Sosyolog Kimliği İle Behice Boran

1890’larda Türkiye’ye göç etmiş Kazan Tatarı bir ailenin üyesi olan Behice S. Boran, 1 Mayıs 1910’da Bursa’da dünyaya gelmiştir. Bursa’da ilkokula başlamış fakat Kurtuluş Savaşı döneminde yaşanan kargaşa ve işgaller yüzünden ailesiyle beraber bu sefer İstanbul’a göç etmiştir. İstanbul’da eğitim hayatına devam eden, özellikle babasının da desteğiyle yabancı dil öğrenmeye de özen gösteren ve dönemin seçkin okullarına giden Boran, liseyi birincilikle tamamlamıştır. Bu süreçleri ve mensup olduğu ailesinin özelliklerini, Uğur Mumcu ile 1986 yılında gerçekleştirdiği bir röportajda şu şekilde anlatmıştır Boran (1986):

Kazan yöresinden geldik: Babam ve annemin aileleri Çarlık Rusyası’ndan Kazan yöresinden göç etmiş. Babam Bursa’da zahire ticareti yapıyordu. O zamana göre ‘ilerici’ bir adammış diyorum. Ablamı Bursa’da darülmuallimata kaydettirdi. Abim de sultanide okuyordu. Kazan yöresinin âdetlerine göre ve de herhalde babası hoca olduğu için, babam medreseye verilmiş, ama ancak bir iki yıl okuyabilmiş, göç edilmiş. Tatarlar arasında kızlara da okuma yazma, hatta biraz Arapça öğretilirmiş. Bu nedenle her ikisi de okur-yazardılar. Oturduğumuz sokakta başka okuryazar yoktu.

