KÜRTAJA SOSYOLOJİK BAKIŞ

Kürtaj, yalnızca tıbbi bir müdahale olarak algılanmamalıdır. Kürtaj konusu suç, toplumsal cinsiyet, toplumsal sınıf ve statü gibi alanlarda bize bilgi sağlamakta ve özellikle toplumlardaki kadın algısının anlaşılmasına büyük ölçüde yardımcı olmaktadır.

Toplumsal cinsiyet açısından baktığımızda ülkemizde kadının annelik rolüne çok büyük önem atfedildiğini, anneliğin/annenin kutsal olarak algılandığını görürüz. Ülkenin büyük çoğunluğunun müslüman olması, bu duruma etki eden en önemli faktörlerdendir. İslam’da kadının annelik sıfatına önem verilmektedir. Bu konuda en bilinen hadis şöyledir: Cennet annelerin ayakları altındadır (Nesâî, Cihad, 6). Benzer bir hadis ise şöyle der: Anne cennet kapılarının ortasındadır (İbn Hanbel, V., 198). Dolayısıyla toplumumuzda kadının gebeliğini sonlandırması, anne olmayı reddetmesi çoğunlukla toplum tarafından hoş karşılanmaz. Anne olmayı reddeden kadın, eğer bunu sağlık gerekçesi ile yapmıyorsa toplumsal yaptırıma uğrar. Türk toplumunda kadın cinselliği, kadının evlenmeden cinsel ilişkide bulunması, bekâret, namus konuları tabu halindedir. Evlilik dışı gebe kalan kadın, toplum tarafından ayıplanır. Bunun sonucunda kadın ya evlenir ya da gebe olduğu duyulmadan bebeği aldırmayı ya da başka yöntemlerle düşük yapmayı düşünür. Toplumsal normların işleyişinin bu denli görünür olduğu kürtaj, birçok yönüyle sosyolojiyi ilgilendirmektedir.

Kürtaj, ülkemizde yasal olarak 10 haftadan önce yapılmaktadır. Kürtaj talebinde bulunan kadın, evli ise müdahalenin yapılabilmesi için eşinin de onayı gerekmektedir. Oysaki kadın, eşinden şiddet gördüğü ya da eşi tarafından cinsel saldırı sonucunda gebe kaldığı için de kürtaj talebinde bulunabilir. Ülkemizdeki feminist hareketler de yaptıkları çeşitli eylemlerde kürtaj için eşten izin alma gerekliliğinin kaldırılması talebinde bulunmuştur. Onlara göre bu karar, kadının kendi bedeniyle ilgilidir; bundan dolayı kadın gebeliğin sonlandırılması ya da sürmesi kararını kendi vermelidir. Fakat bununla bağlantılı olarak değinilmelidir ki ülkemizde 10 haftadan önce kürtaj yaptırmak yasal olmasına rağmen çoğu kamu hastanesinde kürtaj yapılmadığını araştırmalar göstermiştir. Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı, İstanbul’daki 37 kamu hastanesini; Kadın Dayanışma Vakfı ise Ankara’daki 30 kamu hastanesini arayarak düşük talebinde bulunmuştur. İki ilde yapılan çalışmada da yalnızca 3 hastane olumlu yanıt vermiştir.[1]

Toplumsal sınıf ve statü bakımından baktığımızda ülkemizde kürtajın eğitimli, çalışan, kentte yaşayan kadınlar arasında daha yaygın olduğu bilinmektedir. Yasal yoldan gebeliğini sonlandıramayan kadın, eğer yeterli maddi gücü varsa başka tıbbi yollara başvurmaktadır. Maddi gücü yeterli olmayan ve istenmeyen gebeliğe son vermek isteyen kadının ise ağır kaldırma, ilaç içme, yüksekten atlama gibi yollara başvurduğunu yapılan araştırmalar göstermiştir (Çavlin, Ergöçmen & Tezcan, 2012). Fakat TCK’ye göre 10 haftadan büyük bebeği isteyerek düşüren kadın bir yıla kadar hapis veya adli para cezasına hükmolunur (TCK, 2004). Bununla beraber, ülkemizde ve ABD’de yapılan çalışmalar göstermiştir ki kürtajın yasak olması kadınları gebeliği sonlandırma girişimlerinden alıkoymamakta, yalnızca yasal olmayan yöntemler kullanmaya itmektedir (Ergan Özen, 2016).

