“Teknolojinin Evrimi” Kitabı Üzerine

Özgün ismi “The Evolution of Technology” olan ve bu yazıda konu edinilen eser, 1988 yılında George Basalla tarafından kaleme alınmıştır. “Çeşitlilik, Gereksinim ve Emrim”, “Süreklilik ve Süreksizlik”, “Yenilik: Psikolojik ve Düşünsel Etkenler”, “Yenilik: Sosyo-ekonomik ve Kültürel Etkenler”, “Ayıklanma: Ekonomik ve Askeri Etkenler”, “Ayıklanma: Toplumsal ve Kültürel Etkenler”, “Sonuç: Evrim ve İlerleme” başlıklarına sahip yedi bölümden oluşan bu eser, Türkçede de pek çok baskı yapmıştır ve günümüzde de okuyucuların ilgisini celbetmektedir.

Değişim, tüm toplumları kapsamakta, devamlı ve farklı şekillerde meydana gelerek varlığını sürdürmektedir. Bunlardan biri de kuşkusuz insanın doğa ile olan çatışmasının getirdiği sürekli değişim halinin doğurduğu teknoloji olmaktadır. Teknoloji ile birlikte insan, aklını işlevsel olarak kullanmaya başlamış gözükmektedir. Basalla’ın (2019, s. 15) bahsettiği çeşitli teknolojik araçların da insanın eylemlerinde kolaylaştırıcı etkiye sahip olduğu ifade edilebilmektedir. Örneğin bir çekiç, çivi sökmek için kullanılırken diğer bir çekiç çiviyi çakmak için kullanılabilmektedir. Basalla’a göre (2019, s. 17) insan-doğa savaşından kaynaklanan zorunluluk, teknolojinin gelişmesinin tek etkeni değildir; bunu tek etken olarak kabul etmek, aletlerdeki çeşitliliği anlamak için yeterli olamayacaktır.

Evrimci bakış açısı ile analojik yorumlar yapmak, alet çeşitliliğini anlamak için bir yoldur. Basalla (2019, s. 19), kullandığı bu analoji yaklaşımının öteki tarihçilerden farklı olabileceğini fakat yine de öteki tarihçiler ile gayelerinin ortak olduğunu söylemektedir. Bu gaye, “geçmişi anlamlandırmak”tır. Basalla’ın klasik yorumculardan ayrılan bir yönü, daha evvel de bahsedildiği üzere, teknolojik ilerlemeyi yalnızca gereksinime bağlı görmemekte; otomobil örneğini vererek icatlara eğlenme isteğinin de sebep olabileceğini söylemektedir (s. 21). Diğer bir örnek ise tekerlektir. Basalla, tekerleğin kullanımında temel amacın ulaşım olmadığını, tekerleğin törensel bir özelliği olduğunu ileri sürmektedir. Yani burada Basalla’ın vurguladığı hususun teknikten ziyade kültürel taraf olduğu ifade edilebilmektedir. Başka bir ifade ile tekerlek, başta belirlenen amaca sonradan hizmet etmese de -ürün taşıma özelliği daimi olsa dahi- denilebilir ki bu ihtiyaçtan kaynaklanarak icat edilmemiştir, temelinde farklı etkenlerin varlığından da bu noktada bahsedilebilmektedir. Basalla’ın değindiği önemli bir diğer nokta ise ihtiyaçların tüm toplumlarda aynı olmadığı, aynı yönde seyretmediğidir. Şüphesiz, kültür burada önemli bir rol oynamaktadır. Hatta Basalla (s. 31), teknolojiyi ihtiyaç ile bağdaştırmayı son derece gereksiz bulmakta ve Gasset’in “teknoloji gereksiz olanın üretimidir” sözlerini anımsatmaktadır. Burada, icatların ya da yeniliklerin sadece ihtiyaç dinamiği ile açıklanmasından ziyade farklı etkenlere değinilmesinin gerekliliğine de vurgu yapılmaktadır. Bu da göstermektedir ki Basalla, icatların çeşitliliğini, icadın yalnızca ihtiyaçtan doğmamasına bağlamaktadır.

