“Hollanda’daki Türkler: Sosyo-Kültürel Temaslar ve Kültürleşme Süreçleri” Eserinin İncelemesi

Çoğu tanımlamada coğrafi hareketlilik olarak ele alınan göç olgusu, elbette coğrafi hareketlilikten çok daha fazlasıdır. İnsanlık var olduğu sürece meydana gelen yer değiştirme hareketi olarak nitelenen göçler, nitelik olarak sürekli bir değişim içerisindedir ve tarihi arka planda göçler, “toplumsal ve siyasal yapıyı belirleyici bir etkiye sahip olmuştur (Ekiyor, 2018, s. 25)”. Bu etki mevcudiyetini korumaktadır. Komplike, çok boyutlu etki ve faktöre sahip olan göçün, toplumsal açıdan birçok sonucu bulunmaktadır. Nitekim bahsi geçenler dâhilinde günümüzün en büyük küresel sorunlarından olan göç, sosyolojide de en çok çalışılan konulardan biri olmaktadır. Bu çalışma kapsamında ise Gülhan Yaman Kahveci tarafından yapılan “Hollanda’daki Türkler/Sosyo-Kültürel Temaslar ve Kültürleşme Süreçleri” adlı doktora tezi çalışması ele alınacaktır. 2018 yılında yazılan, 2021 yılında Siyasal Kitabevi tarafından basılan doktora tezi; giriş, dört ana bölüm, ara bölümler, sonuç ve değerlendirme bölümlerinden oluşmaktadır.

Birinci Bölüm: Araştırmanın Konusu, Amacı ve Önemi

Türkiye, jeopolitik konumu nedeni ile tarihsel süreçte göç alan önemli yerlerden biri olmakla birlikte 1950 sonrasında belirgin biçimde göç veren bir ülke konumuna da gelmiştir. Türkiye’den göçlerin nedenlerine bakıldığında ise ekonomik ve demografik faktörler, Batı ile gelişen yeni ilişkiler, resmi olarak düzenlenen iş göçü ve sosyal ağlar gibi faktörlere rastlanmaktadır (Akgündüz, 2008: akt. Yaman, 2021, s. 21). Bu bağlamda Türk göçmen nüfusunun Almanya, Fransa, Hollanda gibi iş gücü açığı olan ülkelerde belirgin bir biçimde yoğunlaştığını ve bu yoğunlaşma sebebi ile Yaman’ın çalışmasının sahasını oluşturduğunu, literatürde Hollanda’daki Türk işçi göçmenleri ele alan çalışmaların yeterli sayı ve niteliğe ulaşamadığını, literatürdeki bu eksikliğe katkı sağlamak amacıyla çalışmanın önemli bir yere sahip olduğunu ifade etmek mümkündür. Çalışmanın konusu ise Hollanda’da yaşayan Türklerin kültürleşme süreçleri, sosyo-kültürel temasları, Türklerin milli kültürlerine olan yaklaşımları, yine Türklerin Hollanda kültürüne benimseme ya da benimseyememe süreçleri ve bu süreçlerin etkilerinden oluşmaktadır. Yaman’ın çalışmasında bahsi geçen bütün hususlar, Berry’nin iki boyutlu teorisi çerçevesinde ele alınmaktadır. İki boyutlu teorinin ilk ve en önemli temsilcisi olan Berry’e göre (Zafer, 2016) bu noktada bireyin kendi kültürünü korumak isteyip istememesi ile yeni kültürü benimsemek isteyip istememesi önem arz etmektedir. Birey, etkili faktör olmakla birlikte bu durum sonucunda çeşitli kültürel kimlikler de kazanılabilir konumdadır. Yaman ise çalışmasının kapsamı dâhilinde sosyal kültürel entegrasyonu, iki farklı kapsamda ifade etmektedir. Bunlardan ilki, mevcut kültürü korumak ve aynı anda yeni kültüre adapte olabilmekken bir diğeri direkt ev sahibi kültürü benimsemektir ki burada mühim olan husus ise elbette ki dil bilmektir. Başka bir ifade ile çalışma kapsamınca ele alınan Berry’nin teorisinin ikinci ayağına göre ev sahibi kültürü benimsenin en önemli şartları arasında, Hollandaca dil yeterliliği ve dili kullanma sıklığı, evlilik yapılan kişilerin etnik kökeni, göç edilen ülkede kurulan sosyal temaslar ve etkileşimler yer almaktadır. Türklerin Hollanda’ya göçü ve etkileşim sürecini, Berry’nin teorisi kapsamında ele alan Yaman’ın araştırmasının metodolojisi ise nitel ve nicel metodolojiye, başka bir ifade ile karma metoda dayanmaktadır. Derinlemesine görüşme, anket, deneyim, gözlem ve birincil kaynaktan bilgi edinme tekniklerine dayanan bir alan araştırmasıdır. Hollanda’da Türk göçmenlerin yoğun olarak yaşadığı şehirler ve buradaki nüfus yoğunluklarına göre tercih yapan ve nicel araştırma esaslarındaki doğruluk derecesini hesaplayarak bir evren belirleyen Yaman’ın çalışmasında örneklemi, kartopu örneklemden oluşmakla birlikte Hollanda’da yaşayan Türk göçmenlerin kültürleşme süreçleri, bu çalışmada kuramsal ve uygulamalı olarak iki basamaktan meydana gelmektedir. Çalışmanın kuramsal bölümü, literatür taramasına dayanmaktadır. Literatür taramasında, çalışmanın içeriğinde önem arz eden ve kullanılacak olan temel kavramları içeren her türlü içerik ve çalışma ele alınarak özellikle uluslararası göç, kültür ve kültürel süreçler ile alakalı kavramlar, akültürasyon ve ulus-ötesi göçe ilişkin yaklaşımlara, Hollanda’daki göçmen politikaları, Hollanda’daki Türk göçmenlerin demografik özellikleri vb. hususlara yer verilmiştir (Yaman, 2021, s. 24).  Çalışmanın ikinci ayağı ise uygulamalı bölümdür. Uygulamalı kısım yani saha ya da alan çalışması, Kasım 2015-Kasım 2016 tarihleri arasında olmak üzere bir yıl sürmüştür. Literatürden elde edinilen bilgi birikimi kapsamında çalışmanın amacına hitap edecek, ön inceleme ve gözlem yoluyla elde eden deneyimler desteği ile sorular hazırlanarak düzenlemeler yapılmış ve ardından alanda uygulamaya başlanmıştır. Bunlarla birlikte araştırmanın temel problemleri ve nicel çalışma kısmı için de hipotezleri, evren ve örneklem, veri toplama yöntemi ile analiz teknikleri titiz bir şekilde belirlenmiştir. Yaman (2021, s. 24-25), araştırmanın temel problemlerini dört maddede toplamaktadır:

1- Hollanda’da yaşayan Türklerin, bu toplum ile sosyo-kültürel temaslarının kuşaklar arasında farklılık gösterip göstermediği,

2- Hollanda toplumu ile sosyo-kültürel temasların sıklığının, bu kültürün benimsenmesi veya orijinal kültürün korunmasını ve aktarımı nasıl etkilediği,

3- Türk kültürünün devamı, sıklığı ve aktarımının kuşaktan kuşağa farklılık gösterip göstermediği,

4- Son olarak Hollanda kültürünün benimsenmesinin, kuşaklar arasında herhangi bir farklılığa sahip olup olmadığı çalışmanın temel problemlerini oluşturmaktadır. Ayrıca bu noktada Berry’nin teorisine dayandırılan çalışmanın hipotezlerini de ortaya atmaktadır Yaman:

H: Göç edilen ülkedeki toplum ile sosyo-kültürel temasların etkileşim yönü ile Türk kültürünün korunması ve kuşaktan kuşağa aktarımın yönü arasında negatif bir ilişki söz konusudur.

H: Göç edilen toplum ile sosyo-kültürel temasların etkileşim yönü ile ev sahibi toplumun kültürünü benimseme yönü arasında pozitif bir ilişki söz konusudur.

H: Milli kültürün korunması ile kuşaktan kuşağa aktarılan kültür düzeyi, pozitif ilişkiye sahiptir.

H: Hollanda’daki Türklerde, Türk kültürünün mevcudiyeti, sıklığı ve sürdürülmesi, kuşaklar arasında farklılıklara sahiptir.

H: Hollanda’daki Türklerde, ev sahibi toplumun kültürünün sıklığı ve sürdürülmesi, kuşaklar arasında farklılıklara sahiptir.

Araştırmanın temel problemleri ve hipotezlerden sonra araştırmanın evreni ve örnekleminden bahseden Yaman, ardından Hollanda’daki Türklerin nüfus dağılım ve kuşaklara göre dağılımını, sayısal veriler ve tablolar bağlamında ele almaktadır ki örneklemin dengeli bir biçimde ele alınması, çalışmanın güvenilirliğini arttıran bir boyuttur. Çalışmanın nitel kısmı ise Hollanda’da yaşayan Türklerin demografik özellikleri ve yoğun olarak yaşadığı yerler de göz önüne alınarak yine kartopu örneklem seçilmiştir. Türk toplumunun farklı kesimlerini temsil eden 21 kanaat önderi ile de nitel araştırma kapsamında yarı yapılandırılmış görüşmeler yapılmış, bu görüşmeler ya ses kayıt cihazı kullanılarak ya da notlar alarak sürdürülmüştür ki bunlar araştırmanın veri toplama araçlarından ikisidir. Araştırmanın nicel kısmı ise daha önce de değinildiği üzere anket formu, çoktan seçmeli ve açık uçlu sorular ile gerçekleştirilerek ölçeklendirilmiştir. Oluşturulan anketler, Qualtrics programı aracılığı ile test edilmiş ve toplanan veriler ise SPSS 22 programı ile analiz edilmiştir.