Boran, genç Cumhuriyetin cehaletle mücadele çabaları içinde eğitimci olmaya karar verdi. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’ne girdi. Öğreniminin ikinci yılında, isteği üzerine, Manisa Orta Mektebine İngilizce öğretmeni olarak atandı. 1934 yılında da lisedeki tarih öğretmeninin önerisiyle ABD Michigan Üniversitesi’ne, burslu doktora öğrencisi olarak davet edildi. Michigan Üniversitesi’ne başlayan Boran, bölümden doktora adayı olan bir arkadaşıyla sosyoloji üzerine tartışırken arkadaşı Marx’tan ve Marxizm’den bahsetmiştir. Boran bu durumu, hayatının dönüm noktası olarak da ifade etmektedir. Marxizm’in dünyayı yalnızca açıklamak değil değiştirmek gerektiği ilkesi, bir sosyolog olarak Boran’ın da yönlendirici ilkesi oldu. 1939 yılında burada sosyoloji doktorasını tamamladı Boran. “Mesleki Hareketlilik Üzerine Bir Çalışma: Birleşik Devletlerde Mesleki Gruplaşmaların Yaş Gruplarına Göre Dağılımının Analizi (1910 – 1930)” adını verdiği doktora tezi ise Amerikan toplum yapısı ve işleyişini ortaya koyar nitelikteydi. Tezini tamamladıktan hemen sonra Türkiye’ye dönen Boran, Ankara Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi (DTCF), sosyoloji bölümüne öğretim üyesi olarak atandı. DTCF sosyoloji programı Türkiye’de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nden sonra ikinci ve Cumhuriyet sonrası Türkiye’sinin ise ilk sosyoloji programıdır (Erbaş, 2015). 1948 yılına kadar Ankara DTCF’nin öğretim kadrosunda yer alan Boran, burada sosyolojiye giriş, istatistik ve şehir sosyolojisi derslerine girdi. Kendine özgü ders anlatımı ve hitabetinin kuvveti hasebiyle herkes tarafından büyük bir ilgiyle dinlenen Boran,kendisine büyük saygı duyulan bir akademisyendi. Derslerine yalnızca ilgili bölümden değil farklı bölümlerden öğrencilerin katıldığı da bilinmektedir. Derslerinde sosyolojinin sorunlarını Marxist yöntemle ele alan Boran, öğrencilerin merakını cezbetti ve Sadun Aren, Aydın Yalçın gibi dönemin asistanları ve akademisyenleri de Boran’ın derslerine ilgi gösterenler arasındaydı. Aynı zamanda Türkiye’de daha önce kullanılmamış sosyolojik metotları da sosyolojiye uyarlayan bir akademisyen olarak bilinmektedir. Durdu’ya (2017) göre sosyoloji çalışmaları açısından 1940’lı yılların bir ayırıcı özelliği de uygulamalı çalışmaların yapılmasıdır. Ankara DTCF ile başlayan köy araştırmaları, Amerikan sosyolojisinde uygulanan metodolojiyi, Türkiye’deki sosyoloji çalışmalarına kazandırdı. Bu noktada belirtilmesi gereken bir diğer husus ise Boran’dan önce de köy üzerine tartışmalar ya da çalışmalar yapıldığıdır. Sağlam’a (2016) göre Cumhuriyetin çeşitli dönemlerinde birçok devlet yetkilisi, araştırmacı ve yazarlar Türkiye’de köyler, köy hayatı ve köylüler hakkında raporlar ve eserler hazırlamışlar, köy sorununu tartışmışlardır. Fakat bu tartışmalar çoğu zaman kişilerin gözlem ve değerlendirmelerine dayandığı için metodolojik görülmemiştir. Bir yandan da dönemin çeşitli yönlerinin gerçekliğe tabi kalınarak aktarılması, sosyolojiye bugün dahi önemli bilgiler sunmaktadır. Kır ya da köy sosyolojisi başlığı altında değerlendirilebilecek çalışmaların varlığından söz edilebilecek olsa da Boran’ın çalışmasının, yöntem açısından farklılaştığını söyleyebilmek mümkündür. Boran sosyolojisi, değinilen bu farklı özellikleri ile Türkiye’de mevcut sosyoloji anlayışına farklı bir bakış getirmekte ve bu sosyoloji anlayışı Türkiye’nin sorunlarına, somut olana doğrudan yöneliş anlamını taşımaktadır. Teori ile pratiği buluşturan Boran’la birlikte DTCF sosyoloji Türkiye’deki mevcut sosyoloji anlayışına, Türkiye gerçekliğine yönelen ve de teoriyi önemseyen ve bu nedenle de empirizme düşmeyen bir sosyoloji anlayışı eklenmiş ve gelişmeye başlamıştır. İşte bu anlamda Boran özgün bir perspektifi ve sosyolojisi olan ve Türkiye’de pek çok tartışmayı başlatan ilklerdendir (Erbaş, 2015). Başka bir ifade ile toplumsal gerçekliğin doğal gerçeklikten farklı olduğunu daimi bir şekilde dile getiren ve tekniklerinde de bunu vurgulayan Boran, ayrıca var olan farklılıklara rağmen toplumsal süreçlerin tekrarlanmasından kaynaklanan bir düzenlilikten/düzenden de bahsetmiştir. Bu düzeni anlamanın yolunun ise doğru bir metolodolojiden geçtiğini ifade etmiş ve sosyal gerçekliğin doğal gerçeklikten farklı olmasına rağmen bilinebilir olduğunu savunmuş ve sosyolojisini bu anlayış çerçevesinde oluşturmuştur. Bilime ve bilimsel bilgiye verdiği önem, onun neyin bilimsel olup neyin bilimsel olmadığının ayrımının sıkça üzerinde durmasını sağlamıştır. Bilhassa sosyal bilimlerde bilimsel bilginin öznel yargılardan ya da ifadelerden kaçınması gerektiğini ifade etmiştir. Bu konuda önem arz eden fikirlere sahip olan Boran’ın, günümüzde bilginin elde edilişi ve yayılışı esnasında ‘her şey mübah’ gibi benzeri düşüncelerle de çatıştığını söylemek mümkündür. Başka bir ifadeyle Boran’ın düşüncesi, araştırma etiğinden yoksunluk fikrine karşıdır:

Olayları değerlendirmek, kendi başına ne ilme uygun, ne de ilme aykırı olarak vasıflandırılamaz. İlime uygunluğun veya aykırılığın mihengi, verilen hükmün, yapılan tefrikin, olayların kendisinden olan şartlara, vasıflara dayanıp dayanmadığıdır. Eğer değer biçerken verdiğimiz hüküm, olayların şartlarına, vasıflarına uygunsa, gerçeğin bir ifadesidir ve bunun için de ilmidir; değilse, yaptığımız iş ilim zihniyetine ve metoduna aykırıdır. İki mayiin hararetini termometreyle ölçüp, biri diğerinden daha sıcaktır, diye hüküm verdiğimiz zaman ne kadar ilim metodundan ayrılmamış oluyorsa, sosyal olaylar alanında olayların kendi vasıflarına göre verdiğimiz değerlendirme hükümleri de o derece ilim metod ve zihniyetine uygundur…” (Boran, 1992, s. 9)