İcatları besleyen farklı dinamiklerin varlığından bahsedilmekle birlikte daha önce de değinilen evrimci bakışa göre -devrimci bakışın aksi olarak- icatlar tek tek zihinlerin dâhiyane ürünleri değildir. İcatlar toplumsal bir birikim ile oluşmaktadır. Basalla (s. 43) bu noktada sosyolog Ogburn’ün fikirlerinden bahsetmektedir. Buna göre icat, kültürel ögelerin ürünüdür. Daha açık bir ifade ile yeni olan bir ürün, eski kültürün üzerine inşa edilmektedir. Yine sosyolog olan Gilfillan ve Usher da Ogburn’ün bu fikirlerini paylaşarak onu ampirik düzleme oturtmak için çaba göstermektedirler. Bahis konusu üç sosyolog, icatta mucidin çok da önemli görülmemesi, önemli olanın kültürel birikim olması noktasında birleşmektedirler. Basalla, bahsedilen bu görüşleri, yani modern teknolojik evrimci kuramı, kendi görüşlerine temel aldığını söylemektedir fakat Basalla (s. 49) kuramını “çeşitlilik, süreklilik, yenilik ve ayıklama” üzerine inşa ederek diğer kuramlardan ayırmaktadır. Görüldüğü üzere Basalla, geçmişten kopuşu ifade eden devrim bakışı yerine geçmişin üzerine inşa edilmeyi ifade eden evrimi kuramının mihenk taşı bellemiştir. Ona göre (s. 52) “teknoloji, insanlık tarihi kadar eskidir.”

Basalla (s. 99) Endüstri Devrimi’nden de bahsederek onun genişçe toplumsal ve ekonomik değişimlere sebep olduğunun da altını çizmektedir. Koçak (2016) da bu devrimin iki ayağı olduğunu söylemekte; bu ayaklardan biri İngiltere’deki teknolojik/ekonomik devrimken bir ayak da Fransa’daki politik devrim olarak nitelendirilmektedir. Bahis konusu bu yıllarda evrimci bakış anlayışının aksine mucitlere dahi gözü ile bakılarak onlara büyük önem verildiğini söylemektedir Basalla (s. 100). Fakat bu önem, milliyetçiliğin etkisi ile ulusun sınırlarında kalmış gözükmektedir. Milliyetçiliğin sebep olduğu bu durum, teknolojik gelişmede ön yargı oluşmasına sebebiyet vererek inkâra kadar giden söylemlere yol açmış gözükmektedir. Örneğin milletler, öteki milletlerdeki gelişmeleri inkâr etme yoluna sapabilmişlerdir. Basalla’a göre (s. 101) bu bakış evrimsel değil devrimsel bir bakış niteliğindedir. Olumsuz gibi gözüken ve inkâra kadar giden bu durum, bir noktada devrimi besleyen bir özellik haline gelebilecek türdedir. Ona göre (s. 103) buradaki sebep teknoloji ile teknolojinin sonuçlarının doğru anlaşılıp yorumlanamamasıdır. Bundan ötürü mucitler kahramanlaştırılmakta, kapitalizmin patent sistemi ile milliyetçilik birleştirilmektedir. Teknolojinin anlaşılmaması ve sonuçlarının kestirilememesi, mucitleri kahraman konumuna sokarken bir taraftan bu belirsizlik çerçevesinde, toplumun bir araya gelerek milliyetçi duygularının körüklendiğini ifade etmek bu noktada pek de yanlış olmayacaktır.

Bahsi geçenlere paralel olarak Basalla, teknolojik bilginin kültürel temas ile aktarıldığını söylemektedir (s. 126). Ona göre bu kültürel temas, teknolojik bilginin aktarımındaki kadim araçtır. Bilindiği üzere kültürel temaslar; göç, savaş, ticaret gibi durumlarda gerçekleşmektedir. Bunun yanında bir de emperyalizmden de bahsetmektedir Basalla (s. 128). Emperyalizm ve kolonileşmeyi “teknolojinin yayılmasına yol açan özel kültürel temas biçimleri” olarak görmekte ve değerlendirmesinde, bu anlamıyla kültürü, farklı bir açıdan ele almaktadır. Emperyalizm sadece manevi kültürün aktarımında değil, aynı zamanda maddi kültürün aktarımında da yol oynayan temas biçimidir. İngilizlerin Hindistan’daki kolonisini ise bu duruma örnek olarak göstermektedir. En önemlilerinin buharlı gemi, demir yolu ve elektrikli telgraf olduğunu söylediği maddi kültür ögelerinin Hindistan’da bu denli yaygın olmasını, emperyalizmin sağladığını da söylemektedir Basalla. Ayrıca teknolojik bilginin aktarımında teknik bilgi, yani pratik bilgi de önemli bir konuma sahiptir onun düşüncesinde. Bunlarla birlikte bir de teknolojik bilginin aktarımında çevre faktörlerinden de bahseden Basalla’a göre bir teknolojik bilgi kültürden kültüre aktarılırken doğal ortamdan etkilenmektedir. Bu noktada kültür-doğa ilişkisi son derece önemli bir yere sahiptir. Doğal şartlardan da etkilenen kültür, teknoloji kullanımını da doğal olarak etkilemektedir.