Her araştırmada olduğu gibi, bu araştırmada da birtakım zorlukların varlığından bahseden Yaman, ilk olarak araştırmanın maddi boyutundan ve bahsi geçen maddi ihtiyacın, TÜBİTAK tarafından karşılanmasından bahsetmekte ve çalışmanın içeriğindeki zorluklara değinmekte, bu zorlukların başında da kuşkusuz, özellikle üçünü kuşakta daha da komplike hale gelen dil problemi gelmektedir. Soruları Hollandaca diline çevirisi yapılarak bu problemin aşıldığı da ifade edilmektedir.

Yaman, çalışmasının ilk bölümünde çalışmanın genel olarak bir taslağını çizmekte; çalışmasının amacı, konusu, temel problemleri, hipotezleri, araştırma yöntemleri, evren ve örneklemi, karşılaşılan zorluklar gibi başlıklar altında bizlere çalışmasına dair bilgiler vermektedir.

İkinci Bölüm: Hollanda’daki Türk Varlığı ve Türklere Yönelik Politikalar

Yaman, bu bölümde genel olarak Hollanda ve Türkiye ilişkilerinin tarihsel boyutuna değinmektedir. Hollanda’yı, geçim kaynaklarını, misafir işçi almaya başladıkları zamanı tarihsel süreç içerisinde ele alan Yaman, II. Dünya Savaşı sonrası ortaya çıkan iş gücü açığından bahsetmekte ve işçi alımının 1950’li yıllardan sonra artış gösterdiğini dile getirmektedir (2021, s. 34). 1960-1970’li yıllarda imzalanan misafir işçi sözleşmesi ile Hollanda-Türkiye ilişkileri, resmi olarak başlamış gözükmektedir. Daha açık bir ifade ile II. Dünya Savaşı sonrası birçok Batı ülkesinde olduğu gibi, Hollanda’da da meydana gelen iş gücü açığının, resmi olarak imzalanan misafir işçi sözleşmesi kapsamında giderilmeye çalışılması ile resmi olarak, Türkiye-Hollanda ilişkilerinin başladığını dile getirmek pek de yanlış olmayacaktır. Yaman’a  (2021, s. 34) göre “Hollanda’nın iş gücü anlaşması imzaladığı ülkeler arasında Türkiye, Fas ve İspanya, en fazla göç veren ülkelerdir.” İş gücü anlaşması ya da misafir işçi sözleşmesinin imzalanmasının ardından aile birleşimlerinin gerçekleştiği, göçlerin kitlesel olarak gerçekleştiğini ifade etmek gerekmektedir. Başta çalışıp para kazanmaya giden ailenin erkek üyesi, ilk olarak bir miktar kazanmayı ve ardından Türkiye’ye dönmeyi düşünmekte, daha sonrasında imzalanan sözleşme/anlaşma ile bu kararından vazgeçip ailesini de bulunduğu yere getirmektedir. Aile birleşimlerinin yoğun olduğu dönem ise anlaşmanın imzalanmasından hemen sonra, 1980’li yıllarda yoğunluk göstermektedir.

Hollanda’daki Türklerin sosyo-demografik ve ekonomik durumlarını, bu bölümdeki diğer başlık olarak ele alan Yaman, Hollanda’da yaşayan Türk nüfusunun artışına değinmektedir. Özellikle 2010-2017 arasında ciddi bir Türk nüfus artışına dikkat çekerken azalan birinci kuşak, artan ikinci kuşakların varlığından bahsetmektedir. İkinci ve üçüncü kuşakların artışıyla elbette 15-45 yaş arasındaki bir yoğunluktan bahsetmek kaçınılmaz gözükmektedir. Ayrıca erkek nüfusu da kadın nüfusundan fazla gözükmektedir. Bunların yanı sıra Türk göçmenlerin ya da genel olarak göçmenlerin yaşamayı tercih ettikleri, yoğunlaştıkları bölgelerin olduğu da söylenebilmektedir. Hollanda bazında bu durum değerlendirildiğinde kentsel alanlarda yaşamayı tercih eden göçmenler, Hollanda’da Amsterdam, Rotterdam, Den Haag ve Utrecht gibi büyük şehirlerde yaşamaktadır. Yerlilerin az olduğu yerleri tercih ettikleri şeklinde de yorumlanabilecek bu yerleşimler ya da tercihler ise uzun vadede farklılaşma/ayrışmaya da sebebiyet vermektedir (Yaman, 2021, d. 40).