A. Çavlin, S. Tezcan, B. Ergöçmen’in 65 kadınla yaptığı derinlemesine mülakat verileri incelendiğinde ülkemizde kürtaja karşı olduğunu söyleyen kadınlar çoğunlukla din motivasyonlu olduğu görülmektedir. Görüşme yapılan kadınlar, Allah’ın verdiği canı almanın doğru olmayacağını, kadere karşı gelinemeyeceğini belirtmiştir. “Allah sana verdi de sen niye kaybetceksun oni, yap oni, doğur oni. Nolucak?” (39 yaşında, evli, ilkokul mezunu, Trabzon, kır) (Çavlin, Ergöçmen, & Tezcan, 2012) sözleri genel kanıyı ortaya koymaktadır. Toplumumuzda yaygın bir ‘‘çocuk rızkıyla gelir’’ anlayışı vardır. Dolayısıyla maddi imkânı bir çocuğa daha bakacak durumda olmayan eşler bu düşünceyle gebeliği sonlandırma yolunu tercih etmektense çocukla birlikte gelecek rızkı beklemektedirler. Diğer bir bakış açısı ise kürtaj ile bir cana son verildiği, katil olunduğudur. Üç semavi dinde de insan hayatı kutsaldır ve adam öldürmek en büyük günahlardandır. Öte yandan ülkemizde akraba ilişkilerinin kuvvetli olması ve ‘‘el âlem’’in önemi de azımsanamayacak bir etkiye sahiptir. Çavlin, Ergöçmen ve Tezcan’nın yaptığı görüşmelerde, aile büyüklerinin kararlarının/görüşlerinin de kadınların gebeliğini sonlandırma kararlarına çok büyük etkisi olduğu görülmektedir.

Özellikle 21. yüzyılda ivme kazanmış feminist hareketler için kürtaj en önemli konulardandır. Her yıl 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde yapılan feminist yürüyüşlerde kadının gebeliği sonlandırma hakkı da pankartlara konu olmaktadır.

Kadın yürüyüşlerinden birinde açılan pankart.

Devletlerin nüfus politikalarına göre kürtaj konusunda düzenlemeler yaptığı bilinmektedir. Genç nüfusa ihtiyaç duyulan ülkelerin kürtajı yasakladığı, aksi durumdaki ülkelerin ise serbest bıraktığı gözlemlenmiştir (Çoban, 2015).

Ülkemizde egemen siyasi görüşten siyasetçilerin kürtaj karşıtı açıklamaları sonucunda Ankara ve İstanbul başta olmak üzere çeşitli şehirlerde eylemler yapılmıştır. Bu eylemlerdeki sloganlar kürtajın kadının hakkı olduğu ve kadının bedeni üzerinde kadının söz sahibi olduğu yönündedir.

2012’de R. Tayyip Erdoğan’ın yaptığı ”Kürtaj cinayettir.” açıklamasından sonra yapılan eylemden bir görüntü.
2012 R. Tayyip Erdoğan’ın “Kürtaj cinayettir.” açıklamasından sonra erkeklerin yaptığı eylemden bir görüntü.

Kürtaj eylemleri yalnızca ülkemizde değil birçok ülkede yapılmaktadır. Örneğin, Polonya’da kürtaj yasağına karşı, Arjantin’de ise kürtaj hakkı tanıyan yasa tasarısının kabul edilmesinden sonra halk yürüyüş yapmıştır.

2018’de Arjantin’de kürtaj yasa tasarısının kabul edilmesinden sonra yapılan yürüyüşten bir görüntü. https://www.bbc.com/swahili/habari-44493983 adresinden alınmıştır.
Avrupa’nın en katı kürtaj yasasına sahip Polonya’nın kürtaj hakkını sadece ensest, tecavüz ve annenin sağlığının risk altında olduğu durumlarla sınırlamasından sonra yapılan protestolardan görüntüler. https://www.novilist.hr/novosti/svijet/bijesni-poljaci-prosvjedovali-pred-kucom-sefa-vladajuce-stranke-jer-im-je-zabranio-pobacaj/ ve https://dailycorn.news/poland-bans-nearly-all-abortions-after-outlawing-terminations-for-foetal-defects-sparking-clashes-with-cops/ adreslerinden yararlanılmıştır.


