Öncelikle ülkemizde genel olarak “çocuk” üzerine yapılan araştırmaların az ya da yetersiz olduğu belirtilmelidir. Akabinde ise çocuk suçluluğu üzerine yapılan araştırmaların da az ya da yetersiz olduğunu söyleyebilmek mümkün gözükmektedir. Genelde ıslah ve cezaevlerinde bulunan çocuklar üzerinden yapılan araştırmalar, Türkiye’de çocukların en çok işlediği suçlar arasında adam öldürme, yaralama ya da öldürmeye teşebbüs etme olduğunu göstermektedir. İkinci sırada cinsel suçlar ve mala karşı işlenen suçlar yer almaktadır. Cana karşı işlenen suçların temelinde; suça teşvik eden bir özneden bahsedilebilmektedir. 18 yaş altındaki bireylerin, kanunen çocuk olarak kabul edilmesi, onlar için özel hukuki altyapıların oluşmasını da etkilemektedir. Dolayısıyla, 18 yaş altındaki bir bireyin işlediği suç karşısında alacağı ceza da yetişkin olarak kabul edilen 18 yaş üstü bireylerden daha az olacaktır. Bazı özneler de bu durumu fırsat bilmekte ve çocukları suça azmettirmektedir. Aynı zamanda suç işleyen çocuklar için özel mahkemeler kurulmakta, kanunlar daha yapıcı olmakta ve suçlu olduğu kabul edilen bir çocuğun adının, fotoğrafının haberlerde/gazetelerde ifşa edilmesi yasaklanmaktadır. Çocukların, suçlu bulundukları takdirde götürüldükleri ıslahevleri de ayrıdır. Götürüldükleri ıslahevlerinde çocuklar eğitimine devam edebilmekte, psikolojik destek almakta ve ıslahevinden çıktıktan sonra bir daha suç işlememesi yönünde de çalışmalara tabi tutulmaktadır. Türkiye’de çocuklar üzerine mevzuatın düzenlenmesine ve içeriğine bakacak olursak 1979 yılında, yaşları gereği hapis cezasına hükmedilemeyen çocuklar için koruyucu ve destekleyici tedbirlerin uygulanmasını ve buna ilişkin mevzuatı düzenleyen 2253 sayılı “Çocuk Mahkemelerinin Kuruluşu, Görev ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun” yürürlüğe girmiştir. Bu düzenleme ile koruyucu ve destekleyici tedbirler olarak; bakım, gözetim, eğitim, meslek edindirme ve koruma gibi hapis cezasına alternatif tedbirler getirilmiştir (Nursal & Ataç, 2006, s. 287; akt. Akyüz, 2019, s. 65). Aynı zamanda bu düzenleme, ceza yerine sayılan bu tedbirlerden birini vermesi ile bir denetim, hapis cezasını şartlı olarak ertelemesi ile de bir gözetim müesseselerini öngörmüştür. Yine bu kanunla denetim görevinin çocuk mahkemelerine atanan sosyal hizmet uzmanı, psikolog, pedagog ve psikiyatr tarafından yerine getirilmeye başlanmıştır (Yavuz, 2012, s. 332; akt. Akyüz, 2019, s. 65). Bu anlayışlar doğrultusunda çocuklar göçlerin, kentleşmenin vb. olguların olumsuz yönlerinden korunmaya çalışılmış, haklarıyla ilgili kanunlar başta olmak üzere ciddi önlemler alınmaya başlanmıştır. Çocuklar, toplumun geleceğinin belirleyicisi olarak kabul edilmiş ve bu kabul edilişle paralel olarak da çocuğa verilen önem artmıştır. Kanunlar etrafında şekillenen ve hassas yönler barındıran “çocuk” konusunda, Türkiye’de açık şekilde polisler görevlendirilmiştir. Görevlendirilen çocuk polisleri; çocuklara yönelik olarak yürüteceği hizmetler konusunda, 0-18 yaş grubu gelişim özellikleri, davranış bilimleri, mülakat teknikleri, iletişim becerisi gibi konularda hizmet içi eğitim almış, sivil istihkak alan Emniyet Hizmetleri Sınıfı personelidir. Çocuk Şube Müdürlükleri/Büro Amirlikleri; İdari, Sosyal Hizmet, Suç Önleme, Kayıp Çocuklar ve Adli İşlemler Büro/Kısım Amirliklerinden oluşmaktadır. Çocuklarla ilgili işlemlerde Sosyal Çalışmacılar da görev almakta ve yapılan mülakatın ardından sosyal inceleme raporu hazırlanmaktadır (İçli, 2019, s. 