Basalla’ın teknolojik yenilik ve sosyo-ekonomi ilişkisine eğildiği asıl bölüm ise beşinci bölümdür. Basalla, bunu yaparken geniş bir perspektif yakalayabilmek için kültürel değerlerin ve davranış kalıplarının dikkate alınması gerektiğini ileri sürmektedir (s. 165). Denilebilir ki her aşamada kültüre önemle yer veren Basalla, özellikle teknolojik yenilik ve sosyo-ekonomik ilişkilerde daha geniş bir çerçeve elde etmek adına kültürel değer ve davranış kalıplarının üzerinde dikkatle durulmasının önemini de son derece vurgular gözükmektedir.

Basalla, teknolojik yenilik üretmeye yönelik yetenekte sosyo-ekonomik durumun etkili olduğunu çeşitli düşünürlerin de fikirlerine dayanarak ileri sürmektedir. Burada örnek olarak sosyolog George C. Homans’ın zanaatkârları yaratıcılık bakımından sınıflandırmasını ele almaktadır. Bu sınıflandırmaya göre statü ve yaratıcılık doğrudan ilişki içerisindedir. Satışlarının düşmesinin getireceği zarardan daha ez etkilenecek zanaatkârlar, dolayısıyla daha az korku duyanlar, yenilik yapmaya daha yatkınken satışlarının getireceği yararı daha çok önemseyenler yeniliğe daha mesafelidir. Homans, bu noktada üç sınıftan bahsetmektedir: Yüksek, orta ve alt tabakalar. Yüksek tabakadan alt tabakalara inildikçe yaratıcılık, yenilik eğilimi azalmaktadır çünkü ekonomik kaygı seviyesinde artış yaşanmaktadır. Başka bir ifade ile ekonomik anlamda yaşanan sıkıntılar kaygıyı tetikler ve arttırırken bir yandan da ters orantılı bir biçimde yaratıcılığı ve yenilik fikirlerini en aza düşürmekte ya da bu eğilimi azaltmaktadır. Homans, bu kuramına dayanak olarak Afrika’daki tahta oymacıları göstermektedir. Bu örnekte, konforu ve imkânı daha az olan oymacılar, ne zamanı ne de kaynakları tüketmek istemektedirler. Bundan ötürü de tabiri caizse bildikleri yoldan şaşmayarak güvenli limanda kalmaktadırlar. Farklı yollara girişmek bir yandan tehlikeyi arz ettiği için tercih edilmemekte, bununla paralel olarak yeniliğin ve yaratıcılığın ya da bu eğilimin önü kapatılmaktadır ve insanlar, kendilerini güvende hissetmek için bu yola başvurmakta, ekonomik kaygılarının önüne bu şekilde geçmeye çalışmaktadır. Basalla (s. 170) ise Homans’ın kuramını eleştirmektedir. Ona göre Homans bu kuramla yeniliğe/yaratıcılığa yatkın olmamak konusunda sosyoekonomik özelliklerin etkilerini açıklasa da yeniliğin neden kaynaklandığını açıklama konusunda yetersiz kalmaktadır. Basalla, bu konu hakkında sorgulamalar yaparken “skeomorf” kavramına değinmektedir. Bu kavram “yeni malzemeden üretilen üründe hiçbir işlevi olmayan veya çok az işe yarayan ama özgün malzeme ile üretilen nesnede hayati bir önem taşıyan ve oluşuma veya tasarıma ilişkin bir öge” anlamını taşımaktadır (Basalla, 2019, s. 171). Yani skeomorf kavramı ile muhafazakâr bir tutuma vurgu yapılmakta, var olandan, kültüre yerleşenden kopuşun zorluğu bu kavram ile ifade edilmektedir.

