Yazar: Muhammed Samet Bozdoğan
GİRİŞ
1806 yılında dünyaya gelen ve eğitimine oldukça erken bir yaşta başlayan John Stuart Mill, liberalizmin savunucusu olarak kabul görmüştür. Eğitim hayatının erken başlamasında ve kendisini geliştirmesinde babasının rolünün önemli olduğu söylenebilir. Yaşadığı dönem, dünya çapında değişikliklerin olduğu bir dönemdir. Devrim çağının toplumlara nüfuz etmesi ve yükselişte olan demokrasinin etkileri toplum yapısını şekillendirmiştir. Bu bağlamda maddi değişimin yanı sıra manevi değişimden de söz etmek mümkündür. Mill, aklın gücüne inanmış ve aklı temel alan yoldan gitmiştir. “Yaşıtlarına göre henüz bir çocuk sayılacak yaşta (on iki yaşında) iktisat, mantık ve matematikle tanıştı. Yine genç sayılabilecek bir yaşta (on yedi yaşında) iken yaşamının en önemli basamaklarından birini oluşturan India House’da yazıcı olarak göreve başladı (Ballıkaya, 2015, s. 96).”
Mill’in sosyalist düşünürlerin eleştirisine maruz kalmasının temelinde liberal geleneğin öne çıkan düşünürü olarak görülmesi vardır. Aydınlanmanın bir özelliği olan ‘ilerlemecilik’, Mill’in aydınlanma eleştirisinde görülmüştür. Bu noktada biraz daha detay vermek gerekirse “insanlığın tarihten ve kültürden soyutlanarak anlaşılamayacağını düşünen Mill, toplumsal kurumların da bundan ayrı düşünülemeyeceği, dolayısıyla da onların da geniş tarihsel perspektifte ele alınması gerektiği sonucuna varmıştır (Bayram, 2014, s. 58).” Demokratik yönetimin zorunluluğu olarak geleceğinin savunucusu olan Mill, evrimci görüşlere sahip olmuştur.
John Stuart Mill, bireysel düşüncenin etkisine inanmıştır. Bu bağlamda ilk başta Bentham’ın izinden yürümüştür. Bu noktada Mill’in faydacı görüşlerinin öne çıktığı savunulmuştur. Diğer yandan Mill’in yaşantısının iç açıcı olmadığı görülmüştür. Özellikle psikolojik anlamda sıkıntılar çektiğine kaynaklarda yer verilmiştir. “1873 yılındaki ölümünden sonra yayınlanan muhteşem otobiyografisinde ‘sevgisizlik ve korku içinde’ büyüdüğünü itiraf ediyordu. Bunun sonucunda 20’li yaşlarının başında bir bunalım yaşamıştır (Şahin, 2019, s. 158).”
John Stuart Mill, faydacılık düşüncesini şekillendirmiş ve olduğundan daha kapsamlı hâle getirmiştir. “Richard Reeves’in biyografisinde belirttiği gibi Mill, yaklaşmakta olan endüstriyel demokrasi çağının, insani gelişimi bazı yönlerden mümkün kılıp bazı yönlerden köstekleyeceğini düşünmüştür (Şahin, 2019, s. 159).” Mill, bunların yanında demokrasi ve özellikle iktisat alanında öne çıkan yaratıcı fikirleriyle bilindiği görülmüştür. Bu bağlamda vurgulayıcı nitelik olarak serbest ticaret düşüncesinden etkilenmiştir. Şahin (2019, s. 157)’in çalışmasına göre Amerikalı bir tarihçi olan Henry Adams, Mill hakkında “hazreti serbest ticaret satanisti” yorumunu yapmıştır. Bu görüş üzerine Mill’in serbest ticaret felsefesine ne kadar ilgili olduğu anlaşılmaktadır.
Mill’in demokrasi ve ekonomi alanında gösterdiği üretkenliğin yanı sıra toplumsal görüşleri de önem arz etmiştir. Bu bağlamda John Stuart Mill’in toplumsal görüşlerinde sosyolojik bakış açısının niteliği görülmüştür. Burada, Bauman’ın Sosyoloji hakkında yaptığı tanıma ihtiyaç duyulmuştur. “Sosyoloji, günlük ilgi alanlarımızın önemli meseleleriyle meşgul olurken bütün modern düşünceyi derinden etkileyen uzun bir düşünce geleneğine sahip bir akademik disiplindir (Bauman, 1999, s. 566).” Tekrardan Mill ile bağlantı kurmak gerekirse “Hürriyet Üzerine” eserinde ifade özgürlüğüne vurgu yapmıştır. Ancak şöyle bir tespit elde etmek mümkündür: Bir bireyin üzerinde zorunlu olarak güç uygulamak, ancak o birey diğer insanlara zarar vermek üzereyse mümkün olduğunu belirtmiştir.
İnsan yeryüzünde olduğu süre boyunca her çeşit üretimi zihin gücü sayesinde gerçekleştirmiştir. İnsanın aklını kullanması ve faaliyete geçmesi sonucunda üretim gerçekleşmiştir. Bu noktada aklın üretkenliği ve Akıl Çağı dediğimiz dönemde görülen insan zihnine değer verme meselesi oldukça önem arz etmiştir. Sosyoloji, toplumla ilgili olan her konuya nüfuz etmiştir. Özellikle toplumsal kurumların geçiş süreçlerine ilişkin görünenin arkasında yatan gerçeğe ulaşma arzusu sosyolojinin ve sosyolojik bakış becerisinin insana kattığı değerdir.
Bilindiği üzere toplumsal kurumların kaynağını insan oluşturmuştur. Doğal olarak var olan şeyler haricinde sonradan üretilen her şeyin kaynağını insan arz etmiştir. John Stuart Mill, ifade özgürlüğüne vurgu yaparken bu noktayı yansıtmak istemiştir. Çünkü toplumun ifade özgürlüğü ve zihnen tartışma olanağı bulması o konuyu ileri taşıyan ya da o konu hakkında yeni bir şey ortaya çıkartan bir meseledir. İfade özgürlüğünün üzerinde ısrarla durması bakımından Mill, bu noktada özgün sayılabilmiştir.
John Stuart Mill’e göre çoğunluğun baskıyla karşı tarafın ifade ve düşünce özgürlüğünü kısıtlamaya kalkması kötü bir durum teşkil etmiştir. “Ancak, serbest tartışmanın düşünce zenginliğini getirebileceği düşüncesinden hareket eden Mill, tüm insanlık bir araya gelse bile onların tek bir kişiyi susturma hakkına sahip olmadığına inanır (Mill, 2003, s. 22).” Burada sözü geçen mesele aslında Mill’in izinden gittiği Bentham ile ayrıştığı noktayı göstermiştir. Ek olarak Mill’in insanın zihnine ve varlığına verdiği değer görülmüştür.
İçine doğulan ve yaşamın merkezi durumuna gelen mekân, tıpkı John Stuart Mill’in yaşantısında ve zihnen birikmişleriyle göreceğimiz üzere şekil veren niteliğe sahiptir. “Diğer taraftan İbn Haldûn’a isnad edilen ‘coğrafya kaderdir’ sözünün (Okşar, 2018, s. 1058)” ve aynı zamanda o çağda yaşamış düşünürlerin etkisine atıf yapmak yerinde olacaktır.
Liberalizm, Aydınlanma Çağı’nın ve meydana gelen gelişmelerin karışımını kaynağında barındırmıştır. “Devletçilik karışıtı ‘bırakınız yapsınlar’ ilkesini temel alan XIX. yüzyıl liberalizmi, böylesi bir toplum düzenini gerçekleştirmeye çalışmıştır (Küçük, 2003, s. 92).” Bu doğrultuda giderek hürriyet ve ifade özgürlüğünün korunmasını savunan konumda yer almışlardır. Ancak savunulan düzen ve fikirlerin arasında kadının yerini irdelemek kimsenin aklına gelmemiştir. Bu geleneğin içerisinde kadın sorununa değinme gereği duyulmamıştır.
