Günümüzdeki anlamıyla sınırlar görece yeni olsa da yaşam şartlarını değiştirmek, kalitesini yükseltmek maksadıyla yer değiştirmek insanlık kadar eskidir. Bu yer değiştirme siyasi, ekonomik, toplumsal, doğal koşullardan kaynaklanabilmektedir. Örneğin küreselleşme ve değişen dünya düzeni göçün üstünde önemli bir etkiye sahip olmuştur. Göç, genel olarak iç göç ve dış göç olarak sınıflandırılabilir (Demirhan İnliceliler, 2019). İç göç, yer değiştirmenin ülke içinde gerçekleştiği göçlerken dış göçte ülke sınırları aşılır. Türkiye Cumhuriyeti tarihine bakıldığında da görülmektedir ki göçün mahiyeti dönemin koşullarına göre değişmiştir. Türkiye’nin dış göç ile esas tanışıklığının İkinci Dünya Savaşı’na dayandığı söylenebilir (Güder, 2016). İkinci Dünya Savaşı’ndan evvelki göçlerin büyük kısmı gayrimüslim göçleri/mübadelelerden kaynaklanan göçlerdir. 1961 Anayasası’ndan önce pasaport işlemleri daha çetrefilliydi ve dolayısıyla istenilen ülkelere rahatlıkla girilip çıkılamıyordu (Abadan-Unat, 2015, s. 264). Bahsedilen nedenlerden ötürü, bu metine konu olacak “Türkiye’den yurt dışına göçler”i dönemlere ayırarak ele almakta fayda vardır.
1950-1960 Yılları
Bu dönemdeki Türkiye’den yurt dışına göç “istihdam” niteliğindedir. Bu, Türkiye’de yaşayan vatandaşların çalışmak, kazanç sağlamak, birikim yapmak adına yurt dışına göçmeleri anlamını taşımaktadır. Almanya, İkinci Dünya Savaşı’ndan kaynaklanan kayıplardan dolayı ülke dışından gelecek işçilere ihtiyaç duymuştur ve böylece diğer ülkelerdeki işçiler için istihdam fırsatı oluşmuştur. “Ekonomik mucize” olarak adlandırılan bu dönemde Türkiye’den yurt dışına işçi göçünün mahiyeti diğer ülkelerden farklıdır çünkü bu dönemde Türkiye ile hedef ülke arasında işçi göçü anlaşmaları yapılmış değildir. Bundan dolayı da işçi göçleri, eş dost yardımı yani “davet mektubu” ya da bazı özel kuruluşlar aracılığı ile gerçekleşiyordu. Abadan-Unat (2002, s. 38) bu dönemdeki dış göçleri “bireysel girişimler ve özel aracılar” şeklinde ifade etmiştir. Türk-Alman Ekonomik İlişkiler Araştırma Enstitüsü bu özel aracılara verilebilecek örneklerdendir. Almanya ve Türkiye arasında yapılan iş gücü anlaşmaları ile özel kuruluşların işçi göçüne aracılık yapma işlevi son bulmuştur. 1961 Anayasası ile de Türkiye’den yurt dışına göçlerin mahiyeti ciddi anlamda değişmiştir.