Bu bölümdeki üçüncü başlıkta Hollanda’da Türklere yönelik politikalar ve bu politikaların Türkler üzerindeki etkilerine değinmektedir. Aşama aşama karakterize edilen göç, Avrupa’da beş farklı dönem ile bağdaştırılmakta ve bu dönemler ya da aşamalar, genellikle ekonomik bir dayanağa sahip olmaktadır. Burada, belirlenen ve izlenen göç ve vatandaşlık politikaları önem arz etmektedir. Çalışma kapsamında Hollanda’nın politikalarına değinmek yerinde olacaktır. 2000 sonrasında Hollanda’da artan göçmen sayısından daha önce de bahsedilmiş ve bu durum, imzalanan iş gücü anlaşması sonucunda gerçekleşen aile birleşimleri ile temellendirilmişti. Aile birleşimleri kapsamında gerçekleşen ve vize alabilmek amacı ile gerçekleştirilen sahte evliliklerin artması gibi olumsuz durumlar, mevcut politikaların yeniden gözden geçirilmesi ile sonuçlanmıştır. Ardından vatandaşlık almak isteyenler için yeni politikalar geliştirilmiş, Hollanda dili ve kültürüne yönelik testler oluşturularak yeterliliğe sahip olan kişilerin tespit edilmesi şartı koşulmuştur. Kısıtlayıcı göç politikası oluşturmaya çalışan Hollanda’nın örtük amaçlarından biri ise yüksek vasıflı bireyleri ülkeye çekmektir (Yaman, 2021, s. 43). Bu bağlamdan hareketle son olarak bu bölümde Yaman, Hollanda’nın entegrasyon politikasına da değinmektedir. Hollanda, çokkültürlülük modelinin ilk ve en önemli uygulayıcıları arasında yer almakla birlikte, göçmenleri teşvik etme amacını güden bir ülke olarak da tarihte yer almaktadır.

Üçüncü Bölüm: Göç Çalışmalarında Sosyo-Kültürel Temas Kültürel Etkileşim ve Kültürleşme Olgusu

Disiplinler arası bir olgu olarak göçün küresel boyutuna giriş kısmında da vurgu yapılmaktaydı fakat tekrar tekrar vurgulanması gerekmektedir. Küreselleşme süreci, kaçınılmaz olarak, beraberinde farklı gruplardan zorunlu ya da istekli hareketliliğin, nüfusun, sosyo-kültürel temas ve etkileşimlerin artmasına ve dolayısı ile ulusötesi göçmenlik durumunun ortaya çıkmasında büyük bir rol üstlenmiş gözükmektedir (Yaman, 2021, s. 51). Etkileşimin yönü ve niteliği, farklı isimlerle kavramlaştırılmıştır. Öncelikle bu kavramlar ve yaklaşımlardan bahsedilmelidir ki bunlar, kültürel süreçleri (çokkültürlülük, asimilasyon, amalgamasyon, kültürleşme, kültürlenme vb.) de şekillendirmektedir.

Uluslararası göçe ilişkin yaklaşım, bahsi geçen yaklaşımların başında gelmektedir ve buradaki kavramlar da birbirleri ile iç içe geçmiş halkalar niteliğindedir. Yaman (2021, s. 53), “Çokkültürlü göç perspektifini ulusötesi göç perspektifi takip eder. Küreselleşme ile birlikte kitle iletişim araçlarının mesafeleri kısaltıp ucuzlaştırması, insanların hareket alanı ve özgürlüğünü artırmış; ağ teorisi, transit göç, ulusötesi göç vb. konuların tartışılmasına zemin hazırlamıştır.” Bunun yanı sıra ulusötesi göç teorileri, göçün yeni ve karmaşık yapısını açıklamak amacı ile ortaya atılmış ve zaman-mekân daralması ikiliği üzerinden temellendirilmiştir. Hollanda’daki Türk göçmenler üzerinden bu kavramları yavaş yavaş açıklamaya koyulan Yaman, ardından Berry’nin kültürleşme modeline, diğer teorilerden de bahsederek tekrar değinmektedir. Literatürdeki diğer model ve teorileri özetlediğini de bu noktada ifade etmek pek yanlış olmayacaktır ama odak noktasının Hollanda’daki Türk göçmenler olduğu ve başlık altında, Berry’nin teorisi çerçevesinde ağırlıklı olarak bu konuyu ele almaktadır. Berry’nin teorisinde kültürleşme tutumları:

(Saygın & Hasta, 2018)