John Stuart Mill’in erken yaşta başlayan eğitimi, babası, çeşitli düşünürler ve özellikle Bentham’ın izleri onun kadın sorunuyla ilgilenmesinde etkili olmuştur. “Ancak şüphesiz John Stuart Mill’in üzerinde etkili kişi dostu, yaşam arkadaşı Harriet Taylor olmuştur. Aydın bir kadın olan Harriet Taylor ile birlikte bu konuda daha da derinleşmiştir (Küçük, 2003, s. 93).” Belirtilen bu meselenin 21. yüzyıl dünyasında önemi tartışılmaz bir gerçeği teşkil etmektedir. Feminist hareketin öncülerinden etkilenerek fikir birliği açısından da gelişim gösteren Mill, günümüzde politik konuların arka planına atılan bir gerçeği teşkil eden kadın sorununa daha o günler içerisinde ilgi duyarak derinlemesine araştırmalar yapmış ve kendisini geliştirmiştir.
Mill’in kadın meselesini derinlemesine çalışmasının bir diğer etkisi, bu konuya olan arzın artması olmuştur. Toplumda meydana gelen eşitsizlikler tarihte görüldüğü üzere çeşitli sorunların temelini oluşturmuştur. Aydınlanma düşüncesinin toplumlara ve özele inecek olursak bireylere katkısı yalnızca düşünce anlamında değildir. Üretilen özgür tartışma alanı sonucunda ortaya çıkan fikirlerin faaliyete geçmesiyle insana verilen değerin artmasına da neden olmuştur. “Kadın ve erkeğin eşit haklara sahip olmaları ilkesi, insan onurunun çekirdeğini oluşturur, hümanizm ve aydınlanma düşüncelerinden kaynaklanmıştır (Gören, 2016, s. 3287).” Burada eşitlik kavramının tarihsel gelişimine, üzerine üretilen çalışmalara değinilmemiştir. Ancak hürriyet, eşitlik, ifade özgürlüğü, insan zihnine verilen değer gibi konularla ve özellikle de Aydınlanma düşüncesiyle ilgisi bakımından atıfta bulunmak gerekli görülmüştür.
John Stuart Mill, kaleme aldığı “Özgürlük Üzerine” eserinde toplumsal özgürlüğün yanı sıra bireysel özgürlüğün üzerine de felsefi anlamda görüşler getirmiştir. Sözü edilen eseri ilk kez 1859 yılında basılmıştır. Özgürlük olgusuna derinlemesine değinildiği gibi özgürlüğe karşı gelebilecek tepkiler de göz ardı edilmemiştir. Özgürlüğün yöneticilere karşı bir direnç olduğu görüşünü ileri sürmüştür. Mill, yöneticilerin ve yönetilenlerin arasında gerçekleşen özgürlük çekişmesine ve birbirine doğru atılan adımlara ışık tutmuştur. İktidarın sınırlanmasına yönelik iki tutumdan söz etmiştir. İktidarın sınırlanması meselesine John Stuart Mill şöyle açıklık getirmiştir:
“Buna iki yoldan teşebbüs edilirdi. Birincisi, siyasal haklar ve özgürlükler denen bazı dokunulmazlıkları kabul ettirmekti. Yöneticinin bu haklara müdahalesi, görevini kötüye kullandığı şeklinde yorumlanır, bu da yönetilenlerin başkaldırısını ve ayaklanmasını meşru hâle getirirdi. İkincisi ise, anayasal önlemlerin alınmasıydı. Bu sayede topluluğun ya da onu temsil eden kurumların rızasını almak, iktidarın faaliyetleri için zorunlu hâle gelirdi. Avrupa ülkelerinin çoğunda iktidar, bu sınırlama biçimlerinden birincisine az ya da çok boyun eğmek zorunda bırakılmıştı. Ne var ki, ikincisi için durum böyle değildi. Buna ulaşmak ya da kısmen olduğu yerlerde tam anlamıyla elde etmek her yerde özgürlük dostlarının temel amacı hâline geldi. İnsanlar, bir düşmanı başka bir düşmanla çarpıştırmaktan ve zorbalığına karşı bazı teminatlara sahip oldukları bir efendi tarafından yönetilmekten memnun oldukları sürece isteklerini bu noktadan öteye götürmediler (Mill, 2003, s. 36-37: akt. Odabaş, 2018, s. 2687).”
Bu faaliyeti onu çeşitli yönlerden eleştirilere maruz bırakmıştır. Örneğin, bir taraftan yöneticiler, yönetilen insanların özgürlüğüne karşı bir müdahale teşkil ettiğinde yönetilen kesimin atacağı adımların meşruluğunu barındırmıştır. Diğer taraftan ise yönetilenlerin hakkının korunmaya başlaması sayesinde yöneticiler bu özgürlükler üzerine adım attığı taktirde çelişki içerisine düşmüş bulunacağı ve bu durumun yaşanmaması için de müdahaleden kaçınacağı yönünde bir tespit sunulmuştur.
İnsan günlük hayatta çeşitli eylemlerde bulunmaktadır. Bu bağlamda aldığı kararlar doğrultusunda yaşamını sürdürmektedir. Örneğin normal zamanda birey evde kalıp kalmayacağı konusunda tamamen özgürdü1 Ancak vereceği karar olumlu ya da olumsuz yönde bir gelişim çizgisi sunacaktır. Eğer birey, kendisi için faydalı olan kararı rasyonel bir biçimde verecek olursa evden çıkmamayı tercih edecek ve kendisini, ailesini ve sonuç olarak toplumu da korumuş olacaktır.
Eylemlerin yansımasının bir çeşit mecburiyet yüklediği görülmüştür. Ortaya çıkan tercihte bulunma zorunluluğu bireyleri zorlu bir sürecin eşiğine sokarken aynı zamanda alternatif bir karar alınmasını sağlamıştır. Bu tür meseleler tarihsel süreç içerisinde etik teorilerin konusu olmuştur. John Stuart Mill, faydacılığı savunan geleneceğin temsilcisi konumunda bulunmuştur. Mill, faydacılık üzerine yazdığı eserinde en yüksek iyi olarak acının yokluğunu işaret etmiştir. Faydacılık ilkesini “hazzın varlığı, acının yokluğu” (Mill, 1986, s. 11: akt. Aydın, 2013, s. 148) olarak tanımlamıştır. Mill (1986, s. 11)’e göre eylemler sağladığı hazza göre iyi ya da doğru, acı verdikleri oranda ise kötü ya da yanlış olarak referans alan ilke olarak tanımını yapmıştır.
John Stuart Mill’in giriştiği alanlar, yukarıda yüzeysel olarak değinilen konulardan ibaret değildir. Aksine daha birçok alanda düşünsel anlamda üretkenlik göstermiştir. Örneğin Ballıkaya (2015, s. 97)’ya göre Mill, Psikoloji alanında Berkeley’den psikolojik idealizmi, Mantık alanında tümdengelimci ve tümevarımcı mantığı harmanlayarak formüle ettiği mantığı geliştirmiş ve de felsefi düşüncesiyle insani bir özellik taşıyan fikirleri bulunmuştur. “Mill’in sosyolojiye en belirgin katkısı, hiç şüphesiz “kendisinin topluma ilişkin bir bilimin ‘genel yasalara, deneye ve gözleme dayanan bir bilimin temellerini atmakta olduğunu iddia eden ‘Mantık Sistemi’ adlı çalışmasıydı” (Swingewood, 1998, s. 72: akt. Ballıkaya, 2015, s. 97). John Stuart Mill, Sosyoloji’yi A. Comte kadar geniş bir altyapı üzerine yaymamıştır. Belirli alanlarda gelişim göstermiş ve bu noktada kavramsal boyutlandırmalar kazandırmıştır. Entelektüel bir kişiliğe sahip olan ve aklı temel alan John Stuart Mill, 1873’te Fransa’da ölmüştür.