1960-1970 Yılları: Emek Göçü
Bu dönemde Türk vatandaşları önceki yılların aksine seyahat hürriyeti kazanmıştır (Adıgüzel, 2019, s. 70). Böylece işçi göçü hızlanmış ve özel firmalar, yurt dışına göçün aracılığını yapmıştır. Daha önce de bahsedildiği üzere Almanya ile Türkiye arasında iş gücü anlaşması imzalanmıştır ve bu anlaşma, 1961 yılına tekabül etmektedir. Türkiye, işçi göçünü avantajlı görmüştür. İşçi göçüyle birlikte hızla artan nüfusu düzenleme, işsizliği azaltma ve Almanya’dan dönen işçilerin getireceği dövizin ülkeye katkı sunması amaçlanmıştır (Adıgüzel, 2019, s. 70). Böylece hem ülkede yolunda gitmeyen hususların düzene gireceği hem de Almanya’daki işçilerin ülkeye kalifiye eleman olarak döneceği ve bunun da Türkiye’nin gelişmesi ile sanayileşmesine etki edeceği düşünülmüştür. Bireyler de Almanya’da daha yüksek ücretler ile çalışabileceğini ve daha iyi hayat standartlarına kavuşabileceğini düşündüğünden Almanya’ya işçi olarak gitmek cezbedici bir seçenek olarak görülmüştür. Şüphesiz, tüm bunları etkileyen husus ise 1962-67 yılları için tasarlanan 5 Yıllık Kalkınma Planı olmuştur. İşçi göçü için söz konusu ülke yalnızca Almanya değildi. Fakat bu organize göç, devletler arası anlaşmaları zorunlu hale getirmişti. Böylece Avusturya, Hollanda, Belçika, Fransa, İsveç, Avustralya, İngiltere, İsveç, Danimarka ve Norveç ile geniş kapsamlı ya da dar kapsamlı iş gücü anlaşmaları yapıldı. Bu anlaşmalar, göç aşamalarının başlangıcına önemli etki yapmıştır (İçduygu & Sirkeci, 1999, s. 255). Anlaşmalar ile birlikte bireysel göçlerin yerini “Gastarbeiter”[1] kavramı almıştır. Bu kavramın sebebi ise anlaşmaların “dönüşümlülük” ilkesine dayanmasıdır (Abadan-Unat, 2002, s. 44). Bu ilkeye göre konuk işçi, bir yıl çalışmanın sonunda ülkesine dönecekti fakat esasında bu ilke uygulanamamıştır. Buna rağmen, ülkesine dönmeyen işçiler, Avrupa’da tam bir hürriyete de sahip olamamıştır. Daha önce bahsedildiği üzere, işçiler daha iyi yaşam standartları için göç etmeyi seçmiştir fakat hedef ülkelerde düşük statülü ve fazla emek gerektiren işlerde çalışmışlardır. 1966 yılına kadar işçi göçü ivme kazanırken 1966-67 yıllarında Alman otomotiv sektöründeki kriz sonucu, Almanya’ya göçen Türk işçilerden işsiz kalanlar olmuştur. Yine de bu işçiler Türkiye’ye dönmektense Almanya’nın komşu ülkelerine gitmeyi tercih etmişlerdir. Diğer ülkelere gidemeyenler ise Almanya’daki tanıdıklarının yanında barınmaya çalışmıştır (Abadan-Unat, 2002, s. 46). 1967 yılının ortalarında da bu işçiler işlerine geri dönmüştür. İşlerine geri dönen işçiler, sendikalaşmışlardır ve Avrupa sendikalarında Türkler için ayrı birimler kurulmuştur.