Suç sosyolojisi açısından bakıldığında kürtaj hakkının 10 haftadan önce ile sınırlandırılmasının kadınları yasal olmayan yollara sevk ettiğini, yeni doğanı öldürme gibi suçlara ittiğini söyleyebiliriz. Çünkü daha önce değinildiği gibi, kürtajın yasal olmaması kürtaj yapılma oranlarını, bebek düşürme girişimlerini azaltmamıştır. Bu noktada, yapılan toplumsal cinsiyet eşitliği eylemlerinde kadınlar kürtaj süresinin 12 haftaya çıkarılması, kürtaj yapılması için kadının beyanının yeterli olması, doktorun kürtaj yapmayı reddetmesinin engellenmesi gibi isteklerde bulunmuşlardır.

Yine suç sosyolojisi ile ilgili olarak: Sosyolojide kişinin suçluya dönüşmesine dair açıklamaların çoğu kişinin çocukluğu, çevresi, yetiştiği ortam, ebeveynlerinin istismarcı, ilgisiz olması ile ilgilidir. Ekonomist Steven D. Levitt (2006) ‘‘Bütün Suçlular Nereye Kayboldu’’ başlığı altında bu konuya eğilmiştir. Levitt’in aktardığına göre 1960’lı yıllarda Romanya’da Nikolay Çavuşesku, kürtajı kesin olarak yasaklayınca bunu takip eden yıllarda Romanya’da suç oranlarında artış yaşanmıştır. ABD’de ise 1990’lı yıllarda suç oranlarında belirgin bir düşüş yaşanmıştır. Çeşitli etkenleri inceleyen Levitt, Romanya’da bu yıllarda suç oranlarının artmasını kürtajın yasaklanmasına, ABD’de ise suç oranlarının düşmesini Roe v. Wade davasına bağlamıştır. 1973 yılında yapılan bu dava ile ABD’de kürtaj yasallaşmıştır. Levitt’e göre kürtajın yasallaşması ‘‘istenmeyen çocuğun’’ doğmasına engel olmuştur. İhmal/istismar edilen çocuğun suça yatkınlık oranının nispeten fazla olduğu birçok araştırma ile kanıtlanmıştır. Dolayısıyla, Levitt’e göre kürtaj, potansiyel suçluya engel olmaktadır.

Sonuç olarak kürtaj; toplumun kültürü, inanç sistemleri, toplumsal cinsiyet kalıpları ile birebir ilişkilidir ve kürtajın yasal/yasak olması toplumu şekillendirir. Ülkemizde farklı sosyal statü ve sınıflardaki kadınlar gebeliği sonlandırmak için farklı yöntemlere başvurmaktadır. Gebeliği sonlandırmak konusunda tek söz hakkı kadına ait değildir. Aile büyükleri, eş, çevre baskısı ve devlet politikaları kürtaj konusunda belirleyicidir. Kürtaj ile ilgili yapılan siyasi açıklamalar, hamleler çeşitli toplumsal hareketleri ateşlemektedir. Öte yandan kürtajın yasal/yasak olması ve suç arasında kuvvetli bir bağ vardır. Yapılan araştırmalar kürtajın yasak olmasının takip eden yıllarda (yani doğan çocuğun ortalama suçlu yaşına geleceği yıllarda) suç oranlarını arttırdığı, yasal olmasının ise düşürdüğü yönündedir.

*Öne çıkan görsel https://cultureshiftforlife.com/2018/02/05/a-model-life/ adresinden alınmıştır.

KAYNAKLAR

Çavlin, A., Ergöçmen, B., & Tezcan, S. (2012). Kadınların Bakış Açısından Kürtaj. Nüfusbilim Dergisi, 34 (1), 51-67.

Çoban, F. (2015). Bir İnsan Hakkı Olarak Güvenli Kürtaja Erişim. Artvin Çoruh Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 1 (2), 79-112.

Ergan Özen, Ö. (2016). Kadın Şiirlerinde Beden İmgesi ve Kürtaj. Turkish Studies, 11 (20), 201-212.

Levitt, S. (2006). Görünmeyen Ekonomi: Dünya Gerçekte Nasıl İşliyor? İstanbul: Boyner Yayınları.

Türk Ceza Kanunu. https://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/1.5.5237.pdf adresinden 13.08.2020 tarihinde yararlanılmıştır.


[1] https://morcati.org.tr/haberler/ucretsiz-guvenli-erisilebilir-kurtaj-hakkinin-takipcisiyiz/  adresinden 15.08.2020 tarihinde yararlanılmıştır.

Bir Cevap Yazın