Yukarıda Mill’in hayatına, düşünce yapısını şekillendiren düşünürlere ve gerçekleştirdiği çalışmalara kısaca yer verilmiştir. Araştırmacı, Mill’in hayatına dair kapsamlı bir bilgiye ulaşılamadığı için yukarıda sunduğu bilgiler ışığında kendisini tanıtmıştır. Araştırmacı açısından Aydınlanma düşüncesi, Mill’in özgün olduğu bazı noktalar, Sosyoloji’ye katkıları ve özellikle kadın sorunu üzerine gerçekleştirdiği felsefi düşünceyle meydana getirdiği düşünceler olmuştur. Konuyu sınırlamak bağlamında Mill’in nüfuz ettiği her alana, felsefi tartışmalarına değinilmediğini belirtmek gerekmiştir. Çalışmada özel olarak Liberal geleneğe dair yer verilmemiştir. Mill ile sınırlı kalınmıştır. Daha çok Aydınlanma ve Sosyolojik Düşünce Tarihi bağlamında ele alınmıştır.
Dünyanın içinde bulunduğu virüs salgını nedeniyle üniversiteler eğitim yöntemleri üzerinde değişikliğe gitmek zorunda kalmıştır. Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi’nin aldığı karar doğrultusunda vize sınavlarının Uzaktan Eğitim Sistemi üzerinden gerçekleştirilmesi kararlaştırılmıştır. Bu doğrultuda hazırlanan çalışma Sosyolojik Düşünce Tarihi dersinin vize sınavı niteliğindedir. Evde kalmaya mecbur olduğumuz bu zamanlar dolayısıyla daha fazla kaynağa ulaşılamamış ve internet üzerinden sağlanan imkân doğrultusunda erişime açık olan kaynaklardan yararlanılmıştır. Kaynakların tamamının okunması için yeterli süre bulunulamadığından yalnızca konuya dair ilgili kaynaklar incelenmiş ve zaman darlığı nedeniyle bu kadarı sunulabilmiştir.
Bu çalışmanın amacı John Stuart Mill’in entelektüel gelişim süreçlerinin yüzeysel olarak aktarılması ve düşünce yapısının irdelenmesi olmuştur. Dolayısıyla araştırmanın literatüre yeni bir bilgi kazandırma amacı olmamıştır. Araştırma nitel verilere göre hazırlanmış olup, literatür taramasından faydalanılmış ve doküman incelemesi tekniği kullanılarak oluşturulmuştur. “Araştırma kapsamında incelenen konuyla ilgili olgu ve olaylar hakkında bilgi içeren yazılı belgelerin analiz edilmesiyle veri sağlanmasına doküman incelemesi denilmektedir (Karataş, 2015, s. 72).” Araştırmanın amacı da araştırmacıyı “toplumsal hayatın, tanımadığı ve dolayısıyla bilmediği bir alanı ile yakından ve etraflı olarak tanıştırmak” olmuştur (Bal, 2014, s. 90). Araştırmacı, farklı bir görüşe sahip bir düşünürün hayatını, fikirlerini ve felsefesini araştırarak karşılıklı okuma yapmak adına temel atmıştır.
Çalışma iki ana başlık altında oluşan bölümlerle ilerlemiştir. Başlıklardan birincisi, John Suart Mill hakkında ve entelektüel gelişimini ilgilendiren süreçlerin tanıtılması, ikincisi ise John Stuart Mill’in düşünce yapısına dair analiz yapmak olmuştur. Bu bağlamda zaman, mekân ve dünyanın içerisinde bulunduğu salgın nedeniyle kitaplara erişimin kısıtlı olması sonucunda bazı noktalara yüzeysel değinmek gerekmiştir. John Stuart Mill’in genel olarak demokrasi, ifade özgürlüğü ve kadının toplumsal konumu hakkında sunmuş olduğu düşünceler, ilerlemeler konu edinilmiştir. Yüzeysel olarak bazı noktalarda da Aydınlanma düşünürleriyle ve genel olarak Aydınlanma düşüncesiyle bir yorum getirilmiştir.
1. MİLL VE ENTELEKTÜEL KİMLİĞİNİN İNŞÂSI
Bu bölümde John Stuart Mill’in düşünsel gelişiminin evrelerine yüzeysel olarak temas edilecektir. Mill’in eğitim konusunda çok farklı bir özelliği bulunmaktadır. 1806 yılında İngiltere’de doğan Mill, “ünlü tarihçi, iktisatçı ve felsefeci James Mill’in dokuz çocuğundan birisidir (Balıkkaya, 2015, s. 96).” Mill’in gelişiminde babasının payı yadsınamaz derecede olmuştur. Yaşamının ilerleyen dönemlerinde “kadın” sorununa ilgisinin artmasında da kadın bir aydın olan Harriet Taylor etkili olmuştur. Mill, babasından eğitim almıştır. Hiç okula gitmemiştir. Babasının entelektüel birikimi ve öğreticiliği Mill’i genç yaşta aydın bir birey hâline getirmiştir.
Entelektüeller ile fikir alışverişinde bulunmasına yol açan başlıca etken genç yaşta kendisini geliştirmesi ve bir aydın gibi hareket etmesi olmuştur. Bunun sayesinde diğer insanlarla fikir alışverişinde bulunarak onların arasında adından söz ettirir olmuştur. Mill’in de düşünsel olarak ilerde vurgu yapacağı gibi, özgürce sorgulayabilmek, tartışmak ve karşılıklı bilgi alışverişi zihinsel anlamda bir gelişmeden söz ettirmiştir. İnsanlığa Aydınlanma Çağı’nın bir armağanı olan ifade özgürlüğü, düşünürlerin gelişiminde büyük etti sağladığı görülmüştür.

1.1. ENTELEKTÜEL BİRİKİMİNİN OLUŞUMU
Bilgi alışverişi gerçekleşirken Mill, çok sayıda insanı etkilemiş ve bulunduğu entelektüel çevreden de etkilenmiştir. Düşünce yapısının ve felsefi sağduyusunun gelişiminde babası büyük rol oynamıştır. Özellikle eğitiminde büyük rol oynadığından bahsedilmiştir. Babası “özellikle John Stuart Mill’in sıkı bir Benthamcı ve faydacı olarak yetişmesinde başrolü oynayan kişidir (Aydın, 2013, s. 145).”
Mill’in etkilendiği önemli bir düşünür ise Auguste Comte’dir. Pozitivizmin kurucusu olan filozofun “üç hal kanunu teorisinden, pozitif metodoloji ve toplumun aydın bir sınıf tarafından yönetilmesi gerektiğiyle alakalı düşüncelerinden etkilenmiş ve onun bu düşüncelerine faydacı ahlâk anlayışı içerisinde yer vermiştir (Aydın, 2013, s. 146).” Kendisi genç yaşında çok hızlı gelişim göstererek düşünsel etkinlik mahiyetinde üretkenlik teşkil etmiştir. Burada kısaca Comte’un katkısına değinilmesine gerek duyulmuştur. “Comte’un toplumsal fenomenleri inceleyen yeni bilime katkısı öncelikle bilimin konu, kapsam ve yöntemini belirginleştirmesi ile birlikte bilime yeni adını vermesi olarak ifade edilebilir (Çiçek, 2018, s. 63).” Görüldüğü üzere Mill, etkilediği çevre kadar ilgiyle araştırdığı Comte gibi düşünürlerden de çok şey kazanmıştır. Sosyoloji’de Comte ne kadar önemliyse araştırmanın konusu olan Mill’in, Comte’dan etkilenmesi de o derece önem arz etmiştir.