1970-1980 Yılları
1961 Anayasası ve onu takip eden iş gücü anlaşmaları, işçi göçünü hızlandırmıştır. Önceleri “konuk” görülen işçiler, bu dönemde kalıcı görülmeye başlanmıştır ve işçiler göçmen olarak kabul görmüştür. Bu çerçevede Türkiye ile iş gücü anlaşması olan ülkeler, göçmenlerin sosyal hakları için Türkiye ile sosyal güvenlik anlaşmaları da imzalamıştır. Böylece göçmen işçilerin hakları sosyal sigorta kapsamına alınmıştır (Abadan-Unat, 2002, s. 47). Fakat 1973 yılının ekim ayında petrol krizi baş göstermeye başlamıştır. Petrol krizi, Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü’nün (OPEC) üyesi Arap ülkelerinin Amerika’nın İsrail’e desteğinden rahatsız olarak ABD ve Hollanda’ya ambargo uygulaması ile bağlantılı olarak petrol fiyatlarının orantısız bir şekilde artmasıyla ortaya çıkmıştır. Petrolün “politik silah” olarak kullanılması ilk kez 1973’te olmasa da ilk defa böyle büyük çaplı bir etkisi olmuştur (Demir, 2008). Bu ambargo Avrupa’yı ekonomik olarak olumsuz etkilemiştir ve işsizlik artmıştır, bundan dolayı da Almanya’daki yabancı işçi alımı durdurulmuştur. Bununla beraber hâlihazırda ülkede olan işçiler çalışmaya devam etse de kendi ülkelerine geri dönmeleri için teşvik edilmişlerdir. Fakat bu önlemler işçi göçünü engellememiş, işçileri illegal yollara sevk etmiştir. Turist pasaportu ile Avrupa’ya işçi olarak gitmek de bu önlemleri aşmanın bir yolu olmuştur. Belçika, Federal Almanya, Fransa, Hollanda illegal yollarla gelen işçilerin çalışma yaşamında sebep olduğu problemleri önlemek amacı ile işçilere çalışma izni verecek af yasalarını kabul etmiştir. Bahsedilen bu sorunlar, göçün toplumsal hayata etkisine dair farkındalığı arttırmıştır ve hem Türkiye’de hem de hedef ülkelerde sanat ve edebiyat bu farkındalıktan etkilenmiştir. Abadan-Unat’a göre (2002, s. 50) bu etkilenmenin en çarpıcı örneklerinden biri Adalet Ağaoğlu’nun Fikrimin İnce Gülü romanıdır. Bahse konu olan romanda araba tutkusu olan Bayram, Almanya’ya işçi olarak gitmiştir ve burada BMW fabrikasında çalışmıştır. Ağaoğlu, Bayram ile, Türkiye’den Almanya’ya göçen işçilerin bir portresini çizmiş, Almanya’daki Türklerin yaşadığı dramı ele almıştır. Almanya’ya göçen işçinin Almanya’da görgü, bilgi gibi maharetler kazanacağı düşünülürken Bayram’ın emeği metalaştırılmıştır ve Bayram memleketine de yabancılaşmıştır. Ağaoğlu, Bayram ile, Türkiye’nin değişen toplumsal yapısını aktarmıştır (Eronat, 2005).
1970-80 arası dönemde göze çarpan hususlardan biri de işçilerin gelecek planlarıdır. Bir yandan baştaki düşüncelerine sadık kalıp ülkelerine geri dönmeyi isterken bir yandan da ana vatandaki işsizlik, geçim zorluğu gibi etkenlerden korkarak yaşamını olduğu ülkede devam ettirmeyi, ailesini de yanına getirmeyi düşünme belirsizliği içindedir. Genel olarak, vatana geri dönme düşüncesi ertelenmiştir ve aileler de Avrupa’ya göç etmiştir. Federal Almanya, göçteki bu artış için yeni önlemler almıştır ve çocuk ödeneğini yerli-göçmen ayrımına göre düzenlemiştir. Fakat bu düzenleme beklenenin aksi sonuç vermiş, göçmen işçiler çocuklarını da Almanya’ya getirmekle kalmamış, doğum oranları da önemli derecede artmıştır (Abadan-Unat, 2002, s. 51). Almanya’daki Türk genç nüfusu da -doğal olarak- Almanya’nın toplumsal yapısını etkilemiştir. Bu problemler 1980’li yıllarda daha çok görünür hale gelmiştir.