Bunlarla beraber Boran’a göre bilimsel bilgiyi doğru anlamak, önemli faktörlerle önemsizleri birbirinden ayırt etmekle olur ve bu ayıklamadan sonra elde kalan önemli faktörler de önemlilik derecesine göre sıralandırılmalıdır:

Bilimin amacı, gerçeği bütünüyle doğru anlamamız ve ona göre aksiyona geçmemiz bakımından önemli faktörleri önemsizlerden ayırmak ve önemli olanları da önem derecesine göre bir sıraya koymaktır. Somut gerçekleri hiç gözden kaçırmamak gerekir ama genel kavramlar olmazsa somut gerçeklerin sonsuz çeşitliliği, tükenmez vasıfları arasında önemli olanları gözden kaçırmak ve yanlış sonuçlara varmak tehlikesi vardır…” (Boran, 2016, s. 67)

Boran sosyolojisinde metodolojiye, somut gerçekliğe ve sistematikliğe önem vermiş ve bu önemi çalışmalarında, derslerinde aktarmayı temel görevleri arasında bilmiştir. Tekrar tekrar üzerinde durulması gereken bir husus ise Boran’ın, bütün çalışmalarını sosyolog kimliğini de gözeterek ortaya koyduğu gerçeğidir.

Boran, toplumu ileriye götürebilmenin ve toplumsal yapıyı değiştirebilmenin, ancak o toplumu tanıyarak olabileceğine inanır. Bu yüzden saha çalışmalarına öncelik tanır. Çalışmasında da (Boran, 1992, s. 23) bunu şu şekilde dile getirmektedir: “Saha araştırması” nın ağırlık merkezini doğrudan doğruya müşahade ve şahıslarla konuşma teşkil eder. Aydınlatılmak ve izah edilmek istenen sosyal olay, müşahhas canlılığında, topluluğun günlük hayatında fiilen kendini gösterdiği saha içinde, o sahayla doğrudan doğruya temasa gelinerek tetkik edilir. Saha çalışmalarına verdiği bu önem, akademik hayatında da sürekli aktif olmasını sağlamış ve 1941 yılında bunun meyvesini almıştır. 1941 yılında Pertev Naili Boratav ve Niyazi Berkes ile ‘Yurt ve Dünya’ dergisini çıkarmıştır. Ayrıca aynı yılda, Manisa’da yaptığı araştırmasının sonuçlarını “Bir Köy Üzerine Sosyal Yapı ve Sosyal Değişme Tetkiki” çalışmasında toplamış ve doçentlik unvanını almıştır. Eğitimle araştırmalarını iç içe yürüten Boran, öğrencilerini de saha araştırmalarına dâhil etmiştir. Özellikle o dönem içerisinde Ankara’da yeni oluşmakta olan gecekondularda ve Manisa ile beraber Ankara’nın köylerinde de öğrencilerine saha araştırması yaptırmıştır. 1942 yılında, bu çalışmasını genişleterek “Toplumsal Yapı Araştırmaları: İki Köy Çeşidinin Mukayeseli Tetkiki” adı altında kitap olarak yayımlamıştır. Bu araştırma, Manisa’ya bağlı 8 ova, 5 dağ köyü ile gerçekleştirilmiştir. Boran bu çalışmasında ele aldığı köylerin üretim biçimleri, ürettikleri ve ekolojilerinden yola çıkarak toplumsal yapı değerlendirmelerini ortaya koymuştur. ‘Problem ve Metod’ başlığı ile ayrı bir bölüm biçiminde belli bir sorunsal çerçevesinde köyleri incelemesi Türkiye’de kendi başına bir yeniliktir. Bu yenilik aynı zamanda onun köy çalışmasının monografi çalışmalarının ötesine geçen ve çok sonraları yapılan tarımsal yapı çözümlemelerini öncelediğinin de göstergesidir (Erbaş, 2015). Boran bu amacını şu şekilde dile getirmektedir:

Bu yazıda bazı Anadolu’da iki köy çeşidinden bahsediliyor, ama bu tetkik, umumiyetle anlaşıldığı şekilde bir köy tetkiki değildir. İncelemek, aydınlatmak istediğimiz konu, bir köydeki hayat şartları ve tarzı değil, sosyolojik bir problemdir. Bu problem köy için de, şehir için de; Türkiye için olduğu kadar Amerika ve Çin için de varittir. Bu problem nedir? Bir topluluğunun sosyal yapısının farklılaştığı fonksiyonel kısımlar arasındaki, bilhassa iki esas kısmı arasındaki, münasebetleri aydınlatmaktır. “Sosyal yapı ve yapının “fonksiyonel kısımları veya birimleri” dediğimiz gerçekler nelerdir?.. Batı Anadolu’da müşahhas köy toplulukları üzerinde topladığım malzemenin teferruatı tahliline girişmeden önce, bu sualleri ilkin umumi olarak cevaplandırmak, sonra bu cevapların müşahhas toplulukların tetkikine nasıl tatbik edilebileceğini belirtmek gerekiyor. Her tetkik, metodolojik bir görüşten hareket eder, daha doğrusu etmesi lazım gelir; tetkikin verimli ve neticelerin doğru olup olmaması dayandığı metodun sıhhatine bağlıdır.” (Boran, 1992, s. 7)

Boran’ın sosyolojisini kaba pozitivizmden ayıran diğer bir özelliği, sosyolojinin sadece toplumu anlamakla yetinmeyip aynı zamanda toplumu değiştirmenin de bilimi olması gerektiği düşüncesidir. Boran “… Çağdaş uygarlığa erişebilmesi için toplumun değişmesi gerektiğine, değişim için bilimin gerekliliğine, toplumu değiştirme biliminin de sosyoloji olduğuna inanmaktadır” (Atılgan, 2007, s. 36: akt. Erbaş, 2015). Ayrıca toplumu değiştirmek ve geliştirmek isteyenlerin örgütlü bir biçimde çalışması gerektiğini düşünen Boran, bir konuşmasında partiye girmesini de buna bağlamıştır. Dönemin siyasi şartlarından ötürü sosyalist bir parti kurmak yasakken 1942 yılında varlığı gizlice sürdürülen Türkiye Komünist Partisi’ne girmiştir Boran. Sonrasında 1943 yılında Muzaffer Şerif ile ‘Adımlar’ dergisini çıkarmaya ve bu dergide, kendi ideolojik çizgilerini yansıtan siyasilerin yazılarına yer vermeye başlamışlardır. Gittikçe politik bir hal almaya başlayan ‘Yurt ve Dünya’  dergisinin 42. sayısında, ‘Adımlar’ dergisinin ise 11. sayısında yayın hayatına baskı nedeniyle son verilmiştir. Gizli İlerici Demokrat Gençleri Derneği’ne katılan ve ilerleyen zamanlarda faşizm üzerine de yazmaya başlayan Boran, 1945 yılında hükûmet tarafından başlatılan üniversiteden uzaklaştırılma kararına itiraz etme konusunda 1948 yılına kadar mücadele vermiştir. Fakat hükûmet, 1948 yılında Boran’ın yasal itiraz yollarını kapatarak üniversitedeki görevinden alınmasıyla süreci sonuçlandırmıştır. Mesleğinin zirvesindeyken hakkında uzaklaştırma kararı alınan Boran’ın “Geriye Dönüp Baktığımızda Sosyoloji” yazısı yurt dışında yayımlanmış ve uluslararası platformda yankı yapmıştı. Durdu’ya (2017) göre sosyolojik yaklaşımlardaki dinamiklik ve zenginlik ülkenin içinde bulunduğu siyasal şartların da etkisiyle uzun süre devam edememiş, 1950’lerde duraklamıştır. Üniversitelerdeki olaylar, tasfiyeler, (resmi ideolojiye aykırı olmasa dahi) 1940’larda ortaya konulan eleştirileri pasifize etmiştir. Bahsi geçenler dâhilinde görülebileceği üzere, tasfiye sürecinde listenin başında yer alan Boran da görevinden uzaklaştırılmıştır.  Uzaklaştırılan diğer isimler ise şüphesiz ki Niyazi Berkes ve Pertev Naili Boratav olmuştur. Boran, Berkes ve Boratav, hükûmet tarafından yurt dışına çıkmaya zorlanmışlar, ülkenin ekonomik şartlarına bir süre dayanmışlar fakat Berkes ve Boratav, bir süre sonra yurt dışına çıkmışlardır. Yurt dışına çıkmama konusunda ısrar eden Boran ise 1946 yılında Nevzat Hatko ile evlenmiştir. Boran’ın çalkantılı hayatından etkilenen Hatko da işinden olmuştur.