Liberal geleneğe bağlı olan Mill’in görüşleri arasında bireysel özgürlük ön planda olmuştur. Bu noktada özgürlük, eşitlik, haz gibi kavramların kaynağına çıkan husus bireysel özgürlüğü teşkil etmiştir. Mill (1903, s. 47: akt. Küçük, 2003, s. 95)’e göre bireyselliğin özgürce gelişmesi mutluluğun başta gelen özsel koşullarından biridir. John Stuart Mill’in, Auguste Comte’dan farklı olarak sosyolojiyi her alana nüfuz eden bir sistem olarak geliştirmemiş olması yatmıştır.
Faydacılığın yaratıcısı olan Jeremy Bentham, Mill’i etkileyen bir diğer aktör olmuştur. Bu isim için Mill’i en çok etkileyen kişi niteliğinde olduğu öne sürülmüştür. James Mill, oğlunu yetiştirirken Jeremy Bentham’ı kavraması için elinden geleni yapmıştır. Eğitimini bu çizgi üzerinde şekillendirmiştir. Mill’in entelektüel gelişiminin arka planında yatan bir diğer ismi teşkil eden Bentham, Mill’in düşünce yapısını etkilemiştir.
John Stuart Mill, verimli bir eğitim sonucunda entelektüel kişilik kazanmıştır. Buna ek olarak bürokratik düşünceleri meyvelerini vermiştir. Ancak kültürel anlamda meydana gelen eksikliği Thomas Carlyle gidermiştir. Bu eksikliği tamamlamasının ardından estetik açıdan zenginleşen Mill, teori yönünde gördüğü aksaklıkları giderme imkânı bulmuştur. Estetik ve ahlâk alanına da yönelmiştir. “Onun, Mill’in hayatındaki en önemli rolü, Mill’in romantizmi keşfetmesini sağlayarak babasının ve Bentham’ın faydacı anlayışlarındaki problemli noktaları görmesini sağlamış olmasıdır (Aydın, 2013, s. 146).”
Edward W. Said (2009, s. 65)’in başlangıçlar üzerine kaleme aldığı eserinde yer alan “bir bireyin zihni akli bir faaliyet alanına müdahale etmek ister” deyişinden hareketle Mill’in faydacılık görüşlerinin şekillenmesinde bu dürtünün yattığı ve özellikle Aydınlanma hareketinin kazandırdığı refleksin etkilerinden söz etmek mümkün olmuştur.
Şimdiye kadar bahsedilen süreç, Mill’in eksikliklerini ne kadar titiz bir şekilde giderdiği ve ihtiyaç duyduğu alandan beslenerek geliştiğini göstermiştir. Bu durum da faydacı bir tutumu teşkil etmiştir. “Önemli bir etkiye sahip olan bir diğer kişi de S. T. Coleridge’dir. Onun muhafazakâr görüşleri, Mill üzerinde etkili olmuş ve bu görüşler faydacılık içerisinde yer alan muhafazakâr düşüncelerin temelini oluşturmuştur (Aydın, 2013, s. 146).”
Yukarıda mümkün olduğunca sıralı bir şekilde Mill’in hayatına etkisi olan isimlere yer verilmiştir. Ancak belirtmek gerekir ki Mill yalnızca bahsedilen isimlerden etkilenmemiştir. Döneminin diğer düşünürlerinden de etkilenmiştir. Ancak hepsinden bahsetmek gereğinden fazla uzun olacağı için bahsetmek mümkün olmamaktadır.
Mill’in gelişim süreci göz önüne alındığında yaşadığı döneme bakılarak Pascal (2018, s. 12)’ın eserinde geçen “Doğanın, ilahiyat da dahil her şey hakkında konuşabileceğini gösterenler doğayı gereğince onurlandırırlar” fragmanına yer vermenin felsefi bir görüş katacağı düşünülmüştür. Mill, edindiği entelektüel birikimin ardından dönemin içinde bulunduğu düşünce mimarisini aşarak eşsiz bir mimar gibi özellikle kadın konusunda özgün ürünler sunmuştur.
John Stuart Mill’in yaşamını etkileyen düşünürler, kitaplar, fikirler kadar Mill’in bulunduğu çağa ve gelecek kuşaklara bıraktığı miras önemini korumuştur. Mill’in yaşantısına genel olarak bakıldığında ve öze yaklaşıldığında hayatını büyük anlamda etkileyen üç büyük olaydan söz edilmiştir. Geçirdiği ruhsal bunalım, bağlılık hissettiği ve fikirlerinden en çok etkilendiği kişi olan Bentham’ın ölümü, babası olan ve aynı zamanda eğitimini gerçekleştiren James Mill’in ölümü başlıca yaralandığı üç büyük dönemi arz etmiştir.
James Mill ve Jeremy Bentham’ın ölümü “Mill’in düşünce özgürlüğünü kazanmasını sağlaması açısından çok önemlidir. Çünkü James Mill ve Bentham hayattayken her düşüncesini özgürce ifade edemeyen Mill, bu iki olaydan sonra tam anlamıyla artık istediğini ifade edebilen özgür bir düşünür olmuştur (Aydın, 2013, s. 147).” John Stuart Mill’in başından geçen bu iki olay onun düşünce yapısının daha da olgunlaşmasına ve bazı konular için daha ilerlemeci bir tutum sergilediği görülmüştür.
John Stuart Mill’e ithafen bir söz üzerinden kısa bir yorum yapmak gerekmiştir. Bir filozof olan A. Schopenhauer (2007, s. 88)’in, “Yürümek için bastın ne ise düşünce için kalem de odur, fakat nasıl ki insan en kolay bastonsuzken yürürse, en kusursuz biçimde de elinde kalem yokken düşünür. İnsan ancak yaşlanmaya başladığında baston kullanmayı ister, kalem de öyledir” sözlerinden hareketle Mill’e bakılacak olursa bu iki büyük krizi zihinsel bağlamda fırsata çevirmiş gibi bir durum teşkil etmiştir.
2. YÖNTEM BAĞLAMINDA JOHN STUART MİLL
Bu bölümün kaynağında Mill’in tespitleri, metodoloji bağlamında oluşturduğu düşünsel ögeler ve sosyolojik açıdan sunduğu yararların aktarılması yatmıştır. John Stuart Mill’in kadına yönelik yaklaşımı, politik görüşleri, demokrasi, ifade özgürlüğü ve erdem teorisi üzerinde durulmuştur. Konunun sınırlandırılması bakımından belirtilmesinin önemli olduğu düşünülmüştür.
Liberal düşünce geleneğinin temsilcisi olan John Stuart Mill’in faydacılık ve onun sinerji kaynağını oluşturan erdem, haz ve değer gibi alt kavramların bileşimiyle harmanladığı düşünceleri zaman içerisinde fiili ortamda karşılık bulmuştur.
Mill, kadın sorununa değinmeden önce Liberal düşünürler bu konuya girmenin gerekliliğini savunmamışlardır. Mill ise kadın sorununa dikkat çekerek kadınların haklı mücadelesini de felsefi anlamda desteklemiştir.
İfade özgürlüğü bir çağın başlangıcını temsil etmiştir. Buna en güzel örnek Aydınlanma öncesi Avrupa’nın durumudur. Kilisenin iktidarı ve gerçeğin üzerine yayılan karanlık, düşünürlerin vahşetle sonuçlanan ölümlerini de örtmüştür. Bunun temelinde ifade özgürlüğü yatmıştır. John Stuart Mill ise ifade özgürlüğü meselesine hümanist açıdan yaklaşarak çoğunluğa karşı bir kişi bile olsa o kişinin düşünce özgürlüğünün haklılığını savunmuştur.
2.1. MİLL VE DEMOKRASİ
John Stuart Mill, sıkı bir eğitimden geçmesinin yanı sıra yaşı itibariyle bu zorlu eğitimin karşılığını bunalım ile almıştır. Artılarının yanında eksileri de barındıran bu dönem psikolojik bağlamda Mill’i yıpratmıştır. Mill’e göre “inancı olan tek bir kişi sadece menfaatleri olan yüzlerce kişiye denk bir toplumsal güçtür (2017, s. 67: akt. Safi, 2018, s. 657).” Bu durum tıpkı örgütlü olan azınlığın dağınık bir biçimde bulunan ve dayanışmadan uzak durumda yaşayan yığınlara benzemektedir.
