“ARZU TRAMVAYI”NDA TOPLUMA YOLCULUK

Sanat; duyguların, olayların ya da olguların, güzelliğin belirli tekniklerle dışavurum yöntemi olarak tanımlanabilmektedir. Amerikan sosyolog Becker ‘Toplumu Anlatmak’ adlı eserinde sanatın sosyolojik tanımını şu şekilde yapmaktadır: Topluma dair temsiller üreten bazı kişiler yöntemleri ve türleri karıştırırlar, biçimler ve dillerle deneyler yaparlar ve toplumsal olguların tahlillerini ummadığımız yerlerde ve bizim sanat ya da bilim olarak algıladığımız veyahut türlerin tuhaf ve alışılmadık karışımı olarak gördüğümüz biçimlerde sunarlar (2016, s. 31-32). Bu sunumlardan ya da temsillerden biri de kuşkusuz tiyatrodur.

Tiyatro ile sosyoloji… Her ne kadar birbirinden bağımsız gibi gözüken iki büyük alan olsa da yakından bakıldığında ne kadar girift bir ilişkiye sahip oldukları görülmektedir.  Toplumdan, bireyin toplumla olan ilişkisinden, bireyin topluma olan etkisine kadar çeşitli açılardan beslenen tiyatro sanatı, aynı zamanda toplumun canlı halini küçük gruplar üzerinden aktarmaktadır. Dolayısıyla işlenen her konu, hem yazarın yaşadığı dönem açısından hem de insan ilişkilerinin dönemsel yansımasından ötürü sosyolojinin ilgi alanına girmektedir. Bir yandan da iki alanın ilişkisinin bu kadar sınırlı olmadığının; geçmiş, şimdi ve gelecek arasında da bağlantılar kurduğunun altı çizilmelidir. Hatta kimi bağlantılar ya da kimi kalıplar yüzyıllar geçmesine rağmen varlığını korumaktadır. Bunlardan en belirgin olanının toplumsal cinsiyet olduğunu söyleyebilmek mümkündür.

Toplumsal cinsiyet hemen her toplumda önemli bir tabakalaşma biçimidir. Toplumsal cinsiyet bireylerin ve grupların elde edebilecekleri fırsatları ve hayat şanslarını belirleyen hayati bir etkendir. Evden devlet kademelerine kadar tüm toplumsal kurumlarda bireylerin üstlenebilecekleri rolleri temelden belirler. Cinsiyet temeli üzerine kurulan toplumsal cinsiyetin sosyolojik bakış açısı önemi; toplumsal sıradüzenin, hiyerarşisinin ve tabakalaşmanın düzenlenmesinde üstlendiği roldür. Toplumsal cinsiyet tabakalaşma, sınıf ve hiyerarşi gibi toplumun yapısal özelliklerinden biridir (Başak, 2015, s. 233). Toplumun gelenekleri, görenekleri ya da normları tarafından beslendiği ve toplumun bir ürünü olduğu düşünülen ‘hegemonik erkeklik’ de toplumların yapısal özellikleri ve toplumsal cinsiyet meseleleri arasındaki yerini korumaktadır. Günümüzde de hissedilmeye devam eden erkek hegemonyası[1], yetmiş üç yıl önce bir tiyatro yazarı tarafından kaleme alınan Arzu Tramvayı adlı eserde de karşımıza çıkmaktadır. Bu durum, hem toplumsal dönüşümlerin hem toplumlarda şiddete -sözlü, fiziksel ya da psikolojik- maruz kalanların hem de bunların tüm gerçekliğiyle tiyatroya yansımasının sosyolojiyle olan ilişkisinin ve geçmiş ile şimdi arasındaki bağıntının kanıtıdır. Denilebilir ki geçmiş, içinde bulunulan, yani şimdiki toplumun habercisiyken şimdi/içinde bulunulan zaman ise gelecek olan toplumun habercisidir.

Stanley (Onur Saylak), Pablo (Erdem Kaynarca) ve Steve (Onur Gürçay) poker oynayıp içki içiyorlar. Stella (Şebnem Bozoklu) içkileri dolduruyor, Blanche (Zerrin Tekindor) bir şeyler anlatıyor.
https://www.instagram.com/arzutramvayiofficial/?hl=tr adresinden yararlanılmıştır.