Entegrasyon, bir kişi ya da grubun, daha büyük ve yeni bir grubun üyesi olabilmek için o grubun değer ve normlarını, düşünce kalıplarını öğrenmesi ya da benimsemesi süreci olarak tanımlanabilmektedir (Güler, 2020). Entegrasyon için iki şart gerekmektedir: Bunlardan ilki, baskın kültürün varlığı ile bu kültürü istekli bir biçimde benimseye çalışan birey ya da grupların varlığıdır. Bir diğeri ise birey ya da grubun bu isteğine, yanıt veren daha büyük bir grubun izlediği bütünleştirici tavrın varlığıdır. Entegrasyon ile karıştırıldığı varsayılan asimilasyon kavramının da tanımının yapılması, pekiştirici olacaktır. Asimilasyon, entegrasyondan farklı olarak ırk ilişkilerini temele alan ve ırk ilişkilerine atıf yapan bir kavram olmakla birlikte asimilasyon, “farklı ırk ve kültürlerden olan insanlar arasında var olan düzenleme ve uyum süreci (Noubani, 2019)” şeklinde tanımlanabilmektedir. Amalgamasyon ise asimilasyondan farklı olarak biyolojik bir karışımı ifade etmektedir. Amalgamasyon, kökenleri farklı olan ırkların, biyolojik olarak bir araya gelmesi ile oluşmaktadır (Berry, 1965, s. 247: akt., Yaman, 2021, s. 61). Tanımlanan bu kavramlar üzerinden ilerleyen Yaman, çalışmasının bu bölümünün devamında tekrardan çalışmanın temel yaklaşımını oluşturan Berry’nin teorisine değinerek insanların göç etme eylemi ya da göçe maruz kalmaları ile başlayan etkileşimlerin, kaçınılmaz bir biçimde akışkanlık kazanacağı ve bunun neticesinde bireylerin tek bir kimlik, tek bir kültüre bağlı kalmayacağı ve var olan ile gelenin bir biçimde etkileşim içine gireceğini ifade etmektedir. Çalışmasında da bu nedenle Hollanda’daki Türk göçmenlerin sosyo-kültürel etkileşimlerini ve süreçlerini ele aldığını dile getirmektedir.

Dördüncü Bölüm: Hollanda’daki Türklerin Sosyo-Kültürel Temasları ve Kültürleşme Süreçlerine İlişkin Bulgular

 Çalışmanın bu kısmının, çok kapsamlı ve çeşitli noktalara değindiğinden bahsetmek mümkündür. 245 erkek, 287 kadın ile gerçekleştirilen görüşmelerin büyük bir kısmı, 18-29 yaş aralığından oluşan ve doğum yeri ağırlıkla Türkiye olan kişilerden oluşan bir örneklemdir. Yaman, çalışmasındaki dağılımları; cinsiyet, yaş, kuşak, medeni durum, sahip olunan çocuk sayısı, eğitim durumu, eğitim-yaş korelasyonu, eğitim alınan yere göre dağılımı, katılımcıların eşlerinin/anne-babalarının eğitim durumu ve bu eğitim durumları arasındaki korelasyonu, asıl meşguliyetlerine göre dağılımları, eğitim-meslek arasındaki korelasyonu, vatandaşlık durumuna göre dağılımları, Hollanda vatandaşlığına geçmelerinde rol oynayan faktörler, Türkiye’den göç edilen yerlere göre dağılımı, Hollanda’da yaşanılan şehre göre dağılımı, Hollanda’ya göç etme tarihi (Hollanda’da doğmadı ise), Hollanda’ya göç etme yaşı ve Hollanda’ya göç etmesine sebebiyet veren temel unsurları tablolar üzerinden başta vermektedir. Sonrasında buradaki dağılımlar üzerinden çeşitli etkilere değinen Yaman’ın bu bölümde ele aldığı ilk problem ise dil yeterliliği ve dilin günlük hayatta kullanımıdır.

Toplumun, inşa süreci olan dil, aynı zamanda toplumun varlığının temel unsuru olarak nitelendirilmektedir de. Dolayısıyla bir toplumun dilinin kendi toplum üyeleri ve sonradan topluma dâhil olan bireyler/gruplar tarafından kullanılması, büyük önem arz etmekte ve toplumsal etkileşimi geliştirmektedir. Başka bir deyim ile dil, kültürel etkileşim sürecine yön veren en önemli olgudur. Çalışmasının bu kısmında da tablolara yer veren Yaman, Türkçe dil yeterliliği düzeyini kuşaklar açısından dağılımını ele alırken bir yandan Hollandaca dil yeterliliğine de yer vermektedir. Hollandacanın ağırlıklı olarak öğrenildiği yer, aile içerisinde ilk öğrenilen ve öğretilen dil, aile içerisinde çocuklara ilk öğretilmesi planlanan dil, çocuklara hangi dilde isim verildiği gibi önemli noktalara değinmektedir. Ardından dilin günlük hayattaki kullanımı, katılımcıların hangi dilde düşünüp kendilerini hangi dilde daha iyi ifade ettikleri, doğum yeri-düşünme dilleri korelasyonu, doğum yeri-ebeveynlerle iletişim dili korelasyonu, hangi dilde gazete, dergi ve kitap okunduğu alt başlıklarına yer verilmiştir. Buradaki dağılımların genellikle Türkçede yoğunlaştığı görülse de bazı veriler, hem Türkçe hem Hollandacanın sık sık birlikte kullanıldığını da göstermektedir. Bir diğer önemli başlık ise aile yapısı ve evlilik tercihleridir. Buradaki dağılımların hane halkı nüfusu, gelir durum ve yeterliliği, oturulan konutun mülkü, ailede kararların kimler tarafından alındığı, katılımcıların evlenme şekline göre dağılımı, eş seçiminin kimler arasından yapıldığı, katılımcıların Hollandalılar ile evlilik konusundaki düşünceleri, evlenilecek kişilerin katılımcıların açısından Türk olup olmamasının önemli olup olmadığı, evlenilecek kişinin Müslüman olmasının önemli olup olmadığı gibi faktörlere yöneldiği görülmektedir. Araştırmanın bu kısmındaki sonucuna bakıldığında evlilik tercihinin Türklerde, daha çok kendi toplumuna yöneldiği, Hollandalı biriyle evlenilme konusunda herhangi bir karşıtlık olmamakla beraber çoğunluğun, kendi içerisinde evlendiği görülmektedir. Araştırmacının görüştüğü kanaat önderleri ise Hollandalı-Türk evliliklerinin, birinci kuşaktan üçüncü kuşağa kadar artış gösterdiğini fakat yine de bu sayıların çok fazla olmadığını dile getirmektedirler. Ayrıca katılımcıların büyük bir çoğunluğu, evlilik yapmayı düşündüğü ya da yaptığı insanların Müslüman olmasına, Türk olmasından daha çok dikkat etmektedir.