21. yüzyıl dünyasına bakıldığında kaynakların belirli bir azınlığın tekelinde olduğu gözler önündedir. Buna çeşitli yönetim biçimlerinin, kuramların adı verilebileceği gibi direkt olarak sömürü fetişizmi de denilebilmektedir. Mill (2017, s. 67), halinden mutlu bir hâlde ama bilgisiz olarak yaşamanın yerine acı ve mutsuzluk içerisinde Sokrates olmayı yeğlemiştir.
Mill’in görüşleri içerisinde belirtilmedi ancak bu bölüm altında verilmesi uygun olduğu düşünülen bir husus öne çıkmıştır. John Stuart Mill, eşit oy hakkı ilkesine karşı çıkmıştır. Buradan anlaşılan şudur ki; Mill, elitlerin savunucusu konumunda bir tutum sergilemiştir. Kısacası öne sürdüğü bazı çelişik fikirler yalnızca bir kesimin mutluluğunu öne süren cinsten olmuştur. Mill’in bu fikirlerinin kaynağında entelektüel kaygı öne çıkmıştır. “Devletin pozitif müdahalesini mümkün görerek serbest piyasa ekonomisine mesafeli duruşu, Mill’in kooperatifleri tiranlığı engelleyen sistemler olarak görmesi ve eğitim hakkındaki görüşleri son dönemlerinde Mill’in sosyalizme sempati duymasının ana sebepleridir (Safi, 2018, s. 662-663).”
Liberalizmin klasik çizgisinden uzaklaşmaya başlamasıyla beraber sosyalizme duyduğu sempati, aslında demokrasi hakkında sunduğu fikirlerin birbiriyle çelişik nitelikte olmasının öne çıkmasıyla görülmüştür. John Stuart Mill, düşünme edimini sürdürmekten geri kalmamıştır. Mill, demokrasiyi zaman zaman övmüş ve zaman zaman da yermiştir. Sertliğin dozunu arttırmaktan da geri durmamıştır.
2.2. MİLL VE İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ
John Stuart Mill’in ifade özgürlüğünün kısıtlanmasına kesin olarak karşı olduğu daha önce de belirtilmiştir. Zihinsel üretkenliğin faaliyete geçmesi ve yarar sağlaması açısından ifade özgürlüğünün kısıtlanması kabul edilemez bir tutum konumunda olmuştur. İfade özgürlüğü hakkında tanımlayıcı bir cümlenin gerekliliği doğmuştur. “İfade, bireyin kendisini ifade etmesinin, başka bir deyişle düşündüklerini diğerleriyle paylaşmasının bir aracı ise, düşündüğünü açıkça söyleme özgürlüğü), bireysel özgürlüğün doğrudan bir parçası demektir (Tumay, 2019, s. 120).”
İfade özgürlüğü aynı zamanda bireyin özgürlüğünün de tezahürü konumunu temsil etmiştir. İfade özgürlüğünün olmaması bireyi bir köleden farksız konuma itmiştir. John Stuart Mill, nasıl ki çoğunluğuna karşı bir kişi bile olsa fikrinin önemine vurgu yapmışsa ifade özgürlüğü meselesinde de benzer durumu teşkil etmiştir. Yanlış olduğu iddia edilen bir düşüncenin, aslında doğru veya yanlış olduğunu kişilerin yüzde yüz şekilde bilemeyeceğini ve bunun sonucunda da ortaya bir çelişki doğuracağını öne çıkartmıştır.
Benzer şekilde yanlış olduğu iddia edilen düşüncenin belki de doğru yönlerinin katkı sağlayacağını öne sürmüştür. “Her tartışmayı ve ifade etmeyi susturma çabalarının altında yatan yanılmazlık taslamadır ki, hiçbir otoritenin de buna hakkı olmasa gerektir (Odabaş, 2018, s. 2690).” Düşünce ve ifade özgürlüğü sonuç itibariyle hiçbir otorite tarafından kısıtlanmamalı ve ortadan kaldırılmaya çalışılmamalıdır.
Mill’in ifade özgürlüğü hakkında elde edilen veriler zaman zaman Aydınlanma öncesi döneme işaretler sunmuştur. Örneğin skolastik düşüncenin baskın olduğu günlerde insanlar düşündükleri için ölüme mâhkum edilmiştir. “Mill, düşünce ve tartışma özgürlüğünü gerçeğe ulaşmanın en önemli olanağı olarak görür. Gerçeğin tartışılmasından korkulmamasını ve tersine olarak tartışılması gerektiğini savunmuştur (Akgüner, 1974, s. 630).” Bu bakımdan da Aydınlanma etkisinden söz etmek mümkün olmuştur.
2.2.1. İfade Özgürlüğünün Toplumsal Arka Planı
John Stuart Mill’in ifade özgürlüğüne ve genel anlamıyla bireysel özgürlüğe büyük önem vermesinin bir nedeni de topluma sağlanacak olan fayda olmuştur. Felsefi arka planın oluşmasının yanı sıra toplumsal olarak da gelişimi gerçekleştireceğini düşündüğü için etkili bir amaç olmuştur. Bu konuya ayrı bir başlıkta değinilmesinin nedeni, Mill’in ifade özgürlüğüne dair düşüncelerinin yanlış anlaşılmamasına “sınırlılıklar” çerçevesinde açıklık getirmek olmuştur.
John Stuart Mill, ifade özgürlüğünü önemser ve bunu geniş ölçüde topluma yarar sağlayacak şekilde sunar. Ancak burada belirtilmesi gereken nokta belirli çerçevelerden oluşan bir düşünce olduğunun belirtilmesidir. Mill’e göre toplumların gelişimi açısından fikirlerin özgürce tartışılabildiği bir ortam gerekmiştir. Bunu engelleyen toplumlarda düşünsel olarak gelişme de sekteye uğrayacaktır. Öte yandan açıklık getirilen nokta, Mill’in özgürlük temasına sığınarak toplumun ve bireyin zarar görmemesi açısından çizdiği sınır olmuştur. “Mill her görüş veya her tartışmanın sınırsızca yapılmasını düşünememektedir. Mill’e göre onun için faydalı olmayan veya gelişimi sağlamayan ifadeler, bilgiler, görüşler ve beyanları göz ardı edilmelidir (Yaylalı, 2019, s. 42).”

2.3. MİLL VE KADININ TOPLUMSAL KONUMU
Cinsiyetin ayrıştırılmasına, cinsiyetler arasında eşitsizlik oluşturulmasına, kadınların sömürülmesine karşı mücadele eden ideoloji feminizmdir. Tarihsel süreç bağlamında kadının arka plana itilmesi, sosyal dışlanmaya maruz bırakılması ve özellikle siyasi hayattan mahrum bırakılarak yalnızca birkaç iş içerisinde varlığını sürdürmesi kadın için zor bir durum oluşturmuştur.
Haklı bir mücadelesi bulunan kadınlar feminist hareketin öncülüğünü yapmışlardır. Bir kadın savunucusu olan Mary Wollstonecraft, erkeklerin bedensel gücü neticesinde kadınlara karşı toplumda daha avantajlı olduklarını dile getirmiştir. Benzer şekilde Mill’de erkek hegemonyasının getirisiyle beraber iktidara sahip olma biçiminde zayıfların güçlüler tarafından ezildiğini dile getirmiştir.