1980-1990 Yılları
Bu dönemde, Türkiye’den yurt dışına yapılan göçlerin toplumsal yansımaları daha hissedilir bir hal almıştır. Çocukların eğitim sorunu bu yansımaların başında gelmektedir. Abadan-Unat’ın (2002, s. 52) aktardığına göre Federal Almanya, İsviçre, İsveç, Norveç ülkelerindeki Türk göçmenlerin %40’ı 18 yaşın altındaki bireylerden oluşmaktaydı. Bu nüfus, dil sorunundan dolayı göç edilen ülkeye adaptasyon sağlayamama, haklardan tam olarak yararlanamama gibi problemler yaşamıştır ve bu da onların içlerine kapanmasına sebep olmuştur. Dilden kaynaklanan problemlerin en büyük sonucu, Almanya’da yaşayan Türk çocukların çoğunlukla meslek liselerinde okumalarıdır ve Alman eğitim sisteminde meslek lisesinde okuyan bir öğrenci çok büyük ihtimalle üniversite okumaz. Böylece Almanya’daki Türk çocuklarının büyük bir kısmı üniversite okuyamamıştır. Türk mahalleri ve gettolaşma, bahsedilen problemlerin bir yansıması halindedir. Tabiri caizse bu mahallelerde küçük vatanlar kurulmuştur. Vassaf (2002, s. 244) bunu, şu şekilde ifade etmiştir: “Bugün Avrupa’da bir Türkiye var. Şairiyle, bakkalıyla, işçisiyle, öğrencisiyle hayat dolu, enerji dolu bir Türkiye.”
Şüphesiz, bu yıllarla ilgili bahsedilmesi gereken bir diğer konu da “siyasal iltica”lardır. Türkiye’deki 12 Eylül Darbesi ile birlikte, baskıdan kaçmaya çalışan vatandaşlar, Avrupa’ya kitlesel göçün üçüncü döneminin aktörü olmuştur. Bu kitlesel göçün önüne geçmek isteyen Avrupa’daki hedef ülkelerin birçoğu, Türk vatandaşlar için vizeyi zorunlu kılmıştır. İtalya ve İngiltere vize zorunluluğunu daha geç getiren ülkeler olmuş, böylece İngiltere siyasi mültecilerin ilk tercihi halini almıştır.
Göçü tamamıyla engelleyemeyen Almanya’da, iktidardaki partinin de değişmesi ile birlikte göçmenlerle ilgili politikalar da değişmiştir. Göçmenlerin ülkelerine geri dönmesi teşvik edilmiş, yeni göçmenlerin gelmesini engellemek amaçlanmıştır. Göçmenlerin ülkelerine dönmelerini teşvik eden politikalardan biri de ülkesine dönen göçmenlere Alman markı ile yardımda bulunmak olmuştur (Adıgüzel, 2019, s. 74). Bu yardım ödemelerinin teşviki ile ülkesine dönenler olmuştur. Daha önce bahsedildiği üzere, Almanya’dan dönen işçilerin kalifiye olarak gelmeleri bekleniyordu fakat gerçek farklı olmuştur. Fikrimin İnce Gülü romanında da ele alındığı gibi, genel olarak ne ilim, irfan sahibi ne de kalifiye olunmuştur. Göç, köklü toplumsal değişimlere sebep olsa da Türklerin Almanya’ya göçünün mahiyeti beklendiği gibi olmamıştır.
1990-2000 Yılları
Bu yıllarda Türk işçilerin kitlesel göçünün başlamasının üzerinden otuz yıl geçmesine rağmen göçmenlikle alakalı sorunlar devam etmekteydi. Bundan dolayı göçmenler hukuki statülerini koruma gayesi güdüyordu. Bu gayenin bir sonucu olarak 1991 yılında Yabancılar Yasası yürürlüğü girmiştir. Bu yasa ile birlikte göçmen gençlerin Alman vatandaşı olması kolaylaştırılmıştır fakat bu kolaylık, çifte vatandaşlık için sağlanmamıştır. Bu, Alman vatandaşlığını seçenlerin Türk vatandaşlığından vazgeçmesi anlamını taşımaktadır. Bu yasa kapsamında, Almanya dışında 6 aydan fazla süre geçiren göçmenin süreli ya da süreksiz fark etmeksizin oturma izninin iptal edilmesi de vardır. Yasaya bağlı olarak yürürlüğe sokulan diğer bir konu ise aile birleşimi ile ilgilidir. Buna göre, göçmenin eşini Almanya’ya getirebilmesi için sekiz yıldır Almanya’da yaşaması gerekmektedir. Eğer bu şart sağlanır da göçmenin eşi Almanya’ya gelebilirse bağımsız oturma ve çalışma izni alabilmesi için beş yıl geçmesi gerekmektedir (Abadan-Unat, 2002, s. 60). Bu gibi kanunlar ve benzerleri göstermektedir ki Almanya’nın amacı yalnızca tümüyle uyum sağlamayı başaran göçmenleri Almanya’da tutmaktır. 1 Ocak 2000’de yürürlüğe sokulan madde de bahsedilen bu amacın göstergesidir. Bu yasaya göre, Almanya’daki göçmen çocuklar, belli şartlar karşılandığı takdirde, yirmi üç yaşına kadar Alman vatandaşı statüsünde olacaktır. Çocuk 23 yaşına geldiği vakit ise hangi ülkenin vatandaşı olmak istediğine kendi karar verecektir.
