Yeryüzünde çeşitli toplumsal olayların sonucunda birçok köklü toplumsal değişim yaşanmıştır. 18. yüzyılda gelişen Aydınlanma’nın sebep olduğu değişimler bunun örneğidir. Aydınlanma’nın getirisi olan modernleşme ile birlikte geleneksel anlamda dinden uzaklaşılmıştır ve sekülarizm/sekülerleşme gerek akademik yazında gerekse de gündelik hayatta sıkça kullanılmaya başlanmıştır. Din sosyolojisinde temel taşlardan biri olan bu kavram üzerinde, çoğu kavramda olduğu gibi uzlaşma sağlanamamıştır. Bundan dolayı, bu metinde kavramın kökeni ve farklı tanımlamalar ele alınacaktır.
Latince “seaculum”dan türeyen kavram, zaman ve mekân anlamlarını içinde barındırır. Zaman olarak “hazır”ı ve “şimdi”yi, mekân olarak “dünya”yı işaret eder. Anlam içeriğindeki bu birliktelik, Batı’nın ‘din’ ve ‘dünyevilik’ arasındaki kurumsal dinî tecrübesini yansıtır (Çelik, 2017). Sekülerlik, en özet şekliyle kutsal olanın yerini dünyevi olana bırakması olarak tanımlanabilir. Marshall (2005, s. 645) sekülerleşmeyi şöyle tanımlamıştır: “Özellikle modern sanayi toplumlarında dinsel inançların, pratiklerin ve kurumların toplumsal önemlerini yitirdikleri bir süreçtir. Buradaki önem yitirmenin ölçütü, dinî etkinliklerin toplumsal hayata etkisidir. Bundan ötürü sekülerleşme, Aydınlanma çağına yani 17. yüzyılın sonlarına ve Avrupa’ya dayandırılabilir.”
Toplumsal değişim, dönüşüm klasik sosyologların da incelediği konulardandır. Comte’un “Üç Hal Kanunu”, Spencer’ın evrimci kuramı, Weber’in “rasyonelleşme”si, Durkheim’ın “organik-mekanik toplum”u, Marx’ın diyalektik din anlayışı, Tönnies’in “cemaat-cemiyet”i bunun örneğidir. Bununla beraber, “sosyolojide sekülerleşme kuramlarının oluşturulması 1960’lardan evvel değildir” (Dobbelaere, 2012, s. 11). Victor Lidz, dinî inançlar, ibadetler ve cemaat duygusunun toplumun ahlaki hayatından uzaklaştırılması; Daniel L. Edwards, mistisizm dâhil tüm dinî konu ve tutumlara karşı tam ilgisizleşme; El Wood, yarı paganlaşma; Mark Chaves, dinî otoritenin gerilemesi; Edward Baily dinî olanın karşıtı gibi çeşitli yönleriyle tanımlanmıştır sekülerleşmeyi (Altıntaş, 2005, s. 44). Bu yıllarda en çok dikkat çeken çalışmalar, Berger’in Sacred Conopy ve Wilson’ın Religion in the Secular Society adlı eserleri olmuştur (Akgül, 2018, s. 203). Berger’e göre modernleşme ile din, toplum üzerindeki etkisini kaybetmektedir ve Wilson da dinin diğer alt sistemleri düzenleme yetkisini kaybetmesine vurgu yapmıştır. Bu, dinin de eğitim, ekonomi, sağlık gibi bir alt sistem haline gelmesidir. Böylece din, önceki kapsayıcı, denetleyici özelliklerini yitirmiştir. Bu yitiriş, Aydınlanma’nın temel taşı olan akılcılığın ve bilimin, tekniğin önem kazanması anlamına gelmiştir. Bilimsel bilginin önem kazanması, gündelik yaşamdaki değişimleri de beraberinde getirmiştir, teknoloji geliştikçe dünyanın daha kontrol edilebilir olduğu fikri yerleşmiştir. Şüphesiz, teknolojinin bir diğer getirisi olan kitle iletişim araçları, bu fikrin pekiştirilmesinde rol oynamıştır. “Tezlerin yerine hipotezler, Kutsal Kitap’ın yerine ansiklopediler, vahyin yerine bilgi geçmiş, … güvenin yerini kredi kartları, cinsel geleneklerin yerini kondomlar almıştır” (Dobbelaere, 2012, s. 15). Yani, Weber’in “büyü bozumu” dediği sekülerleşme, yaşamın ve kurumların tümüne etki eden toptan bir zihniyet değişimidir.