John Stuart Mill, sonsuzluğa karşıdır. Doğaya ve içinde barındırdığı insanın önünde sonunda geçici olduğunu öne sürmüştür. Tarihsel sürece bakıldığında toplumsal kurumların mekanizmasını yönlendiren güç, kadının ezilmesinde büyük rol oynamıştır. Yasalar, algılar, gelenekselleşmiş fikirler gibi etkenler bu konuda büyük rol oynamıştır. Mill, liberal düşünürlerin yaptığı gibi kadın sorununu gereksiz görmemiş ancak kadınların özgürlüğünü savunmadan önce erkeklerin de tarihsel süreç içerisinde kölelik hâlinde bulunmasına vurgu yapmıştır:
“Eski zamanlarda, erkek cinsinin büyük çoğunluğu, kadınların tümü gibi köleydiler. Herhangi bir düşünürün, kadınların ya da erkeklerin köleliğinin doğruluğunu ve saltık toplumsal gerekliliğini sorgulama cesaretini kendinde bulabildiği zamana değin bazısı kültürel bakımdan çok parlak olan nice çağlar geçti (Mill, 1970, s. 7: akt. Küçük, 2003, s. 98).”
Mill, aslında bu görüşüyle tarihsel süreç içerisinde düşünürlerin ortaya çıkmasıyla beraber erkeklerin özgürlüklerini kazandıklarını ancak kadınların özgürlükleri alanında hiçbir şekilde ilerleme sağlanmadığının altını çizmiştir. Bu noktayla ilgili olan bir meseleye değinmek gerekirse, kadınların yaşadığı eşitsizliğin temelinde kapitalizmin yattığı söylenebilmektedir. Kapitalist sistem çağlar boyunca iktidar, emek, toplumsal eşitsizlik gibi meselelerin ana kaynağını teşkil etmiştir.
Kadınların özgürlüğüne yönelik tarihsel arka planda gerçekleştirdiği adımlar neticesinde kapitalizmin Mill’in görüşünün yanı sıra arka planda yatan çizgi olduğundan söz etmek mümkün olmuştur. Burada Aydınlanma düşüncesine de parantez açma gerekliliği görülmüştür. İnsanlık, aslında hakkını Aydınlanmacı düşünürlerden sonra almaya başladığından söz etmek mümkündür. “Kadının erkeğe göre hem bedensel hem de entelektüel yönden daha zayıf olduğunu kabul ederler. Zekâ, servet ve cinsiyet bakımından eşitsizliklerin olduğunu ileri süren düşünürler, dogmalardan, ön yargılardan kurtulmayı ve özgürleşmeyi ise bütün insanlar için istemektedirler (Ağaoğulları, 2015, s. 526-527: akt. Eyigün, 2019, s. 146).
John Stuart Mill’in kadın sorununda gelişmesi ve ilgilenmesinin bir sebebi de o dönemler içerisinde yaşanan haksızlıklar olmuştur. Yaşadığı dönemin de etkisiyle yönelmiştir. İngiltere’de kadınlar evlendikten sonra da eşitsizliğe maruz bırakılmıştır. Miras hakları, veraset gibi konularda da erkeklere oranla daha az hak tanındığı görülmüştür.
Mill’in dikkatinden kaçmayan kadın sorunu, olayın bizzat içinde olan kadınlar tarafından da hoş karşılanmamıştır. Yaşadıkları tutumlara karşı direniş gösteren kadınlar zaman içerisinde kendisini göstermeye başlamıştır. Mill bu durumu, “duygularını yazı yazarak iletmek olanağını bulan kadınlar ortaya çıktığından beri (ki bu, toplumun onlara kullanma iznini verdiği tek iletişim biçimidir) giderek artan sayıda kadın, içinde yaşadıkları toplumsal koşullara karşı olduklarını dile getirdi” şeklinde açıklamıştır (Mill, 1987, s. 58: akt. Geçit, 2013, s. 110).
Sosyolojik açıdan bakıldığında kadın sorununun kolay kolay çözülemeyecek bir sorun ve aynı zamanda toplumların genlerine işlediği görülmüştür. Tarihsel sürece bakıldığında kadınlar, erkekler ile eşit haklara sahip olmak istediklerini direniş yoluna başvurarak uzun uğraşlar sonucunda kazanmıştır. Örneğin İngiltere’de zaman içerisinde kadınların içerisinden önderler çıkmış ve bu aydın kimseler siyasi mecralarda haklarını aramışlardır. Bu mücadeleler yalnızca İngiltere ile sınırlı kalmamış ve çeşitli ülkelerde görülmüştür.
John Stuart Mill’de kadın sorununun kısa bir zaman içerisinde çözülemeyeceğini belirtmiştir. Mill’e göre, “bu davanın zorluğu, toplumdaki geleneksel anlayış ve mevcut yerleşik kurumları koruyan inanç ve duyguların çok köklü ve derin olmasıyla birlikte daha birçok nedene dayanır (Mill, 1971, s. 427-428: akt. Geçit, 2013, s. 117). Deneyci bilgi kuramından etkilenen Mill, realist görüşleriyle kadın sorununa da bu şekilde bir bakış getirmiştir.
2.4. JOHN STUART MİLL’İN LİBERALİZM YAKLAŞIMI
Liberalizm anlayışını savunan düşünürler “eşitsizlik” olgusu nedeniyle eleştirilmiş ve bu doğrultuda değişiklilere gitmişlerdir. Eleştirilmelerinin nedeni olarak savunulan hakların yalnızca küçük bir azınlığın elinde bulunması ve bunun da eşitsizliğe giden yol olmasından kaynaklanmıştır. Araştırmamız açısından özellikle insan ve onun temel haklarının arka planına değinmek açısından bu konu yüzeysel olarak açıklanacaktır.
Öne çıkan bireycilik ilkesi, devletin ekonomiye karışmamasını ve bireye müdahale etmemesini vurgulamıştır. Devlet, belirli sorumlulukları benimsemeli ve iktisadi davranışa karışmamalıdır. Buradan anlaşılacağı üzere “laissez faire, laissez passer” görüşünü keskin bir ifade ile ortaya koymuştur. Temel olarak doğal düzen, doğal hukuk ve bireycilik çizgisinden ilerlemiştir. Bu varsayımların birbirleriyle içsel ilişkileri bulunduğu gibi tek tek ele alındığında düşünceye dair kapsayıcı nitelikler de tanımlamaktadır. Kısacası, “liberalizmin temel ilkeleri, Newton’un tanımladığı bu yeni ‘Doğal Evren Düzeni’nden kaynaklanıyordu. Nitekim ‘Politika / Devlet kuramı’, toplum bilimlerinde Newton’un Doğa Yasası anlayışının ilk uygulandığı alan olmuştu” (Smith, 2006, s. 20). Mill, kimi liberal düşünürlerden farklı olarak birtakım kavramların önünü açmıştır. Mill, başka bir bireye zarar vermediği taktirde bireyin engellenmesini doğru bulmamıştır. Eşitsizliğin oldukça öne çıktığı bir dönemde “Mill gibi liberaller, bireyin kendi potansiyelini gerçekleştirebilmesini mümkün kılabilecek bir düzeye erişebilmesini sağlayabilmek için, sosyal adalet ve refah devleti kavramlarını mümkün kılabilecek bir yorumun kapılarını açmışlardır” (Yılmaz, 2005, s. 576: akt. Ak, 2015, s. 48).
3. KAVRAMSAL OLARAK İNSAN VE JOHN STUART MİLL
Tarihsel sürece bakıldığında düşünürlerin zihinlerinde her zaman bir doğa algısı bulunmuştur. Hatta Hint düşüncesine sahip düşünürler doğa hakkında daha da ilerlemeci görüşler sarf etmiştir. Doğası gereği insan tüketici değildir ancak sistemin ve yaratılan algının sonucunda doğayla olan mücadelesini zarar boyutuna evirmiştir.
İnsan, akla verdiği değer ile tarih boyunca icatlar, keşifler sağlamış ve gelişim göstermiştir. İnsan bir araç değil, bir üretici konumunda olmuştur. Dolayısıyla, insanın bir nesne gibi görülmesi olanaksız olmuştur. Her insanın ayrı bir potansiyeli ve ayrı bir becerisi söz konusu olmuştur. Bu noktada uzmanlık alanlarına göre çeşitliliğin artışı mümkün olmuştur.