Daha önce de bahsedildiği üzere, Türklerin iş gücü göçünün başlaması otuz yılı aşmasına rağmen çeşitli problemler bitmiş değildir. Bu problemlerden biri de Berlin duvarının yıkılması ile bağlantılı olarak ekonomik sorunların baş göstermesi ve ulusçuluk düşüncesinin yaygınlaşmasından kaynaklanan yabancı düşmanlığıdır. 1992 ve 1993 yılında Solingen ve Moeln’de gerçekleşen kundaklamalar da bu ayrımcılığa güç veren olaylardan olmuştur (Vassaf, 2002, s. 47). Bu da kimi zaman, Türk çocuklarının köklerinden kopmayı, tümüyle Batılılaşmayı istemesine sebep olabilmektedir.
Bu dönemde Türkiye’den yurt dışına olan göçlere etki eden en önemli etkenlerden biri de dünya siyasetinin halidir. Sovyet Rusya’da gerçekleşen siyasi değişimler ve Körfez krizi ile birlikte Türklerin göçleri Bağımsız Devletler Topluluğu’na ve Rusya’ya da yönelmiştir.

2000’li Yıllar
Bu yıllarda Alman vatandaşlığına geçen Türklerin sayısında ciddi bir artış olmuş ve 2010 yılı itibariyle bu sayı bir milyonu aşmıştır (Adıgüzel, 2019, s. 77). Doğal olarak Almanya’daki Türk nüfusu da artmıştır. İlk göç eden ailelerin çocukları Almanya’da doğmuş ve Alman vatandaşı olmuşlardır. Almanya, Türklerin en çok göç ettikleri ülke olması bakımından önem taşımaktadır. Almanya’nın verilerine göre, 2020 itibari ile Almanya’da yaşayan Türk vatandaşı sayısı bir milyon dört yüz seksen üç bin beş yüz on beştir ve bu sayıya Alman vatandaşı olan Türk göçmenler dahil değildir.[2] Günümüze yaklaşıldığında ise Almanya’nın açıkladığı verilere bakıldığında görülmektedir ki Almanya’daki Türk vatandaşlarının sayısı azalmaktadır.[3] Bununla beraber, Almanya’ya giden Türkler ile Almanya’dan Türkiye’ye dönen Türklerin sayısının yakın olduğu görülmektedir.
Türklerin yurt dışına göçleri başlayalı yarım asırı geçmiş olmasına rağmen genel olarak tam bir adaptasyon gerçekleşmiş değildir. Vassaf’ın (2002, s. 25) yazdığına göre, Türkler Avrupalılar ile kaynaşmış değiller. Gündelik yaşamda yaşadıkları ülkeden çok, kurdukları paralel topluma göre hareket ediyorlar. Avrupa’daki ve özellikle Almanya’daki çoğu göçmen çocuğu, eğitim eşitsizliğine maruz kalıyor. Genellikle meslek liselerine yönlendiriliyorlar ve ağır emek gerektiren, istenmeyen işlerde çalışıyorlar. Abadan-Unat’ın (2002, s. 52) 1980’li yıllar için söylediği, Türk çocuklarının normal zekada olmasına rağmen zeka engelli çocuklar için kurulan okula gönderilmesi meselesi 2000’li yıllarda da devam etmektedir (Vassaf, 2002, s. 26). Fakat bu vahim durum, Avrupa’da alışılmış bir haldedir. Böylece göçmen çocukların çoğunun eğitim hakkı çeşitli yollar ile kısıtlanmaktadır. Yine de Almanya’da iyi eğitim almış gençler yok değildir. Vassaf (2002, s. 41), 1996 yılında, 21.000 Türk vatandaşının Alman üniversitelerinde iyi bir eğitim aldığını yazmıştır. Şüphesiz, bu bir gelişmeyi göstermektedir ve göçmen çocukların eğitiminde düzelme olduğundan bahsedilebilir.