420). Denilebilir ki her geçen gün korunmaya ihtiyaç duyan çocuklarla iletişime geçmek de zaruri bir ihtiyaçtır. Bunun yanı sıra çocuklarla iletişime geçmek zor bir durum olduğundan, bu alanda uzman kişiler yetiştirilmelidir. Yeni yeni gerektiği önem verilmeye başlanan “çocuk” olgusu üzerinde birtakım eksiklikler var gibi gözükse de bu eksikliklerin önüne geçmek için insanlar örgütlenmekte ve gelişim göstermek adına çaba gösteren birçok sivil toplum kuruluşu ortaya çıkmaktadır. Bununla beraber çocuk hakları çerçevesinde şekillenen ve uluslararası geçerliliğe sahip olan bildirgeler, savunmalar ya da alınması gereken önlemleri ifade eden birçok bildiri yayımlanmaktadır. Bunlardan bazıları ve en önemli olarak bilinenleri şöyledir: Cenevre Çocuk Hakları (1924), Çocuk Hakları Bildirgesi (1959) ve BM Çocuk Hakları Sözleşmesi (1989). Ağırlıklı olarak çocukların, çocuk olmalarından kaynaklı var olan haklarının, çocuk üzerinde etkin olan ebeveynlerin çocuk üzerindeki haklarının, yetişkin kimliğine sahip olamamaktan ötürü kullanamadıkları haklar olarak nitelendirilen hakların; çocuk haklarını dile getiren bildirge ya da sözleşmelerin konusunu oluşturduğu kabaca ifade edilebilmektedir. BM Çocuk Hakları Sözleşmesi’ndeki Genel İlkeler (Özyurt, 2017, s.157-158):
- Haklar konusunda tüm çocuklar eşittir.
- Çocukların anne-babaları ayrımcılığa tâbi tutulamaz.
- Çocukları ilgilendiren tüm faaliyetlerde çocuğun yararı gözetilir.
- Her çocuk, temel yaşama hakkına sahiptir.
- Her çocuk, vatandaşlık statüsü kazanmalıdır.
- Çocukların kimliğini ve ismini koruma hakkı vardır.
- Çocuk, kendini ifade etme, düşüncesini özgürce açıklama hakkına sahiptir.
- Çocuk, din, vicdan ve düşünce özgürlüğüne sahiptir.
- Çocuğun dernek kurma hakkı vardır.
- Çocuğun özel yaşantısına müdahale edilemez.
- Her çocuğun sosyal güvenlik hakkı vardır.
- Çocuğun kültürel kimliğine ve dilsel değerlerine saygısı geliştirilmelidir.
- Azınlık çocukları kendi kültürüne, dinine ve diline bağlılık hakkına sahiptir.
- Çocukların dinlenme, oyun, eğlence hakkı vardır.
- Çocuklar ekonomik sömürüye karşı korunmalıdır.
- Çocuklar zararlı maddelerden korunmalıdır.
- Çocuklar cinsel istismara karşı korunma korunmalıdır.
Her ne kadar bu sözleşmeler imzalanmış olsa da toplumsal alanda çocuk haklarıyla karşılaşılan birçok sorunun ya da hak ihlallerinin olduğu da bilinen bir gerçektir. Bu ihlaller ya da haklara riayet edilmemesi durumu sadece Türkiye’de var olan bir problem olmamakla beraber Türkiye’de en çok karşılaşılan hak ihlallerinin; çocukların reşit olmadan evlendirilmesi, çocuğun özel hayatının gizliliğine saygı duyulmaması, dernek kurma yaş şartının “on sekiz yaşını bitirmiş” olmak olması, dini tercih hakkı sunulmaması (eğitim sisteminde sadece mensup olduğu ülkenin dini görüşlerini yansıtan dersler almak vb.), çocukların maddi ve manevi şiddete maruz kalması, cinsel istismara uğraması vb. durumlardan bahsedebilmek mümkündür. Günümüzde her alanda ve her toplumda çocuk algısının değiştiğini ve çocukların haklarının ihlal edildiğini söyleyebilmek mümkündür. Örneğin dünya genelindeki mülteci sayısı yetmiş milyonun üzerinde ve bu sayının neredeyse yarısını çocuklar oluşturmakta, bu sayı her geçen gün artmaktadır. Ve mülteci statüsünde bulunan çocukların birçok haklarından da mahrum olarak yaşamaya devam ettikleri bilinen bir gerçektir. Belki de çocuk hakları ihlalinin en somut örnekleridir mülteci çocuklar…