‘Arzu Tramvayı’ adlı tiyatro eseri, Tennessee Williams tarafından 1947 yılında yazılmıştır. Sahneye taşındığı andan itibaren büyük yankı uyandıran oyun, aynı zamanda 1951 yılında filme de uyarlanmıştır.[2] Türkiye’de bahsi çok az geçen bu oyun, 2017 yılında büyük bir kadroyla sahneye taşınmıştır. On iki kişilik oyuncu kadrosunun dördü başrol, sekiz tanesi ise yardımcı rol oyuncuları olarak karşımıza çıkmaktadır. Blanche DuBois (Zerrin Tekindor), Stella Kowalski (Şebnem Bozoklu), Stanley Kowalski (Onur Saylak), Harold ‘Mitch’ Mitchell (İbrahim Selim) oyunun ana karakterleridir. Oyun Blanche’ın yaptığı bir tramvay yolculuğuyla başlamış gibi gözükmektedir. Blanche, yıllarca ailevi sebeplerden ötürü uzun süre görüşmediği kardeşi Stella’yı, yaptığı evliliği ve onun yaşadığı yeri görmek için yolculuk yapmaktadır. Aslında bu durum yazar tarafından bir aldatmaca olarak kurgulanmıştır, oyunun ilerleyen dakikalarında Blanche’ın içinde bulunduğu çaresizlik bunun en büyük kanıtı olarak nitelendirilebilmektedir. Başka bir ifade ile Blanche Stella’yı görme durumunu ya da olaylara olan merakını, yaşadığı sorunların üzerini örtmek için kılıf olarak kullanmaktadır.

Blanche, bir İngilizce öğretmenidir; kıyafetlere olan düşkünlüğü ve yaşlanan bedeninin ışıkla beraber açığa çıkmasından korkan, birtakım problemleri olan bir karakterdir. Stella ise aksine daha sakin, tutkularına ve sevdiklerine düşkün fakat bir o kadar da ‘erkeğine’ sadık, sessiz bir karakterdir. Stanley ise günümüzde dahi portresi çizilebilen ataerkil düşünce yapısına sahip, zevkleri, düşkünlükleri, arkadaşları ve oyun-eğlence ortamları bulunan saldırgan bir karakterdir. Hatta yazar, oyun metninde Stanley’i şu şekilde tarif etmiştir ki bu tanımlama günümüzde de erkek egemenliğinin mevcudiyetini koruduğunu kanıtlar niteliktedir:

“…Tüm hareket ve davranışlarında hayvansı bir kabalık görülür. Delikanlılığından beri hayatının odak noktası eğlence ve kadınlar olmuştur. İkili ilişkilerinde hiçbir zaman zayıf, düşkün ve bağımlı taraf olmamış, tavukların arasında güçlü, gururlu ve kabarık tüylü horoz olmuştur. Bu eksenin dışında hayatının yan dalları da vardır; erkeklerle olan sıcak dostluğu, kaba mizah anlayışı, güzel yemek ve içki, kumar sevgisi, arabası, radyosu gibi… Tümü onun gösterişli erkekliğinin simgesidir. Bir bakışta kadınları değerlendirir, cinsel olarak sınıflandırır, aklında kabaca bir görüntüye sokar ve onlara nasıl gülümseyeceğini belirler.” (Williams, 2018, s. 50).

Peki, bütün erkekler bu tanıma uymasa da bu hegemonik erkekliğin sürekliliğini sağlayan ya da Connell’in deyişiyle, bu suç ortaklığının sebebi nedir? Connell bunları, fantezi tatmini; yer değiştirmiş saldırganlık ve en önemlisi de erkeklerin çoğunun kadınların tabi olmasından faydalanıyor olması, şeklinde açıklamaktadır (248). Burada da, bu erkekliğin verili olması, başka bir deyişle toplumsal ve de tarihsel olması öne çıkmaktadır. Connell bunu şöyle açıklar: “Erkek bedenim, bana erkekliği vermez; toplumsal tanımı olarak erkekliği (ya da onun bazı parçalarını) alır” (121) (Kepekçi, 2012). Diğer bir ifade ile doğal olarak meydana gelen (cinsiyet, ırk vb.) nitelikler, ayrıştırıcı unsurlar olarak ortaya çıkar, genlerle aktarılmaz yahut doğada açıkça gözlemlenemez. Toplum farkında olarak ya da olmayarak toplumsal cinsiyet, ırk gibi kategorileri insanlara sunar.  Stanley’in zıttı olarak çizilen Mitch karakterinde tam olarak bu kategorilerin doğada olmadığını anlamaktayız. Mitch; annesine olan sevgisi, ilgisi ve ‘erkek’ olmasına rağmen sahip olduğu hassasiyetiyle ön plana çıkmaktadır. Fakat oyunun sonlarına doğru Mitch karakterinde birtakım değişiklikler gözlenmektedir, bu da toplum tarafından ‘erkekliğin’ zamanla atanabildiğinin örneği olarak gösterilebilir niteliktedir.