İletişim, kültür olgusunun bir diğer temel kolunu oluşturan, bağı dil olan önemli bir faktördür. Yaman, dördüncü alt başlığında, sosyal iletişim/etkileşim konusuna değinmektedir. Buradaki dağılımlar ise oturulan mahallede ağırlıklı olarak kimlerin yaşadığı ve kimlerle komşuluk yapıldığı, zorunlu eğitime devam eden çocukların okulda kimlerle daha çok etkileşimde olduğu, doğum yeri-çoğunlukla hangi toplumun kültürel aktivitelerine katılım gösterildiği korelasyonu, çalışılan yerde ağırlıkla kimlerle etkileşimde olunduğu, akrabaların ağırlıkla kimlerden oluştuğu, yakın arkadaşların kimlerden oluştuğu, katılımcıların Hollanda’daki Türkler ve Hollandalılar arasındaki etkileşimi nasıl değerlendirdikleri, Hollandalılar ile sosyo-kültürel ilişkilerin ne yönde değiştiği ve bu ilişkilerin Türk dili ve kültürünün aktarımını nasıl etkilediğine yönelik düşünceler, Hollanda toplumu ile en çok hangi alanda iletişim kurulduğu, Hollandalılar ile iletişimin Türkler için ne derece önemli olduğu, Hollanda toplumunu sosyal ve kültürel aktivitelerine göre katılım sıklığı, Hollanda’daki Türklerin Hollanda siyasetine katılım sıklığı, Hollanda’daki Türklerin kendi aralarındaki iletişime yaklaşımları gibi başlıklara yer verilmektedir. Bu bölümde kuşaktan kuşağa farklılıkların olduğu ortaya konulmakla birlikte, birinci kuşaktan üçüncü kuşağa gidildikçe Hollanda kültürü ve dilinin benimsendiği, Hollandalılar ile iletişim ve etkileşimin daha önemli hale geldiği, daha ziyade zorunlu ilişkilerin var olduğu alandan çıkılıp arkadaşlık ilişkilerinde de Hollandalı arkadaş ve çevre edinilmesinin, kuşaktan kuşağa arttığı sonucuna ulaşılmıştır.

Hollanda’daki Türklerin Türk kültürünü sürdürme ve Hollanda kültürünü benimseme durumları; Hollanda’daki Türklerin sosyo-kültürel etkileşim ve Kültürleşme durumları, Türk kültürünü sürdürme/Hollanda kültürünü benimseme durumlarının korelasyonu, bağımlı değişkenler (doğum yeri-kaçıncı kuşak göçmen olunuşu-cinsiyet-yaş-vatandaşlık-eğitim durumu) başlıkları altında dağılımları alınmıştır. Buradaki sonuçlar, eğitim düzeyi ve kuşakların artımı ile Hollanda kültürünün benimsenmesindeki artışı göstermektedir. Cinsiyet bağlamında herhangi bir anlamlı ilişki bulunamamıştır fakat yaş, önemli bir faktör olarak gözükmektedir. Daha yaşlı ya da birinci kuşak olarak adlandırılabilecek kişilerin eğitim düzeyinin ve doğum yerinin de kültür benimseme noktasında önemli bir rol oynadığı görülmektedir. Yaşça daha büyük olan birinci kuşak, eğitim düzeyi belirli bir seviyenin altında kalan Türkiye doğumlu göçmenlerin, Türk kültürünü sürdürme ve koruma konusunda daha yatkın ve katı oldukları görülmektedir. Vatandaşlık durumunun ise herhangi bir farklılık yaratmadığı da bulgular arasındadır. Yaman’a (2021, s. 147) göre “kuşak faktörü daha çok doğum yeri ve yaşla alakalı olduğundan birinci kuşaktan üçüncü kuşağa doğru gidildikçe milli kültüre ilişkin unsurlar ile bağların zayıflaması, öte yandan doğulan toplum ve kültüre ilişkin değerlere yönelik entegrasyonun gerçekleşmesi gibi nedenler, Türk kültürünü devam ettirme düzeyinin düşmesine yol açarken Hollanda kültürünün benimseme düzeyini yükseltmektedir.” Bu noktada dil hususuna tekrar dönmek yararlı olacaktır. İlk kuşak göçmenlerin Hollanda’da karşılaştıkları en önemli problemler arasında yer alan dil, bireylerin kendi kültürlerine, kendi toplumlarına olan etkileşimini zorunlu kılarak pekiştirebilmektedir de. Örneğin zincirleme göç, bunun en bariz örneğidir.