Basalla (s. 176) teknolojik gelişmede ekonomik güdüleri ele alırken öncelikle Marx’tan bahsetmektedir. Onun da ifadesi ile ekonomi ve teknolojik değişmenin birlikte alınmasını ilk ele alan düşünür Marx olmasa da en ünlü fikirlerden biri ona aittir. Basalla, bu kısımda Marx’ın ekonomi ve toplumun etkileşimine dair kuramını ele almaktadır. Marx’a göre kapitalist sistem yarattığı belirsizlik hali, üretimin devri daim hali ve kapitalizmdeki devamlı değişim arayışı çılgınlığı denetimin aracıdır ve bu hal, bu dönemi diğer tüm dönemlerden ayırmaktadır. Marx’ın kapitalist sistemin teknolojik değişimi tetiklediğini kabul ettiğini ifade etmektedir Basalla. Marx bu değişimi olumlu görmemektedir. Ona göre bu teknolojik buluşlar başkaldıracak, boyun eğmeyecek işçiyi dize getirmek amacı ile kullanılmaktadır.

Marx’ın bu görüşüne dayanak oluşturabilecek bir durumu Bruland ele almaktadır. Fabrikalarda yüksek hünerli işçiler tarafından icra edilen pamuk eğirme işi, otomatik çıkrıkların üretilmesiyle makineler tarafından yapılmaktadır. Bu da bahis konusu hünerli işçilere gerek kalmaması anlamını taşımakla birlikte var olan işçilerin/çalışanların, makinenin birer parçası haline gelmesine de işaret etmektedir. Bu duruma dayanamayan işçilerin İngiltere’de otomatik çıkrıkların kullanılmasının ardından üç aylık grevin gerçekleşmesinden ve pamuk fabrikalarının kapanmasından söz etmektedir Basalla (s. 178). Bu grev işçiler adına olumlu sonuçlanmamış ve tam da Marx’ın söylediği gibi otomatik çıkrıklar, işçilerin grev yapmasına engel olmuş ve bağımsız davranabilecekleri alanı daraltmıştır.

Yine Bruland’ın ele aldığı bir diğer teknolojik buluş ise baskı makineleridir. Baskı makineleri, işi yapan işçilerin greve gitmesinden sonra geliştirilmiştir (Basalla, 2019, s. 178). Böylece daha evvel elle baskı yapan işçi grevcilerin eli zayıflatılmıştır. Yün tarama işleminde de bu tür bir durum mevcut olmuştur. Yün tarama işinde görevli işçiler de baskı işinde çalışanlar gibi sendika üyesi ve daha umursamaz olduğu için makinelerin geliştirilmesi hızlanmıştır. Basalla (s. 179) bu endüstriyel çatışma halini teknolojik icada etki eden ekonomik etkenlerden yalnızca biri olarak gördüğünü yazmıştır.

Diğer taraftan ham maddenin tükeneceğine yönelik ekonomik kaygının da teknolojik buluş sürecini hızlandırdığını söylemektedir Basalla (s. 180). Bunun yanında, Schmookler’in icat ve pazar talebi arasındaki ilişkiye dair fikirleri de ele alınmaktadır. Schmookler’e göre icatların artışında etkili olan pazar talebinin çekim gücüdür. Onun teorisinde mucitlerin harekete geçmesi için maddi ödül elde etme istekleri etkilidir. Yani teknik problemlerin mucitler tarafından çözümü, para söz konusu olduğunda gerçekleşecektir. Fakat Basalla, çözüme ulaşmayan pek çok problemin varlığından bahsederek Schmookler’in bu görüşünün karşısında yer almış gözükmektedir (s. 185).

Basalla’ın bahsettiği bir diğer kuram da emek kıtlığı ile ilgilidir. Hicks’in savunucusu olduğu bu fikre göre sermaye malları devamlı azalmaktadır ve bu azalış da icatlar için doğal bir itici gücü oluşturmaktadır. Basalla’ın sosyo-ekonomik etkenler ve teknolojik icatlar hususunda eğildiği diğer bir konu ise patentler olmaktadır. Ona göre (s. 191) “Batı toplumları geçtiğimiz dört yüz yıl boyunca teknolojik değişimi teşvik etme amacı ile ekonomik güdüler geliştirdiler.” Bu fikir Schookler’in de değindiği gibi paranın teşvik edici gücünden bahsetmektedir. Buna rağmen bu durumun tümüyle etkili olmadığını şöyle anlatmaktadır Basalla (s. 191): “Ama para ödülü verme, teknolojik yaratıcılığın sistematik olarak teşvik edilmesi açısından çok da yararlı değildir ve yeniliği yaratan kişiye nadiren hukuksal bir koruma sağlar.” Hukuki bir koruma ancak devletin müdahalesi ile olacaktır ve patent ile birlikte mucitlerin hakları da korunmaktadır demektedir Basalla. Ayrıca patentin bu iyi yanından bahsedilse de sonraları, durumun bu noktadan ayrıldığı da ileri sürülmektedir. Patent, kapitalizmin işçiyi sömürme araçlarından biri haline gelmektedir. Nihayetinde olayları şu şekilde dile getirmektedir Basalla (s. 199): “Patent sisteminin önemi, patentlerin icat etmeye yönelik güçlü ve kesin teşvikler sunmasından kaynaklanmaz.”