Stanley ile Blanche arasında tanıştıkları andan itibaren bir gerilim ve anlaşmazlık gözlemlenmektedir oyunda. Arada kalan Stella ise denge kurmaya çalışmakta fakat bu konuda başarılı olduğu söylenememektedir. Seyirci zaman zaman ‘kışkırtılmış erkeklik, bastırılmış kadınlık’ portresinin tamı tamına uyduğu bir çiftin çatışmalarına şahit bırakılmaktadır:

“STELLA: Yüzün ve parmakların feci şekilde yağlanmış. Git yıka ve sonra masayı temizlememe yardım et.

[Stanley tabağı yere fırlatır.]

STANLEY: Al sana temiz masa! [Stella’yı kolundan kavrar.] Benimle bir daha böyle konuşma! “Domuz, Polonyalı, iğrenç, kaba, yağlı” bu gibi sözler senin ve kız kardeşinin dilinde çok fazla dolanmaya başladı! Kim olduğunuzu sanıyorsunuz siz? Bir çift kraliçe olduğunuzu mu? Huey Long ne demişti? “Her Erkek bir Kraldır.” Ve buranın kralı da benim, bunu unutmayın! [Yere bir fincan ve fincan tabağı fırlatır.] Benim mahalim temiz! Siz bana kendi döküntülerinizi mi temizletmek istiyorsunuz?” (Williams, 2018, s. 208-209)

Stanley’den şiddet gören Stella ve ona destek olmaya çalışan Blanche ve Eunice (Asena Girişken) . https://www.instagram.com/arzutramvayiofficial/?hl=tr adresinden yararlanılmıştır.

“STELLA: Evet Blanche, büyütmek. Bu olayın senin tarafından nasıl algılandığını biliyorum ve bu şekilde olmasından son derece üzgünüm. Ama bu senin sandığın kadar ciddi bir şey değil. Öncelikle, adamlar poker oynayıp içki içerlerken her şey olabilir. Bu durum her zaman için barut fıçısı gibidir. O ne yaptığının farkında değildi. Geri döndüğüm zaman kuzu gibi sakindi ve gerçekten de kendinden utanıyordu.

BLANCHE: Ve bu- bu her şeyi temize çıkarır öyle mi?

STELLA: Hayır, böylesine tatsız bir atışmaya sebep olmak kimse için iyi bir şey değil, ama insanlar ara sıra yapıyor işte. Stanley her zaman kırıp döker. Hatta düğün gecemizde buraya gelir gelmez benim terliklerimden birini kaptığı gibi lambaları parçalamak için evin içinde dört dönmeye başladı…” (Williams, 2018, s. 122-123).

Bu iki sahnede de erkeğe ve kadına atanan görevler Stanley ve Stella’nın arasında geçen konuşmadan çıkartılabilmektedir: Kadın yemeği hazırlar, masayı toplar, evi temizler; erkek çalışır, ev işleri zaten kadının yükümlülüğündedir. Diğer sahnede de, Stanley’in gösterdiği şiddet Stella tarafından kabul edilmekte, hatta daha da ileri giderek bahanelerle beraber normalleştirilmiş bir unsur olarak sunulmaktadır. Bu algı günümüzde de devam etmektedir: Erkek adam, kırıp döker ya da vuruyorsa seviyor demektir… Bunların hepsi bir arada aslında psikolojik sorunların belirtisidir. Hem erkek hem de kadın açısından, şiddet hiçbir nedenle kabul edilebilir ya da doğal karşılanabilir bir durum değildir.