Akademik hayattan koparılması, çalışmalarına engel olmasa da onu, siyasetin içine girmeye daha da zorunlu hale getirmiştir adeta. Bu süreçte ders ve konferans vermeye devam eden Boran mahkemeye verilmiş, iki yıl süren mahkeme sonucunda da beraat etmiştir. 1950’de Türk Barışseverler Cemiyeti’ni (TBC) kurmuştur. TBC, Türkiye’nin NATO yörüngesine girmesini eleştirmiş, Kore’ye asker yollanmasına karşı çıkan bildiri yayımlamıştır. Bildiri dağıtımına Galata Köprüsü’nde katılan Boran, arkadaşlarıyla birlikte tutuklanmış, 15 ay hapis, 5 ay sürgün cezası almıştır.[4] 1951 yılında, hapishanedeyken oğlu Dursun Hatko dünyaya gelmiştir. Bu durumdan etkilenen Melih Cevdet Anday ise kaleminin gücünü kullanarak ‘Dursun Bebeğe Ninni’ şiirini yazmış, bu şiir sonrasında Ruhi Su’nun sazıyla can bulmuştur:

Boran’ın bulunduğu durum zorlayıcı gibi gözükse de o, son derece profesyonel bir şekilde mücadelesini vermeye devam etmiştir. Hapishaneden çıktıktan sonra da birtakım zorluklarla karşı karşıya gelen Boran, Nevzat Hatko ile kurdukları tercümanlık bürosunda çalışmıştır. Bir süre sonra Hatko’nun felç geçirmesi ile bütün yük sırtına binen Boran, çalışmayı, çocuğuna ve evine bakmayı da ihmal etmemiştir. Daima planlı ve hazırlıklı olan Boran, bu zorluğun üstesinden de kusursuz bir şekilde gelmiştir. 27 Mayıs 1960 hareketi ile beraber meydana gelen çalkantılar, hukuki ve siyasi yapı, kısacası toplumsal hareketlerin etkisiyle 1971 yılında Boran, tekrar siyasete atılmıştır. 12 Mart Muhtırası’ndan sonra da savunduğu fikirler ve mensup olduğu partiden ötürü tutuklanmıştır. Ekim 1972 yılında, 15 yıl ağır cezaya çarptırılan Boran, 5 yıl gözetim cezası almış fakat Temmuz 1974’de af kararıyla hapishaneden çıkmıştır. Boran’ın hapishaneden çıkış anından etkilenen Urgan (1998, s. 218-219) ise eserinde şu sözleriyle ifade etmiştir bu anı:

12 Temmuz 1974’de, Behice de tahliye edildi. O sabah erkenden Nihat Sargın ile eşi Yıldız, Asuman, başka TİP’liler ve ben Sakarya Cezaevi’nin önünde beklemeye başladık. On beş saatten fazla geçti, ama formaliteler bir türlü bitmiyordu. Gece yarısı, bizi hapishanenin avlusundan çıkardılar. Bir yığın cemse avluya girdi; hepsinin farları yakıldı; hapishanenin kapısı projektörlerle aydınlandı. Avluya doluşan askerler, ellerinde silahları, sanki o kapıdan yüzlerce tehlikeli katil çıkacakmış gibi, tetikte bekliyorlardı. Derken kapı açıldı. Farların kör edici ışığında, sağ elinde küçük bir naylon poşet tutan, ak saçlı, ufacık bir kadın çıktı o büyük kapıdan.