Patent ile bağlantılı olarak ele alınan bir diğer sosyo-ekonomik etken de endüstri araştırma laboratuvarları durumudur. Bu kuruluşlarda bilim insanları çalışmakta ve Basalla’a göre bu durum, icat sürecini de endüstrileştirmektedir (s. 200). Fakat yine ona göre (s. 204) “endüstriyel araştırma ideali ile (yani teknolojik değişimi teşvik eden bilim ile) bu idealin ticaret dünyasındaki gerçek kullanımları arasında bir çelişki bulunmaktadır.”

Basalla’a göre (s. 207) teknolojik yenilik ve kültür arasındaki ilişki iktisatçılar tarafından ihmal edilse de kültür, teknolojik yeniliğe olan etkisi bakımından incelemeye değerdir. Bu noktada ele aldığı ilk konu Rönesans kültürü olmaktadır. Ona göre Rönesans, teknolojik yeniliğe araladığı kapı ile bir dönemeç niteliği taşımaktadır. Bu dönemde teknoloji uzmanları, maharetlerini sergileyebilmek adına öncekinden çok daha fazla imkâna sahip olmuşlardır. Bu aynı zamanda, teknoloji uzmanlarının toplum nezdinde itibarının artışı anlamını taşımaktaydı. Basalla, burada kültürün önemini vurgulayarak İslam’ı örnek göstermiştir. Ona göre (s. 208) İslam kültüründe yenilik pek de teşvik edilmemektedir. Basalla, Arapça sözcük ve hadis örneği vererek bu iddiasını desteklemek istemiştir. İslam dünyasının aksine Batı dünyasına ilerleme fikrinin hâkim olduğunu, bunun da teknolojik ilerleme ile yakından bağlantılı olduğunu söylemiştir Basalla (s. 211). Ona göre, “teknoloji, ilerleme fikrini öne sürenlerin en çok hoşuna giden örnekler kaynağıydı; çünkü teknolojinin sonuçları kimsenin inkâr edemeyeceği kadar açık ve kesindi.”

Hülasa teknolojik gelişim ve değişimin altındaki dinamikleri pek çok farklı faktör çerçevesinde ele alan Basalla, özellikle kültürel pratik ve davranış kalıplarını ön planda tutmuş gözükmektedir değerlendirmelerinde. Buna paralel olarak teknoloji ve sosyo-ekonomik boyutları da ele alarak bahsi geçen hususlar dâhilinde toplumsal değişimi geniş bir perspektiften değerlendirme yoluna gitmiş gözükmektedir. Denilebilir ki değişimin tetikleyici olarak sosyo-ekonomik ve kültürel etkenler, teknolojik değişim ve ilerlemenin de iki temel ayağı görevini üstlenmekte ve bu etkileşimler, toplumsal hayatın her köşesinde fark edilir biçimde farklılıkları beraberinde getirmektedir. Basalla’ın fikirlerinden yola çıkarak toplumsal değişimin, günümüzdeki en temel etkenlerinden biri olarak teknolojiden bahsedebilmek mümkündür. Önceki dönemlere göre teknolojinin daha iyi anlaşılması, sonuçlarının daha iyi biliniyor olması durumundan bahsedilmekle birlikte teknolojinin zararlarının bilinmesine rağmen kullanımının artması, hatta zaman zaman bu kullanımın olumsuz bir yöne eğilim göstermesi durumu da söz konusudur. İhtiyaçlara, kültürel pratik ve davranışlara göre değişim gösteren teknoloji, hem değişenin bizatihi öznesi hem de değiştirenin bizatihi öznesi olmaktadır. Zaman zaman teknolojide meydana gelen bu hızlı değişimlerin, kültürel pratikleri geride bırakacağı ve tamamen kapitalizm çerçevesinde bir yöne evrileceği ve bu durumun da toplumlarda çok farklı değişimlere sebebiyet vereceği gibi söylemlere de sıkça yer verilmektedir.

Kaynak

Basalla, G. (2019). Teknolojinin Evrimi. (C. Soydemir, Çev.) Ankara: Doğubatı Yayınları.

Bir Cevap Yazın