Çatışmaların sık sık seyirciye sunulduğu oyunda, Blanche ve Mitch’in duygusal yakınlaşması seyirci açısından heyecan verici bir unsur halindedir. Çünkü Blanche gençken aşık olmuş, evlenmiş ve evlendiği adamın eşcinsel olduğunu öğrenmiştir. Bunu öğrendikten sonra da eşi intihar etmiştir. Blanche, intihardan kendisini sorumlu tutmuş ve yıllarca aşık olabileceği birini aramıştır. Bu arayış, onu uçuruma sürüklenme noktasına kadar getirmiş, öğrencisiyle ilişki yaşamaya başlamıştır. Bu durum öğrenilince hem okuldan hem de yaşadığı kasabadan atılmıştır. Bunları öğrenen Stanley, Blanche’ın geçmişinin üzerine kendi de eklemeler yaparak onun ‘fahişe’ olarak algılanması için çaba göstermiş, Mitch’i de bu şekilde kışkırtmıştır. Mitch’in, Blanche’ın anlattıklarına değil de Stanley’in anlattıklarına inanmasıyla batağa sürüklenen Blanche, kendini iyice alkole vermiş ve bir an önce New Orleans’tan gitmek için hayali planlar kurmaya başlamıştır. Ardından Stella’nın doğum sancısı tutmuş ve hastaneye götürülmüştür. Stella’nın evden gitmesiyle evde sadece Blanche ve Stanley kalmıştır. Birkaç diyaloğun sonunda Stanley’in düşüncelerinin eyleme dönüşeceği, seyircinin suratına tokat gibi çarpmaktadır.

Mitch, Blanche’a karşı hırçınlaşıyor.
https://www.instagram.com/arzutramvayiofficial/?hl=tr adresinden yararlanılmıştır.

“STANLEY: Şunu bir düşünelim; belki de ırzına geçilmeyecek kadar kötü değilsin.

[Blanche kapının yanından geri dönerek yatak odasına yönelir.]

BLANCHE: Geri dur! Bana bir adım daha yaklaşırsan…

STANLEY: Ne olur?

BLANCHE: Kötü şeyler olur! Olacak!

STANLEY: Ne demek istiyorsun sen?

[Artık ikisi de yatak odasındadırlar.]

BLANCHE: Seni uyarıyorum, yaklaşma, kendimi tehlikede hissediyorum!

[Stanley bir adım daha yaklaşır. Blanche şişeyi masaya vurarak parçalar ve elinde kırık şişe tepesiyle Stanley’le yüz yüze gelir.]

STANLEY: Bunu ne maksatla yaptın?

BLANCHE: Bu şişe parçasını senin yüzüne saplayabilirim.

STANLEY: Bahse girerim ki yaparsın.

BLANCHE: Yaparım! Eğer sen…

STANLEY: Ha! Desene sen kaşınıyorsun! Tamam, biraz kaşıyalım o zaman!

[Masayı devirerek Blanche’a doğru zıplar. Blanche çığlık atar ve elindeki kırık şişeyle Stanley’e vuracakken Stanley Blanche’ı bileğinden yakalar.]

Vahşi kedi! Vahşi Kedi! O şişeyi bırak elinden! Bırak! Böyle sonuçlanacağını baştan beri ikimiz de biliyorduk!

[Blanche bağırır! Şişe parçası yere düşer. Dizlerinin üzerine yığılır. Stanley onun hareketsiz vücudunu kaldırır ve yatağın üzerine taşır. Ateşli trompet ve davul eşliğinde Four Dueces müziği duyulur.] (Williams, 2018, s. 251-253).

KASITLI ZALİMLİK AFFEDİLEMEZ!
https://www.instagram.com/arzutramvayiofficial/?hl=tr adresinden yararlanılmıştır.