Son olarak Türkiye’de değişen aileye dönecek olursak; aile kurumu, Türkiye’deki –sadece Türkiye’ye özgü bir durum olmayıp konu sınırlandırması nedeniyle bu şekilde kullanılmıştır- toplumsal değişim ve dönüşümlere paralel olarak gelişim göstermektedir. Bununla beraber aile kurumuna ve devamında aile üyelerine atfedilen değer algılarında da birtakım değişiklikler görülmektedir. Tarihsel süreç içerisinde Türkiye’de aileye bakıldığında, üç tür aile yapısı bulunmaktadır. Bunlardan ilki kırsal ailelerdir. Geleneksel aileler olarak nitelendirilen kırsal ailelerde, çocuklar ekonominin önemli bir yapıtaşı olarak görülmektedir. Dolayısıyla çok fazla çocuk sahibi olmanın, daha fazla güç sahibi olarak görüşünün de paralel olarak geliştiği bu aileler, geniş ailelerdir. Çocuk yarar sağlamak için vardır ve eğitim olanaklarından da sınırlı derecede yararlandıkları görülmektedir. Kız çocukları, erkek çocuklarına oranla daha dezavantajlı konumdadır. Bir sonraki tür ise gecekondu aileleridir. Geleneksel ve modern aile tipinin arasında kalan ve geçiş süreci olarak nitelendirilen bu ailelerde, köyden kente göçün etkili olduğu bilinmektedir. Bununla beraber çocuğun konumunda da hareketlilikten bahsedilebilmektedir. Geleneksel aileye oranla çocuk sayısında azalma olduğunu fakat modern/kentsel ailelere oranla çocuk sayısının bir tık fazla olduğunu dile getirebilmek mümkündür. Bu aile türünde, çocuğa atfedilen önemde bir nebze artış görülmekle beraber, çocuğun önemli oluşundaki sebeplerden birinin yine ekonomik temelli olduğu görülmektedir. Üçüncü tür ise modern ya da kentsel aileler olarak bilinmektedir. Çekirdek aile olarak nitelendirilen bu tür ailelerde, çocuk sayısı ortalama 2-3’tür. Apartmanların artışı ve teknolojinin gelişimiyle beraber, akraba-aileler arası görüşme oranında ciddi derecede düşüşler meydana gelmiş, bu da çocuklar üzerindeki toplumsal baskıyı azaltmıştır. Modern toplumlarda tamamen önemli konuma ulaştığı söylenebilen çocuk, aynı zamanda şiddet ve suça da olduğundan çok daha fazla maruz kalmakta ve yine suça/sapmaya daha yatkın hale gelmektedir. Bu aile türünde çocuk; ekonominin temel kaynaklarından biri değildir, onun sorumluluğu sadece çocuk olmaktır. Türk toplum yapısında çocuğa atfedilen önemin temelinde farklı sebepler yatıyor olsa da çocuk hemen hemen her dönemde değerli olarak görülmektedir. Bu durum üzerinde dini faktörlerin etkili olduğunu da söyleyebilmek mümkündür. İslam toplumlarında çocuk Tanrı’nın bir lütfu olarak görülmüş ve çocukların Allah vergisi olduğu ve yetişkinlerin saygı duyması gereken haklara sahip olduğu düşünülmüştür. İslam kültüründe çocuk toplumun bir parçası olarak görülmüş, masum olduğu düşünülmüştür ve buluğ çağına kadar mükellef sayılmamıştır (Tezcan, 2005, s. 8; akt. Özyurt, 2017, s. 139). Genel olarak, aile kurumunun kutsallığı ve bağlamında çocuğa atfedilen önem, çocukların cinsiyetleri üzerinden farklılık göstermiş olsa da günümüzde çocuklar geleceğin umutları olarak görülmektedir. Teknoloji, medya vb. etkisiyle Türkiye’de de artış gösteren çocuk suçluluğundan bahsediliyor oluşu, çocuk algısının değiştiğine işaret ediyor gibi gözükse de genel anlamda değişim içerisinde, devinim halinde olan aile kurumunun konumundan kaynaklı hareketlilikten bahsedebilmektedir. Çocuklar Türkiye’de değerli kabul edilmekte, haklarının bilincinde yetiştirilmekte, eğitim hakkından eşit derecede yararlanması adına çalışmalar yapılmaktadır. Bu alandaki eksiklerin giderilmesi için bir araya gelen örgütlerden, sivil toplum kuruluşları ve yaptıkları çalışmalar her geçen gün artmaktadır. Yaşadığımız dünya ya da