Siyasetle olan ilişkisinden ötürü sosyolojiye istediği vakti ayıramayan Boran’ın, özellikle vefatından birkaç yıl öncesinde bunu yakın çevresine dile getirdiği bilinmektedir. Akıntıya Karşı Behice Boran: Tek Başına Bir Koro adlı belgeselde Zerrin Sakalsız, bu durumu şu şekilde aktarmaktadır: “Bu parti başkanlığından emeklilik olmuyor mu? Olsa da dedi, sosyolojide yapmak istediğim çok şey var, dedi.” Siyasi yazılarının ve kitaplarının yanı sıra birkaç şiiri elimize ulaşan Boran’ın dizelerinde bu arzuya rastlamaktayız belki de:

...
Elimdeki devasa şekilsiz kütleye, gözlerimi dikmiş bakıyorum
Bu hayat, benim kendi hayatım mı?
Benim hayatım, kendi ellerimle yoğrulmuş?
Başımın üstüne kaldırıyorum,
Milyon parçaya ayrılıyor, yere atınca.
Bu hayat, benim hayatım, benim kendi hayatım,
Tekrar sil baştan başlamalıyım,
Tekrar, tekrar başlıyorum artık 'tekrar' kalmayıncaya kadar.
...

Erbaş’a (2015) göre belki de siyasi kimliğinin öne çıkması/çıkartılması, akademide olduğu yıllardaki eserlerinin yıllarca açık ya da örtük biçimde yok sayılması, unutulması ve unutturulması nedeni ile Boran hak ettiği yeri bilim ve sosyoloji camiası içinde bulamamıştır. Oysa siyasal kimliğinden çok, sosyolojisinin içeriği, çalışmalarının, düşüncelerinin incelenmesine ve irdelenmesi ile Boran’ın özgün bir model geliştirerek Türkiye’nin sorunlarına çözüm bulma arayışında olan, Türkiye’nin ilk ve önemli kadın sosyoloğu olduğu gibi, dünyada da tartışmalara yol açmış ve ses getirmiş bir sosyolog olduğu anlaşılabilecektir. Mübeccel Belih Kıray, eğitim için yurt dışına çıktığında dönemin ünlü yabancı akademisyenlerden birinin, Boran’ın azmini takdire şayan bulmakla kalmayıp öğrenci olarak getirtmek istediğini aktarmıştır. Bu durum da Boran’ın ses getirdiğini kanıtlayan durumlar arasındadır. Bittabi siyasetin içerisinde daimi yer almış olması, onun siyaset alanında ön plana çıktığını destekler gibi gözükse de daha önce de belirtildiği üzere yaptığı her çalışmada, attığı her adımda toplumu, toplumsal olanı baz almış ve o yönde hareket etmiştir Boran. Bu noktadan hareketle sosyolojiyi ilerletmenin toplumu değiştirmekle olacağı, toplumun değişmesinin de örgütler aracılığıyla gerçekleşeceği neticesine varan Boran’ın, bu düşüncesinin de sosyolog kimliğiyle bağlantılı olduğunu ifade etmek yanlış olmayacaktır. Gerçekleşen her hareket, yapılan her araştırma, inceleme ve yazılan her yazı, titizlikle ele alınmalı ve sosyolojiden bağımsız düşünülmemelidir.

Dönemin siyasileri tarafından zararlı görülen, yasal olmayan her karara karşı durmuştu Boran. Bu duruşlardan sadece biri idi 1 Mayıs 1979 tarihinde, meydanlara çıkışı… 12 Eylül darbesinden sonra arkadaşlarının ısrarı ve sağlık durumu nedeniyle yurt dışına çıkmıştı. Askeri cuntanın “yurda dön” çağrısına uymadığı için de yurttaşlıktan çıkarıldı. Fakat bunlara rağmen yılmayan Boran, Brüksel’de de çalışmalarına devam etmiştir. Partilerle olan görüşmelerine devam etmiş ve ikilik ortadan kalkıncaya, yani partiler birleşinceye kadar mücadelesini sürdürmüştür. Zaferini elde ettikten sonra 1987 yılında, birleşmenin duyurulacağı toplantıya doktorunun uyarısına rağmen katılmıştır. Doktoru, toplantıya katılmasının onun için intihar niteliğinde olduğunu defalarca söylemiş fakat Boran, ölüme pahasına gitmiş ve iki gün sonra da hayata gözlerini yummuştur. Hem de vatansız bir vatansever olarak…

Uğur Mumcu ile Behice Boran’ın 3 Ağustos 1986 yılında yaptıkları röportajın gazetedeki bir kesiti

Sonuç olarak Behice Boran’ın her ne kadar, siyasi kimliğinden ötürü sosyolog kimliğinin çoğu zaman geri planda kaldığı düşünülse de yukarıda bahsi geçenler vesilesiyle bunun doğru olmadığını ifade etmek mümkündür. Boran, bilimsel bilgiye verdiği değerle, yazdıkları ve yaptıklarıyla sosyal bilimlerin tüm alanında geçerliliğini yitirmemiş bir değerdir ve bu değer korunmalıdır. Bununla beraber Türkiye’de sosyolojide kullanılan metodun yanı sıra farklı metotlar da getirerek alana büyük bir katkı sunmuştur. Saha araştırmalarına önem vermiş, çalışmalarını daha detaylı gerçekleştirmek adına sahalara inmiştir. Aynı zamanda denilebilir ki sosyolojiye verdiği değer, sosyolojiyi geliştirme arzusu, öğrencilerini de sosyoloji için çabalamaya teşvik etmiştir. Boran’ın sosyolojisi, kendine has yöntemlerle, özellikle yansız oluşu sebebiyle, döneminin çok çok ilerisinde olmuştur. Sosyolog ve akademisyen kimliğinin ağır bastığı dönemlerde bilime katkı sunduğu gibi siyasetçi kimliğiyle de topluma ve bilime katkı sunmaktan asla kaçınmamıştır. Akademisyenliğe devam ettiği süreçte farklı konularda çalışma yapan Boran, her çalışmasında sosyolojinin temel konusu olan ‘kuram, teori ve metodoloji’ye yer vermiştir. Toplumu kavrayabilmenin ön koşulu olarak gördüğü kuram ve metodoloji konusuna derslerinde ve tartışmalarında da sıkça ele aldığı görülmektedir. Marxist bakış açısıyla değerlendirdiği sorunlar, sosyolojik açıdan da farklı perspektiflerin gelişmesini sağlamış ve benimsediği teorilerle tutarlı ve bütün görüşler ortaya koymuştur. Bu tutarlılık ve bütünlük Boran’ın sosyolojisinin en önemli yanlarından birisi olmuştur. Boran’ın sosyolojisine dair bilinmesi gereken bir diğer husus ise sonradan sanat ve edebiyat sosyolojisi adı altında toplanan alanda da incelemeler, çalışmalar yapmış olmasıdır. Son olarak çalışmalarını kategoriler halinde aktarmak gerekir ise önceliğinin teori ve metodoloji olduğu; bir sonraki meselenin ise toplumsal yapı, değişme, gelişme; son olarak da gençlik sorunları, edebiyat ve sanat çalışmalarından oluştuğu ifade edilebilmektedir.

                                                      "Bir hırs dalgası
                                                      Özümde mayalanıyor:
                                  Yükselip kabarıyor, kaynayıp şekillenerek,
                                    Doğuyor, sıkıntı ve çaresizliği aşarak,
                  Doğuyor ve taşıyor kargaşanın içinden ve akıyor dünyaya doğru,
                       Kan kırmızısı damlayarak alttaki yıldızların üstüne.”
                                                            Behice S. Boran

*Öne çıkan görsel ve diğer görseller https://behiceboran.net/ adresinden alınmıştır.

KAYNAKLAR

Boran, B. (1986, Ağustos 3). Bir Uzun Yürüyüş. (U. Mumcu, Röportaj Yapan)

Boran, B. (2016). Türkiye ve Sosyalizm Sorunları. İstanbul: Yordam Kitap Basın ve Yayın.

Durdu, Z. (2017). 1940’lı Yıllar Türkiye’sinde Behice Boran’ın Sosyoloji Anlayışında Toplumsal Yapı ve Değişme. SDÜ Fen-Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi(40), 165-176.

Erbaş, H. (2015). Türkiye’de Bedeller Ödemiş Bir Sosyolojik Düşünce Ustası: Sosyolog Behice Boran. Mülikye Dergisi, 39(3), 5-58.

Sağlam, S. (2016). 1923-1950 Yılları Arasında Türkiye’de Kent ve Kentleşme Olgusu. Sosyoloji Konferansları, 53(1), 257-274.

Urgan, M. (1998). Bir Dinozorun Anıları (21. b.). İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.

2 comments

Muhammed Samet Bozdoğan için bir cevap yazınCevabı iptal et