Özerk yapıda bulunan insan, düşünme edimini gerçekleştirebildiği ölçüde ilerleme sağlamıştır. Tarih boyunca düşüncenin kısıtlandığı dönemlerde çekilen acılar, gerilemeler ve yoksulluklar bunu göstermiştir. İnsan, ancak düşünüp ürettiğinde bir sonuç elde etmiş ve Aydınlanma düşüncesinin de bir özelliği olan ilerlemeci tutumu sağlamıştır.
Mill’in “insan” hakkında sunulan iki farklı düşüncesi öne çıkmıştır. Bunlardan birincisi, insanın niteliğini, potansiyelini, inancını bir dış etkinin değil, direkt olarak bireyin kendisini ilgilendiren tutumun teşkili olmuştur. Özgürlük ile yakından ilgili görüşler arz etmiştir. Mill, karar organı olarak bireyin kendisini işaret etmiştir. “Kendi yaşam planının seçmeyi topluma ya da kendi çevresinde bulunanlara bırakan kimsenin, maymun gibi taklit etme yetisinden başka hiçbir yetiye gereksinimi yoktur. Kendi planını kendi seçen kimse bütün yetilerini kullanır (Mill 2000, s. 81: akt. Aydoğan). “Dolayısıyla görüldüğü üzere birey, kendi hayatını planlamakta yetkin olmalıdır.
Aydınlanma, insanlara özgürlük, eşitlik, adalet ve insan hakları gibi kavramların varlığını göstermiştir. Bu düşünceden gelen özgürlük, özellikle Mills’in de bireysel anlamda verdiği değer göz önüne alınarak değinilmesinin gerekliliği uygun görülmüştür. Aydınlanma düşüncesine göre insan özgür olmalı ve tartışma konusunda serbest bırakılmalıdır. “Özgür insanın en önemli aracı ise, Aklı‘dır. Aydınlanma insanın akli rüşdünü ispat etmesini ve hayatını buna göre düzenlemesini ister (Yılmaz, 2018, s. 61).” John Stuart Mill, akla ve bilgiye önem veren bir düşünür olarak karşımıza çıkmıştır. Özellikle bireyin özgürlüğü meselesine kafa yormuştur. Mill’in zihninde canlandırdığı şey ile topluma bakış açısının sentezi olarak bireysel özgürlük gereklidir. Çünkü ortaya sunulan doktrinin temelinde bunun yattığı da görülmüştür.
İlk filozoflara baktığımızda bilgi üretiminin özgürce düşünmekten geçtiğini görmüş oluruz. Bunun için de insana ve insanın ürettiği bilgiye saygı göstermek gerekir. Bilim, sayısız düşünürünü bu yolda kaybetmiştir.
Sonuç itibariyle hepsinin temel amacı “özgürce düşünerek” bilgi üretmek olmuştur. Bağnaz ve sığ bakış açısına sahip olan dar kalıplı vicdanlar bilimin öğrenilmesini ve kitlelerin bilinçlenmesini istememişlerdir. “Mill’in yaşadığı Victoria dönemi toplumunun bağnaz ahlakî atmosferi, aslında 1840’larda dahi Avrupa toplumunun henüz Aydınlanmayı tam olarak içine sindiremediğini ve tam manasıyla liberal-demokratik bir toplum olamadığını göstermektedir (Ak, 2015, s. 56).” Düşünce, vicdan ve tartışma gibi özgürlükler bireyin özgürlüğü açısından vurgulanmıştır ve Mill’in gözünde bunlar oldukça değerli olmuştur.
3.1. FAYDACILIK ÇERÇEVESİNDE MİLL’İN MUTLULUK PROBLEMİ
Kimi zaman hedonizm ile bağdaştırılan ancak onunla arasında keskin farklar bulunan faydacılık, tarihsel sürece bakıldığında antik dönemden günümüze kadar farklı şekillerde tartışma konusu olmuştur. Haz ve acı bu meselenin özünü oluşturan kavramlar arasında yer almıştır. Bazı düşünürler ahlak açısından yaklaşırken bazı düşünürler de mutluluk gibi sebeplere bağlamıştır. Gündelik yaşam pratiklerinin gerçekleşmesi bağlamında -özellikle aktarma aşamasında- ortaya çıkan bazı sorunlar Mill’in klasik faydacılığında öne çıkan unsurları oluşturmuştur. John Stuart Mill, faydacılığı şöyle açıklar:
“Ahlakın temeli ya da ‘en büyük mutluluk’ ilkesini kabul eden bir öğreti, eylemlerin mutluluğu sağlama eğilimi oranında doğru, mutluluğun tersi sonuçlar üretme eğilimi oranında yanlış olduklarını savunur. Mutlulukla kastedilen hazzın varlığı ve acının yokluğudur; mutsuzluk ile kastedilense acının varlığı ve hazdan yoksun olmaktır (Mill, 2003, s. 186: akt. Diş, 2017, s. 82).”
Mill’in tanımından anlaşıldığı üzere “en büyük mutluluk” aslında bağımlılık üzerine kurulu içsel bir ilişkidir. Bu tanımdan hareketle faydacılığın savunulduğu gibi insanların eşit haklara sahip olduğu bir hayat sunduğu söylenemez. Aksine bireylerin sırtladığı büyük bir bağımlılık örüntüsü karşımıza çıkar. Oysa ki, insanların karşılıklı olarak birbirine -bağımlılıktan ziyade- saygı ve hoşgörü ile yaklaşması, birbirini eşit görmesi mutluluğun temelini teşkil eder. Bunların sağlanamadığı durumlarda karakteristik özellikler zayıflar ve durum olduğundan da kötüye gider.
John Stuart Mill, klasik faydacılık üzerine çeşitli düşünceler öne sürmüştür ancak katkısının haricinde bazı noktalarda etkili olamamıştır. Yukarı değinilen durum buna örnek gösterilebilir. Klasik faydacılık, bağımlılık üzerine kurulu olmak suretiyle mutluluğu hazza, acıya ve daha da ileri gitmek gerekirse bir bağımlılığa indirgemiştir. “İnsanı haz peşinde koşan ve acıdan kaçınan bir varlık olarak ele alan klasik faydacılık, Mill’in niteliğe önem veren çabalarına rağmen kimilerince insanı hayvanî düzeye indirgemekle suçlanmıştır (Diş, 2017, s. 97).”
SONUÇ
İngiltere’de bilgi kuramlarından deneycilik ile yakından ilgilenen ve özellikle faydacılığa kattığı düşünceleriyle öne çıkan John Stuart Mill, 20. yüzyılın etkin düşünürlerinden olmuştur. Bireyselliğin ve ek olarak ifade özgürlüğünün vurgusu üzerinde durmuştur. Faydacılık düşüncesinde liberalizmin temsilcisi olarak bireyciliği toplumsal mutluluğa çıkan bir yol olarak sunduğu görülmüştür.
Genel olarak bakıldığında John Stuart Mill’in kesin çizgilerinin olmadığı ortaya koyulmuştur. Mill, yalnızca bir fikre odaklanmakla yetinmemiştir. Farklı görüşlere, alanlara ve düşünürlere yönelmesiyle birlikte özgün bir düşünce yapısının oluşumunu sentezlemiştir. Kadınların toplumsal konumuyla ilgili sorunları ve işçilerin yaşadığı sorunlara ilgi duyması bakımından hayatının bir bölümünden itibaren sosyalizme sempati beslemesi örnek gösterilebilir.
Toplumun refahı açısından ifade özgürlüğünün kısıtlanmaması gerektiğini ve çoğunluğun fikrine karşı bir kişinin düşüncesinin bile önemli olduğunu öne sürmüştür. Diğer yandan demokrasiye dair görüşlerinin zaman zaman çelişkiler arz ettiği görülmüştür. Özgürlük düşüncesinde ise klasik liberallere yakın olmasına karşın onlardan kadınların sorunlarına eğilimli olması bakımından ayrılmış ve feminizmin kökenlerinde pay sahibi olmuştur.