jeopolitik konum elbette tozpembe bir yer değildir. Bunların yanı sıra, çocukların haklarından tam anlamıyla yararlanamadığı, zorla evlendirildiği, maddi-manevi şiddete maruz kaldığı, oyun oynaması gereken yaşta çocuk sahibi olduğu, cinsel istismara maruz kaldığı ve bunları dile getirdiğinde zaman zaman “çocuktur, hayal dünyası geniş…” gibi söylemlere maruz kalarak ciddiye alınmadığı ya da ailelerin, “namus” olarak nitelendirdikleri olguya zarar gelmemesi düşüncesiyle bazı olgu ve olayların üzerini örttüğü durumların varlığı da bir gerçektir. Bununla beraber, erkek çocuklarına daha istekli ve ılımlı yaklaşan bir algının varlığını koruduğu da bilinmektedir. Kısacası, Türkiye’deki çocuk algısının kısır döngü içerisinde olduğunu, geleneksel söylemlerden zaman zaman hala etkilenildiğini, çocuğun varlık olarak değerli olduğunun ifade edildiğini fakat bunlara rağmen haklarının ihlal edildiğini, özel hayatın gizliliğine de saygı duyulmadığını dile getirmek mümkündür. Genellikle, otoriter tutumun benimsendiği Türk aile yapısının da günden güne yerini diğer tutumlara sahip aile türlerine bıraktığının da altı çizilmelidir. Türkiye içerisinde dahi bölgeden bölgeye hala değişim gösteren bir çocuk algısı ve aile tutumunun da mevcut olduğu vurgulanmalıdır. Net olarak tanımlanamayan çocuk algısının, uzun bir süre de tanımlanamayacağı barizdir.



https://cartoonmovement.com/cartoon/palestinian-children-arrested ve https://www.usatoday.com/story/tech/news/2019/04/24/phone-tv-screen-time-not-healthy-babies-some-toddlers-who/3562931002/ adreslerinden yararlanılmıştır.
Eklenmesi gereken bir diğer husus ise vicdan ve ahlak bakımından Türk toplumlarında, çocuklara atfedilen masumiyet kavramıdır. Ailesi tarafından terk edilmiş ya da tehlikede olduğu düşünülen çocuklar devlet bünyesinde koruma altına da alınmaktadır. Bunlar uzun süredir toplum tarafından, ailesinin terk ettiği ya da başka nedenlerden ötürü yurtlara vb. yerlere bırakılmış olmaları; onların sosyalizasyon sürecinde farklı kurumların/grupların ya da kişilerin ikame edilmesiyle topluma kazandırılması üzerinde çabalanan bir durum olmuştur/olmaktadır. Özetle Türk kültüründe, sebebi ne olursa olsun büyük önem atfedilen çocuk; günümüzde de önemini yitirmemiş, bilakis kaynakların kolay ulaşılabilirliğinden ötürü daha kolay bakılabilme vb. sebeplerden kaynaklı, daha önemli bir konuma ulaşmıştır. Günümüzde çocuğun tek sorumluluğu, çocukluğunu yaşamasıdır –istisnalar maalesef ki hala mevcuttur-. Neslin devamını sürdüreceği düşünülen çocuk, geleceğin inşasında da vazgeçilemez bir yere sahip olduğu bilinen bir değer olarak görülmeye devam etmektedir. İyileştirme çalışmalarıyla beraber çocukların daha güzel konumlara geleceği, maddi-manevi şiddete maruz kalmayacağı ve çocukluklarını yaşayabileceği daha güzel günlerin en kısa zamanda bizlerle olmasını ummak ve bu iyileştirmelere katkı sağlamak önemlidir, vurgulanmalıdır ve vurgulanmaya da devam edilmelidir.
*Öne çıkan görsel https://www.slideshare.net/manishsnehi/child-labour-24330048 adresinden alınmıştır.
KAYNAKLAR
Akyüz, E. (2019, Haziran). Suç Sosyolojisi Açısından Denetimli Serbestlik Uygulaması ve Sosyal Uyum: Ankara Örneği, Yüksek Lisans Tezi. Kütahya, Dumlupınar, Türkiye: Kütahya Dumlupınar Üniversitesi Sosyal bilimler Enstitüsü.
İçli, T. G. (2019 ). Kriminoloji. Ankara: Seçkin Yayınları.
Özyurt, C. (2017). Eğitim Sosyolojisi Yazıları (1. b.). Ankara: Pegem Akademi.
başarılı çalışma….tebrikler
türkiyemizde ne kötüdür ki çok az insan bu bilgiye sahip…..