Stanley tarafından ikna edilen Stella, tecavüze uğradıktan sonra psikolojisi tamamen bozulan Blanche’ı, akıl hastanesine yatırma fikrini onaylamaktadır. Williams’ın, seyircinin hayal gücüne bıraktığı şey ise; Stella’nın, çok sevdiği eşi Stanley’in Blanche’a tecavüz ettiğini bilip bilmediğidir. Öyle geliyor ki Stella bu gerçeği bilse de Stanley’e olan bağlılığından ya da henüz kucağına yeni almış olduğu bebeğinin ‘babasız’ büyümesinden korktuğu için bu durumu kabulleniyor gözükmektedir. Günümüzde de bu durumun örnekleriyle sıkça karşılaşmaktayız. Hâlâ namus nedeniyle, akraba tarafından maruz kalınan taciz ya da tecavüzün -ensest ilişkilerin- üzeri örtülmeye devam etmektedir. Bu durum bir tabu olarak yaygınlığını korumaktadır. Her ne kadar, erkeklerin ve kadınların rolleri kültürden kültüre çeşitlilik gösterse de, kadınlarının erkeklerinden daha güçlü olduğu bilinen bir toplum yoktur (Giddens, 2013, s. 514). Dini, dili, ırkı ne olursa olsun kadınların çektikleri, çekmeye devam ettikleri acılar ya da verdikleri eşitlik savaşları evrenseldir. Bu noktada Blanche karakterine hayat veren Zerrin Tekindor’un attığı iki çığlık insanlığa sesleniş niteliğindedir. Son sahnede -doktor ve hemşirenin Blanche’ı götürmeye çalıştığı- tecavüzcüsüyle karşı karşıya gelen Blanche son çığlığını atmıştır. Son çığlıkla beraber kapanan ışıklarla Blanche’ın yaşamak için direndiği, bunun için son kez seslendiği ama umudunu yitirdiği işleniyor seyircilerin içine. Üç çığlığa kaç hayat sığar? Geçmişte, şimdide ve gelecekte kaç kişinin çığlıkları Blanche’ın sesinde yankı yaptı, yapıyor ve yapmak zorunda kalacak?

*Öne çıkan görsel https://catchthemoment.com.pl/portret adresinden alınmıştır.

KAYNAKLAR

Başak, S. (2015). Toplumsal Cinsiyet. A. Z. Ünal, E. Aksoy, H. Beşirli, İ. Çapçıoğlu, K. Kaya, K. Şahin, . . . Z. Arslantürk içinde, Sosyoloji’ye Giriş (2. b.). Ankara: Grafiker Yayınları.

Becker, H. S. (2016). Toplumu Anlatmak. (Ş. Geniş, & E. Arıcan, Çev.) Ankara: Heretik Yayınları.

Giddens, A. (2013). Sosyoloji. İstanbul: Kırmızı Yayınları.

Kepekçi, E. (2012). (Hegemonik) Erkeklik Eleştirisi ve Feminizm Birlikteliği Mümkün mü? Kadın Araştırmaları Dergisi, 0(11), 59-86.

Williams, T. (2018). Arzu Tramvayı (3. b.). Ankara: İmge Yayınevi.


[1] Hegemonik erkeklik terimi 1980’lerde (Carrigan vd., 1985) geliştirilmiştir. Connell (1998) bu erkeklik biçiminin merkezinde kadınların ezilmesinin yattığını belirterek kavramı söyle açıklar:

(…) kadınlık ve erkeklik biçimlerinin karşılıklı ilişkisi, tek bir yapısal gerçek üzerine, erkeklerin kadınlar üzerindeki küresel egemenliğine oturtulur. (…) Bu yapısal olgu, bir bütün olarak toplumda hegemonik bir erkeklik biçimini tanımlayan erkeklerarası ilişkilerin ana temelini oluşturur. “Hegemonik erkeklik” daima kadınlarla ilgili olduğu kadar, ikincil konuma itilmiş çeşitli erkeklik biçimleriyle ilgili olarak da inşa edilmektedir. Farklı erkeklik biçimleri arasındaki etkileşim, ataerkil bir toplumsal düzenin işleyiş biçiminin ayrılmaz bir parçasıdır (245, vurgu sonradan). (Kepekçi, 2012)

[2] İhtiras Tramvayı olarak da dilimize çevrilen oyunun orijinal adı ‘A Streetcar Named Desire’dır. 1951 yılında Elia Kazan tarafından yönetilen oyunun baş rollerinde Marlon Brando (Stanley Kowalski), Vivien Leigh (Blanche DuBois), Kim Hunter (Stella Kowalski) ve Karl Malden (Harold “Mitch” Mitchell) yer almaktadır.

2 comments

  1. Ankara Devlet Tiyatrosunda Yıldırım Önal’ın rol aldığı eseri tahminen 1968 den önce seyretmiştim…O kadar etkisinde kalmıştım ki bugün yeniden aklıma geldi .Eseri ve yazınızı çok beğendim.

    1. Toplumsal bir yaraya, sanatsal bir biçimde parmak basılması bizleri de fazlasıyla etkiledi. Toplum ve sanatın kesiştiği birçok eseri, ete kemiğe bürünmüş şekilde izleyebilmek dileğiyle. Güzel dönütünüz için de ayrıca teşekkür ederim, sanatla ve sağlıcakla…

Bir Cevap Yazın