Toptan bir zihniyet değişimi, farklı kültürlerde doğal olarak farklı şekillerde tezahür etmiştir. Sekülerleşmenin Aydınlanma ile beraber Batı’da başladığı belirtilmişti. Burada “Batı-Doğu” kavramlaştırmasına değinmeden geçmemek gerekir. “Doğu ve Batı, Avrupa merkez alınarak kurgulanmış, gerçekte var olmayan, bütünüyle Avrupalının düşüncesinde doğmuş ve baskın kültür aracılığıyla dünyaya kabul ettirilmiş adlandırmalardır” (Özçelik, 2019). Denebilir ki Batı’dan anlaşılan Avrupa ve Kuzey Amerika iken dünyanın geri kalanı Batı-dışı ya da Doğu olarak anlaşılmaktadır. Yukarıda bahsedilen sekülerleşmenin genel özellikleri de büyük oranda Batı’ya aittir. Batı’daki Protestanlaşma, sekülerleşmeyi hızlandırmıştır. Berger, (2011, s. 198) sekülarizasyonun Katoliklerden ziyade Protestan ve Yahudiler üzerinde daha güçlü olma eğiliminde olduğunun bulgulardan anlaşıldığını söylemiştir. Weber de sekülerleşmeyi eski Yahudilik, Protestanlık ve kapitalizm ile bir tutar ve hatta sekülerleşmenin Batı’ya özgü bir durum olduğunu söyler. Sekülerleşmenin Batı’da daha görünür veya sarsıcı şekilde gerçekleşmesi bittabi tesadüfî bir durum değildir. Katoliklikteki dinin kapsayıcılığı, kilisenin ve Papa’nın kuvvetli yetkileri Protestanlık ile hafifletilmiştir. Bu noktada Amerika ile Protestanlığın doğduğu topraklar olan Avrupa arasında bir ayrıma gitmek yanlış olmayacaktır. Berger’in de söylediği gibi (2011, s. 199) Amerika’da kiliseler daha merkezi bir rol oynamaktadır. Batı’da modernleşme ile birlikte sekülerleşme de peyderpey gerçekleşmiştir. Fakat Batı ve Doğu toplumlarının yapısı, temelleri farklı olduğundan ötürü, bu süreç Doğu toplumlarında farklılık göstermiştir. Batı’da sekülerleşmenin bir adımı olarak Protestanlık doğmuştur ya da Fransa’da olduğu gibi kilise ve devleti ayıran kanunlar koyulmuştur fakat Doğu için bu durum daha farklıdır çünkü Doğu’da, Batı’da olduğu gibi din ve devlet arasında hiyerarşik bir düzen yoktur. İslam dünyasında din ve devlet birbirini destekleyen, meşrulaştıran biçimdedir. Doğu’da din adamları, kanaat önderi olarak toplumu etkileyebilirler fakat Katoliklikteki kadar kuvvetli yetkiye sahip değildir, bundan ötürü olacak ki Batı’daki gibi dinin ve devletin birbirinden ayrılması gerektiğine dair faaliyetler/ reformlar 19. yüzyılın sonuna dek İslam dünyasında etkisini göstermemiştir. Fakat 20. yüzyılın başlarına doğru Avrupa’daki ilerlemeler, Doğu dünyasının merakını cezbetmiş ve güçlü bir Batıcılık anlayışı oluşmaya başlamıştır. Batı’nın bilimde ve teknikte ileri olması, modernleşmeye ve sekülerleşmeye bağlanmış ve Batı’yı taklit etmenin gerekliliği tartışılmıştır. Türk sosyolojisinde bu konuyla ilgili birçok tartışma vardır ve maalesef süregelmektedir. Kimileri Batı’nın üstün taraflarını kabul etmeyi, yine de kendi değerlerimizi koruyarak onları örnek almayı; kimileri Batı’da ne yapıldıysa hazır bir elbise gibi üstümüze geçirmeyi ve kimileri de Batı’nın değerlerini tümüyle reddetmeyi savunmuştur.
Elbette ki her toplumun kendine özgü yapısı bulunmaktadır, bundan dolayı Doğu toplumlarında da tek tip sekülerleşme mümkün değildir. Örneğin Mısır’da 19. yüzyılda İngiliz işgaliyle birlikte laiklik politikaları yaygınlaşsa da hâlâ İslami yönetim-laik yönetim gerekliliği tartışılmaktadır. Fransız işgalinden kurtulan Cezayir, 1963’te resmi dinini İslam olarak ilan etmiştir. İran da şeriat ile yönetilen ülkeler arasındadır. Genel olarak bakıldığında İslam ülkelerinde bu konuda gerilimler vardır.[1] Fakat unutulmamalıdır ki küreselleşen dünya ile küreselleşen değerler de tartışılması gereken konulardandır. “Küresel köy”[2] halini almış modern dünyada Batı’nın kültürel hâkimiyeti yadsınamaz bir gerçek halini almıştır. Süreç Batı’daki gibi işlemese de Doğu toplumları da kentleşmekte, sanayileşmekte ve doğal olarak modernleşmektedir.[3] Bu değişim sürecinde Batı’daki sekülarizmden nemalanılmıştır. Değişim devletler düzeyinde olmasa da bireyler, devletlerden bağımsız olarak geleneksel anlamdaki dinden uzaklaşabilmektedir. Bunun yanında, İslam dünyasında din, toplumsal yaşamın her alanına sirayet etmiş halde olduğu için dinin denetimini, düzenleyici etkisini silip atmak pek kolay olmasa da Doğu toplumlarının yapısı da zamanla değişmekte, sekülerleşmenin etkisi giderek artmaktadır. Türkiye özelinde bakacak olursak sekülerleşme çabaları Cumhuriyet ile başlamış değildir. Osmanlı Devleti’nde de reform çalışmaları olmuş, Batı’ya öğrenciler gönderilmiş, Batı’daki bazı sistemler örnek alınmıştır. “Tanzimat’ın ilanıyla başlayıp Gülhane Hatt-ı Hümâyunu’nun ilanıyla devam eden ve hukuki yapının değişmesiyle başlayan süreç, Cumhuriyet dönemindeki değişim projesinin temelleri olarak görülebilir” (Küçükcan, 2005). Berkes (2012, s. 509) bunu “1700’lerde başlattığımız hikâyenin son perdesi buradan başlar” şeklinde ifade etmiştir. Cumhuriyet döneminde ise halifelik kaldırılmış, Tevhid-i Tedrisat Kanunu çıkarılmış, tekke ve zaviyeler kapatılıp kıyafetlerle ilgili düzenlemeler yapılmıştır ve 1924 Anayasası’nda bulunan “devletin dini İslam’dır” ibaresi çıkarılıp Türkiye Cumhuriyeti’nin laik bir devlet olduğu belirtilmiştir. Bu uygulamaların tümü Türk modernleşmesi, sekülerleşmesi kapsamında değerlendirilebilir.
Hülasa, Batı’daki dinî, siyasi ve toplumsal yapı sebebiyle sekülerleşme orada doğmuş ve orada kök salmıştır. Doğu toplumlarının dinamikleri, Batı toplumlarından farklıdır, doğal olarak yaşanan toplumsal değişme süreçleri de farklılık göstermiştir. Fakat biçim ve zaman farklı olsa da sekülerleşmenin ortak bir deneyim olduğu söylenebilir. Batı’da sekülerleşmenin sacayaklarından olan Protestanlıkla birlikte Roma Kilisesi’nin otoritesinden çıkılmış, İncil’in tek rehber olduğu inancı yerleşmeye başlamıştır. Benzer bir sürece cemaatlerden kopuş, hadis reddi ve Kur’an-ı Kerim’in tek rehber olarak kabul edilmesi şeklinde Doğu’da da rastlamak mümkündür. Protestanlık ile Katoliklikteki kiliseye bağlı birçok dinî tören sayısı ikiye indirilmiştir. Doğu’da ise dinî etkinlikler, bireysel olarak ya da camiye bağlı olmadan sürdürülebilmektedir. Dolayısı ile bu deneyim, belki devletler düzeyinde yaşanmamış olsa da 21. yüzyıl teknolojisinde bireyler çeşitli kanalları kullanarak dünyanın geri kalanından haberdar olabilmekte ve fikir dünyası değişebilmektedir. Bundan dolayı, sekülerleşmeyi Batı’ya özgü gören sosyologlar olsa da küreselleşen ve bu küreselleşmenin sağladığı kolaylıkla Batı kültürünün, yaşam tarzının kitle iletişim araçları yoluyla “üstün” gösterildiği dünyada, bu tür bir özgünlükten bahsetmek pek de mümkün gözükmemektedir.
[1]Peter B. Clarke’ın derlediği Din Sosyolojisi: Çağdaş Gelişmeler kitabının ilk bölümünde (s. 27) laiklik, sekülerleşmenin son dönemdeki ikinci dalgası olarak görülmektedir.
[2] Marshall McLuhan’ın kavramlaştırmasıdır.
[3] Kentler, sekülerleşmenin mekânı olarak kabul görmektedir.
Kaynakça
Akgül, M. (2018). Modernlik-Modernleşme, Postmodernlik, Sekülerleşme ve Din. N. Akyüz, & İ. Çapçıoğlu (Dü) içinde, Din Sosyolojisi El Kitabı (5 b.). Ankara: Grafiker Yayınları.
Altıntaş, R. (2005). Din ve Sekülerleşme. İstanbul: Pınar Yayınları.
Berger, P. L. (2011). Kutsal Şemsiye. İstanbul: Rağbet Yayınları.
Berkes, N. (2012). Türkiye’de Çağdaşlaşma (18. Baskı b.). İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.
Çelik, C. (2017). Sekülerleşmenin Kuramsal Sosyolojik Serüveni. Journal of Islamic Research, 28(3), 209-223.
Dobbelaere, K. (2012). Sekülerleşmenin Anlamı ve Kapsamı. P. B. Clarke, & İ. Çapçıoğlu (Dü.) içinde, Din Sosyolojisi: Çağdaş Gelişmeler (M. S. Ünal, Çev.). Ankara: İmge Kitabevi Yayınları.
Küçükcan, T. (2005). Modernleşme ve Sekülerleşme Bağlamında Din, Toplumsal Değişme ve İslam Dünyası. İslâm Araştırmaları Dergisi(13), 109-128.
Özçelik, T. G. (2019). Batı-Dışı Modernleşme Kavramı Temelinde Türkiye’de Cumhuriyetin İlk Yıllarında Modernleşme Çabaları. İstanbul Gelişim Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 6(2), 308-326.