Mill, entelektüel yapısını Aydınlanma’nın getirdiği düşünse yapısıyla sentezlemiştir. Mill’in düşünce yapısında öne çıkan da,”Akılcılık, insancılık, hoşgörü, ilerlemeye olan inanç, insanın kendi hayatını aydın bir biçimde kurabileceğine olan güven, bütün insanlarda mevcut doğal yetiler üzerinde gerçekleştirilebilecek ortak bir uzlaşmanın mümkün olabileceğine duyulan ümittir (Arslan, 1992, s. 32).” John Stuart Mill, insanların birbirini ötekileştirmesinin, dışlamasının veya ezilmişliğe mâhkum etmesinin toplumun refahını bozduğunun altını çizmiştir. Mill, insanların eşit yaratıldığını kabul eden bir düşünür olmuştur.
Ahlâk ve erdem gibi ilkelerinin arka planını da hoşgörüyle temellendirmiştir. Çoğulcu hoşgörünün toplumsal refaha ulaşmakta araçsal bir “iyi” olduğunun altını çizmiştir. Genel olarak hümanist akımın da öncüsü konumunda olan Mill, entelektüel birikiminin yanı sıra insancıl yaklaşımıyla da aydın olduğunu göstermiştir. “Görüşleri psikolojik bağlamda deneye ve duyumlara dayanmıştır (Çüçen, 2011, s. 163).” Mill, faydacılığı, bireyselcilik çerçevesinde “sosyal refah” ile sentezlemiştir. Gelişim temelinde ön planda olan bu yaklaşımıyla ayrımcı olmadığı ve haklara saygı duyduğu görülmüştür.
Mill, adalet, hoşgörü, özgürlük, kadın hakları, eşitlik gibi kavramlar ile ilişkili olmuş ve bu doğrultuda düşünce gösterme eğiliminde olmuştur. Bu durum da Mill’in toplumsal refahı geçiştirmediğini göstermiştir. Mill’in felsefi görüşlerine dair incelemede “bireysel mutluluğun” daim olabilmesi için devletin müdahalesinin önemli olduğu görülmüştür. Sonuç itibariyle aklı, bilgiyi, hoşgörüyü, demokrasiyi, eşitliği ve özellikle de insana verilen değeri yücelten bir düşünür olarak karşımıza çıkmıştır.
AK, G. (2015). “John Stuart Mill ve Bireyin Özgürlüğü”, LAÜ Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt: 6, Sayı: 1, 37-61.
AKGÜNER, T. (1974). “John Stuart Mill’in Felsefesi ve Hukuk Görüşü”, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, Cilt: 40, Sayı: 1-4, s. 623-640.
ARSLAN, A. (1992). “Aydınlanma”, Çağdaş Türkiye Tarihi Araştırmaları Dergisi, Cilt: 1, Sayı: 2, s. 23-32.
AYDIN, M. (2013). “John Stuart Mill’in Faydacı Ahlâkı”, Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Cilt: 15, Sayı: 28, s. 144-167.
AYDOĞAN, E. (2018). “Hoşgörünün Liberal Yorumu: John Stuart Mill”, Kaygı. Uludağ Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Felsefe Dergisi, Cilt: 0, Sayı: 30, s. 83-91.
BALLIKAYA, C. (2015). “Pozitivizm: Tarihsel Süreç İçerisindeki Gelişimi ve Sosyolojik Düşünceye Etkileri”, Selçuk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi, Cilt: 0, Sayı: 33, s. 87-106.
BAUMAN, Z. (1999). Sosyolojik Düşünmek, (Çev.: Abdullah Yılmaz). Ayrıntı Yayınları. İstanbul.
BAYRAM, Y. (2014). “John Stuart Mill’in Demokrasi Anlayışı Üzerine Bir Değerlendirme”, Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt: 0, Sayı: 7, s. 57-67.
ÇİÇEK, F. (2018). İbn-i Haldun ve Auguste Comte’un Sosyolojilerinin Karşılaştırılmalı İncelemesi (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi). İnönü Üniversitesi, Malatya.
ÇÜÇEN, A. (2011). Felsefeye Giriş. Bursa. Asa Yayınları.
DİŞ, S. B. (2017). “Bentham ve Mill’in Klasik Faydacılığı Bağlamında Mutluluk Problemi”, Temaşa: Erciyes Üniversitesi Felsefe Bölümü Dergisi, Sayı: 7, s. 80-100.
EYİGÜN, C. (2019). “Kant’ın ve Foucault’un Gözünden Aydınlanmaya Bakmak”, Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Akademik Dergisi, Cilt: 2, Sayı: 3, s. 142-154.
GEÇİT, B. (2013). “John Stuart Mill’de Kadının Toplumsal Konumu”, Beytulhikme An International Journal of Philosophy, Cilt: 3, Sayı: 2, s. 105-127.
GÖREN, Z. (2016). “Genel Eşitlik İlkesi”, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi, Cilt: 22, Sayı: 3, s. 3279-3301.
KÜÇÜK, N. (2003). “John Stuart Mill’de Kadın Sorunu”, Kadın Araştırmaları Dergisi, Cilt: 0, Sayı: 9, s. 91-110.
MİLL, J. S. (1986). Faydacılık, (Çev.: Nazmi Coşkunlar), İstanbul. MEB Yayınları.
MİLL, J. S. (2003). Hürriyet Üstüne, (Çev.: M.Osman Dostel, Sad.: Ömer Çaha), Ankara: Liberal Düşünce Topluluğu.
MİLL, J. S. (2017). Demokratik Yönetim Üzerine Düşünceler, (Çev.: Özgüç Orhan). İstanbul. Pinhan Yayınları.
ODABAŞ, U. K. (2018). “John Stuart Mill’in Düşüncesinde Özgürlük Sorunu”, Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Cilt: 22, Sayı: 3, s. 2685-2699.
OKŞAR, Y. (2018). “Din ve Coğrafya İlişkisi: Şemsü’d-Din esSemerkandî ve İbn Haldûn’un Yedi İklim Anlayışlarının Karşılaştırmalı Analizi”, Çukurova Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Cilt: 18, Sayı: 2, s. 1035-1069.
PASCAL, B. (2018). Düşünceler, (Çev.: Devrim Çetinkasap), İstanbul. Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.
SAFİ, İ. (2018). “John Stuart Mill’in Siyaset Felsefesinde Demokrasi”, Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Cilt: 20, Sayı: 4, s. 655-664.
SAID, E. W. (2009). Başlangıçlar: Niyet ve Yöntem, (Çev.: Ferit Burak Aydar), İstanbul. Metis Yayınları.
SCHOPENHAUER, A. (2007). Okumak, Yazmak ve Yaşamak Üzerine, (Çev.: Ahmet Aydoğan), İstanbul. Say Yayınları.
SMİTH, A. (2006). Milletlerin Zenginliği, (Çev.: Haldun Derin), İstanbul. Türkiye İş-Bankası Kültür Yayınları.
ŞAHİN, H. (2019). “John Stuart Mill: Çoğunluğun Zorbalığına Karşı Liberalizmin Babası Niçin Bugün Hâlâ Önemli?”, Liberal Düşünce Dergisi, Cilt: 24, Sayı: 94, s. 157-162.
TUMAY, M. (2019). “Demokratik Toplumda İfade Özgürlüğü Kavramı, İçeriği ve Sınırlarının Belirlenmesi Sorunu”, Süleyman Demirel Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt: 9, Sayı: 2, s. 117-130.
YAYLALI, M. (2019). “Nefret Suçu ve John Stuart Mill’in Zarar Prensibi”, Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt: 27, Sayı: 1, s. 37-53.
YILMAZ, N. (2018). “Avrupa ve Türk Aydınlanması Üzerine Bir Değerlendirme”, Tabula Rasa: Felsefe ve Teoloji, Cilt: 0, Sayı: 28, s. 59-70.