Sonuç olarak, Türkler ilk olarak ekonomik sebeplerle kitlesel olarak başta Almanya olmak üzere yurt dışına göç etmişlerdir. Bu göç kimi zaman siyasi meselelerden de kaynaklanabilmiştir ve göç hem kaynak ülke Türkiye’nin toplumsal yapısına hem de hedef ülkelerin toplumsal yapısına çok büyük etki etmiştir.
[1] Alm. “konuk işçi”
[2] https://www.gursesgazetesi.com/yasam/2020-yili-almanyadaki-turk-nufusu-ve-sayisi-ne-kadar-h32585.html adresinden yararlanılmıştır.
[3] https://www.aa.com.tr/tr/dunya/almanyada-turk-vatandaslarinin-sayisi-azaldi/1116072 adresinden yararlanılmıştır.
*Öne çıkan görsel https://www.welminski.pl/pl/node/302 adresinden alınmıştır.
Kaynakça
Abadan-Unat, N. (2002). Bitmeyen Göç: Konuk İşçilikten Ulus-Ötesi Yurttaşlığa. İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları.
Abadan-Unat, N. (2015). Türkiye’nin Son Elli Yıllık Emek Göçü: Yorum, Eleştiri, Öngörü. M. M. Erdoğan, & A. Kaya (Dü) içinde, Türkiye’nin Göç Tarihi. İstanbul Üniversitesi Bilgi Yayınları.
Adıgüzel, Y. (2019). Göç Sosyolojisi (3 b.). Ankara: Nobel Akademik Yayıncılık.
Demir, İ. (2008). OPEC: Güçlü Bir Kartel. SDÜ Fen Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi(18), 231-246.
Demirhan İnliceliler, N. (2019). 1923 YILINDAN BUGÜNE TÜRKİYE’NİN ULUSLARARASI GÖÇ POLİTİKALARI VE SOSYAL-EKONOMİK ETKİLERİ [Yüksek Lisans Tezi]. Maltepe Üniversitesi.
Eronat, K. (2005). Adalet Ağaoğlu’nun “Fikrimin İnce Gülü” Adlı Romanının İncelenmesi. Türk Dili Araştırmaları Yıllığı – Belleten, 93-106.
Güder, M. (2016). Türkiye’deki Dış Göç Olgusuna Sosyoekonomik Bir Yaklaşım ve Avrupa Birliği ile Geri Kabul Anlaşması’nın Olası Etkileri. Sosyoekonomi, 24(30), 129-137.
Gürses Gazetesi. (2020, Şubat). https://www.gursesgazetesi.com/yasam/2020-yili-almanyadaki-turk-nufusu-ve-sayisi-ne-kadar-h32585.html adresinden alınmıştır
İçduygu, A., & Sirkeci, İ. (1999). Cumhuriyet Dönemi Türkiye’sinde Göç Hareketleri. 75 Yılda Köylerden Şehirlere. içinde Tarih Vakfı Yayınları.
Karadağ, C. (2018, Nisan). Anadolu Ajansı. https://www.aa.com.tr/tr/dunya/almanyada-turk-vatandaslarinin-sayisi-azaldi/1116072 adresinden alınmıştır.
Vassaf, G. (2002). Daha Sesimizi Duyuramadık: Avrupa Türk İşçi Çocukları (2. b.). İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları.