “Metropol ve Tinsel Hayat”tır. Simmel bu denemesinde, modern yaşamın tam bir tezahürü olan kenti ve kent insanının zihinsel yaşamını aktarır. Simmel, eserinde ilk olarak kır ve kent yaşamlarının farklılıklarından bahseder. Kırsal hayatta, yüz yüze ilişkilere dayalı değer ve normlarla çevrelenmiş duygusal bir birliktelik hâkimdir. Kırsal yaşam, bu özelliğiyle kişilerin üzerinde bir belirleyiciliğe sahiptir. Örneğin alınan kararların topluluğun geleneklerine uygun olması gerekir ancak kentte tam aksine alınan kararlarda hız, çeşitlilik, farklılık ve karmaşa hâkimdir. Kent, bu hızlı yaşam içerisinde anlık ilişkilerin kurulduğu bir mekândır. Bu sebeple kent, kişinin yaşamının tamamına nüfuz eden değerler ve normlar oluşturamaz. Kırsal yaşama kıyasla kentler, özgürlüğün ve bireyselleşmenin alanıdır. Metropolde yeni bir ilişki biçimi yaratan ve zihinsel yaşamı da etkileyen esas önemli unsur ise para ekonomisidir. Para artık şeylerin değerinin tek belirleyicisidir. Her şeyin hesabî bir temelde belirlenmesi, ilişkilerin de çıkarcı olmasına yol açar. Kent insanının rasyonelliği, bu çıkarcı yapının birbirine güvensiz insanlar yaratmasına dayanır. Zaman dahi bu rasyonel tutuma göre düzenlenir. Yığınlar ve ilişkileri, kişisellikten uzak bir zaman ölçütüyle kesin sınırlara sahip olmalıdır. Ancak bu şekilde kentteki iş, ticaret, eğitim gibi birçok yapının düzenli biçimde devamlılığı sağlanabilir. Birçok kurumun saatleri dakik biçimde belirlidir. Bu anlamda metropol irrasyonel ve içgüdüsel bir bilincin varlığına yer bırakmaz.

Simmel’e göre insanlar ilkel dönemde doğayla mücadele ederken modern dönemde birbiriyle mücadele eder hale gelmiştir. Ekonomik ilişkilerdeki rekabet olgusu, insani ilişkilere de yansımış ve uzmanlaşmaya neden olmuştur. İnsanlar bir alanda kendilerini geliştirerek profesyonelleşmeye çalışır. Böylece tercih edilen olma ihtimalleri yükselecektir. Rekabet, rasyonellik ve hesabî olarak standartlaşmış yaşam karşısında insanın özgünlüğünü koruması bir problem haline gelir.
Simmel son olarak “Moda Felsefesi” yazısıyla modern hayatın insanı şekillendirdiği bir form olarak modayı ele alır. Modanın iki temel işlevi vardır; farklılaşma ve bütünleştirme. Özellikle şehir yaşamının anlık temasları içerisinde kendi benliğini ortaya koyamayan insanın biricikliğini ifade etmek için seçtiği yol modadır. İnsanın dış görünümüne yön vererek diğerlerinden farklı olduğunu göstermesinin bir yoludur moda. Simmel, farklılaşmanın sınıfsal kaygılar üzerinde yoğunlaştığını söyler. Modern toplum önceki dönemlerin katı sınıfsal sisteminden uzaklaşmış ve sınıfsal hareketliliğe büyük bir yer vermiştir. Moda, farklılaştırıcı işleviyle sınıfsal farklılıkları vurgulayan bir nitelik kazanır. Modanın bütünleştirici işlevi ise bu farklı olanın yaygınlık kazanmasıyla ortaya çıkar. Örneğin üst sınıfların tarzını belirleyen giysi kalıpları ve renkleri alt sınıflara da yayıldığında moda, toplumsal eşitlenmeyi sağlar. Simmel’e göre modanın oluşumunda taklit önemli bir yere sahiptir ve taklit, bireye eylemlerinde yalnız olmadığını hissettiren bir duygudur. Moda, kendini önemsiz gören bireyin taklit yoluyla özsaygı kazanmasını ve bütünün parçası haline gelmesini sağlar. Ancak modanın yaygınlaşması, onu yok oluşa sürükler çünkü ayırt edici özelliğini yitirir (Simmel, 2017, s. 120). Üst sınıf farklılık özelliğini yitirdiği için yeni bir moda yaratır. Böylece moda devamlı olarak değişir. Simmel, alt sınıfların üst sınıfa ulaşmakta bir araç olarak modayı kullandığını söyler. Aynı şekilde kadınların modayla ilgilenmelerini tarih boyunca ezilmiş olmalarıyla ilişkilendirir. Kadınlar moda aracılığıyla bir bütünün parçası olduğunu hisseder. Modanın farklılaştırma işlevi ise kadınların daha değerli hissetmelerini sağlar. Simmel’in kadınlar hakkındaki yorumu, yalnızca kadınların ezilmişlik duygusuna odaklanması sebebiyle eleştirilebilir. Kadınların modaya yönelmesinde birçok farklı sosyal psikolojik sebep olabilir.

“Modern Kültürde Çatışma” eseri genel olarak modern insanın ve ilişki biçimlerinin detaylı bir analizini içerir. Simmel çağının ötesinde, günümüzün kent yaşamı ve moda algısını açıklayabilen analizler yapmıştır. Alver’e (2012) göre Simmel’in analizleri, yaşamımızı yönlendiren modernite unsurları üzerine düşünmemizi sağlar. Kentin, modanın ve paranın toplumsal hayattaki etkinliği yeni bir zihniyet yaratmıştır. Modern yaşamda insanın özgünlüğünü koruma çabası temel kaygısı haline gelmiştir. Simmel metodolojisinde toplum, toplumlaşma unsurları üzerinden açıklanmaktadır. İkili ilişkilerden bütüne ulaşan bir sosyolojisi vardır. Formlar üzerinden anlattığı toplumsal yaşam mikrososyolojinin kurulması açısından önemlidir.
KAYNAKÇA
Alver, K. (2012). Kitap Değerlendirmesi (Modern Kültürde Çatışma, Georg Simmel). İstanbul Üniversitesi Sosyoloji Dergisi, 3 (8), 191-195 .
Kabakçı, E. (2014) Sosyoloji Tarihi-II. İstanbul: İstanbul Üniversitesi Açık ve Uzaktan Eğitim Fakültesi.
Kahraman, F. (2018). Kesitlerden Topluma Bakabilmek: Georg Simmel Sosyolojisi Üzerine Bir İnceleme Denemesi. Sosyoloji Dergisi, (37) , 81-99 .
Ritzer, G., Stepnisky, J. (2019) Çağdaş Sosyoloji Kuramları ve Klasik Kökleri. Ankara: De Ki Yayım.
Simmel, G. (2017) Modern Kültürde Çatışma. İstanbul: İletişim Yayınları.