Yaman’ın ele aldığı diğer alt başlık ise kültürel aktarımdır. Daha önce de değinildiği üzere kuşaklar arası geçişle birlikte değişen bir Türk kültür aktarımı mevzu bahistir. Yaman değerlendirmelerinde; Hollanda’daki Türklerin kendi dil ve kültürlerini koruma/geliştirme olanaklarına ne derece sahip olduklarına yönelik düşünceleri, çocuklarına dini değer ve ibadetleri öğretmenin ne derece önemli olduğuna, çocuklarına dil ve kültür aktarımıyla ilgili olarak hangi durumun kendilerini en iyi şekilde ifade ettiği, doğum yeri-çocuklara dil ve kültür aktarımı korelasyonu, çocukların daha çok hangi toplumun üyeleri ile arkadaşlık etmek istediklerine yönelik başlık ve dağılımlara yer verilmektedir. Daha önce de ifade edilen bulguların, buradaki sonuçlarla örtüştüğü ve desteklediği görülmektedir. Kuşaklar değiştikçe kültürel aktarımın da zayıflamaya başladığı, arkadaşlık ilişkilerinin daha heterojen bir yapı aldığı ve dolayısıyla kültürel benimsenin de o yöne aktığı görülmektedir. Hollanda’da yaşayan Türk toplumu, dini konuları çok fazla önemsemekte, zaman zaman dini değerleri tamamı ile kültürel ögelerle bir tuttuğu görülmektedir ki bir sonraki başlık, dini inançlar üzerinden kurgulanmaktadır.

Yakışır (Akt., Yaman, 2021, s. 169) Hollanda’da yaşayan Türklerin kendi değerlerinden ödün vermeden Hollanda toplumuna uyum sağlamasından bahsetmektedir. Yaman ise bu kapsamda bu bölümdeki değerlendirmelerini; dini eğitim alan katılımcıların bu eğitimi nerede aldıkları, Hollanda’daki Türklerin dini ibadetlerini yerine getirme durumları üzerinden yapmaktadır. Din ile kültürü bağdaştırdığı, hatta bir tuttuğu belirtilen Türkler için dini ritüeller, hayatlarının önemli bir parçası olarak görülmekte ve kültürün, kuşaklar arasındaki aktarımında pozitif ve vazgeçilmez bir role sahip olduğu dile getirilmektedir.

Bu bölümün sekizinci alt başlığı ise aidiyet ve Türkiye ile bağlardır. Yaman, buradaki değerlendirmelerine Hollanda’da yaşayan Türklerin burada kimliklerini nasıl tanımladıkları, Hollanda’daki Türklerin Hollanda toplumunun üyesi olmaktan memnun olup olmadıkları, nereyi vatan olarak gördükleri, Hollanda dışındayken Hollanda’yı nasıl ifade ettikleri, doğum yeri-Hollanda dışı Hollanda’nın ifade ediliş biçimi korelasyonu, en çok hangi ülkenin siyasetinin takip edildiği, Hollanda-Türkiye maçlarında hangi takımın desteklendiği, Türkiye’deki akraba ve arkadaşlarla ne sıklıkta iletişim kurulduğu, Hollanda’daki Türklerin ne sıklıkta Türkiye’ye gittiği, Hollanda’da yaşayan Türklerin Türkiye’ye gitme konusundaki motivasyonları, Hollanda’daki Türklerin bir yıl içinde Türkiye’de geçirdikleri süre, Türkiye’ye dönüş hakkındaki düşünceleri, öldüklerinde nereye gömülmek istedikleri vb. sorular yön vermektedir. Türkler arasında sıkı bir etkileşim olduğu bulgular arasında yer almakla birlikte, Türkiye’ye dönmek isteyen ve öldüğünde Türkiye’ye gömülmek isteyen kişi sayısının da çok olduğunu fakat yine kuşak kavramının ön plana çıktığını görmekteyiz. “Türkiye ile sürdürülen bağların oldukça güçlü olduğu ve çocuklarının da Türkiye ile bağlarını geliştirme çabası içinde oldukları anlaşılmaktadır (Yaman, 2021, s. 179).” Burada değinilmesi gereken noktalardan biri de bir toplumda ne kadar çok zaman geçirilirse aidiyetin o kadar çabuk ve sıkı gelişeceği hususudur. Etkileşim, kaçınılmaz bir gerçektir ve toplumun her alanında, bir sonraki kuşak daha yetkin olabilmektedir. Burada dil ve eğitimin etkisi olmakla birlikte, ikinci ya da üçüncü kuşak göçmenler, ciddi bir baskın kültür ile karşı karşıya kalarak bu yetkinliği kazanmaktadır.

Bu bölümün son başlığı yaşanan sorunlara yöneliktir. Sorunların daha çok dil, ön yargı, iş ve eğitim konusunda yoğunlaştığı görülmektedir. Dil, bir toplum ile birlikte yaşamanın önünde aşılması gereken en büyük bariyerlerden biridir. Neticede bir toplumla iletişimde olmak, o toplumu ve toplumun üyelerini anlayabilmekle başlamaktadır. Dil, doğrudan doğruya bu yönüyle uyum konusunu da etkilemektedir kuşkusuz. Bunun yanı sıra çalışmadaki anketin sonucuna göre Türklerin büyük çoğunluğu, Hollanda toplumu tarafından ön yargı ile karşılandıklarını ve bunun da uyumu zorlaştıran bir faktör olduğunu ifade etmişlerdir. Bunun yanı sıra iş, eğitim, sosyo-kültürel etkileşim, din, hukuki, siyaset ve sağlık alanlarında bir dışlanma ve ayrımcılığa maruz kaldığını düşündüğünü ifade etmektedirler katılımcılar. Ayrıca Batı kökenli olmayan gençler arasındaki işsizliğin, Hollandalı gençlerden kat be kat fazla olduğu gerçeği de bir tarafta durmaktadır (Yaman, 2021, s. 191).

Kitabın son bölümü sonuç ve değerlendirmelerden oluşmaktadır. Bahsi geçenler dâhilinde kültürleşme sürecindeki birçok faktörü ele alan Yaman, Hollanda’da yaşayan Türkler açısından sosyo-kültürel temas ve kültürleşme süreçlerini değerlendirerek literatüre önemli bir katkı sağlamıştır. Her etken arasındaki korelasyonun ele alınması, kuşaklar arası geçişte Hollanda kültürünün daha çok benimsendiğini, burada sosyo-kültürel etkileşim, ev sahibi toplum ile geçirilen zaman, eğitim gibi hususlar üzerinden gözler önüne serilmektedir. Hollandaca dilinin gündelik hayatta daha sık kullanılmaya başlanması, çevrenin ağırlıkla Hollandalılardan oluşması, kültürleşme sürecinin temel yapı taşı olmaktadır elbette. Önemli diğer yapılar ise evlilik tercihleri, aidiyet ve Türkiye’deki bağlar, dini inançlar, yaşanan sorunlara yöneliktir. Özellikle yaşanan sorunlar için çözüm önerileri geliştirilmesine ve bunların birkaçına değinmektedir Yaman. Gündelik sosyal ilişkilerde Türklerin sorun yaşadığı, ayrımcılığa ve dışlanmaya maruz kaldığı tespit edilen bu çalışmada; çifte vatandaşlık hakkının yeniden tanımlanması, entegrasyon ve göç politikalarında Hollanda’nın güncellemeler gerçekleştirmesi, kanaat önderlerinin düşüncelerinin dikkate alınması gibi çözüm önerileri sunulmaktadır.

Kaynakça       

Ekiyor, E. Y. (2018). Ulusaşırı Bağlar ve Dil: ABD’de Yaşayan Türkler Örneği. Avrasya Sosyal ve Ekonomi Araştırmaları Dergisi (ASEAD), 5(2), 37-51.

Güler, H. (2020). Göç ve Entegrasyon: Türkiye’de Uyum Ama Nasıl? Kafkas Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi KAÜİİBFD, 11(1), 245-268.

Kahveci, G. Y. (2021). Hollanda’daki Türkler/Sosyo-Kültürel Temaslar ve Kültürleşme Süreçleri. Ankara: Siyasal Kitabevi.

Noubani, İ. (2019). Türkiye’de Yaşayan Filistinli Göçmenlerin Adaptasyonu: Entegrasyon Deneyimlerine Dair Bir Araştırma. İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sosyal Yapı ve Değişme Programı (Yayımlanmamış Tez). İstanbul: İstanbul Üniversitesi.

Saygın, S., & Hasta, D. (2018). Göç, Kültürleşme ve Uyum. Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar-Current Approaches in Psychiatry, 10(3), 312-333.

Yeşil, V. (2020). Küresel Yer Değiştirmenin Sosyal Boyutu Afgan Sığınmacılar. Ankara: Nobel Yaşam Yayınları.

Zafer, A. B. (2016). Göç Çalışmaları İçin Anahtar Bir Kavram Olarak “Kültürleşme” Kavramı. Uludağ Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi, 19(30), 75-92.

Bir Cevap Yazın