Kısaca James Samuel Coleman ve Metodolojik Yaklaşımı

Yaşam Öyküsü

James Samuel Coleman, 12 Mayıs 1926’da ABD’nin Bedford ilçesinde dünyaya geldi ve çocukluğu da burada geçti. Daha sonra okula başlayan Coleman, 1944 yılında mezun oldu ancak İkinci Dünya Savaşı’nın patlak vermesi nedeniyle eğitimine ara vermek durumunda kalarak askerliğe gitti. 1946 yılında Indiana Üniversitesi’ne başlayan Coleman, daha sonra karar değiştirerek 1949 yılında Purdue Üniversitesi’nin kimya bölümünden mezun oldu ancak 1950’lilerin başında sosyolojiye olan ilgisi gelişti.

1952 yılında Colombia Üniversitesi’ne başlayan Coleman, 1955 yılında doktorasını tamamlayarak akademik kariyerine Chicago ve Hopkins Üniversitesi’nde devam etti (Ritzer & Stepnisky, 2018, s. 288). Chicago’daki kariyerini inşa etmeye devam ederken ve burada ders vermeyi sürdürürken doğrudan sosyoloji olmasa da endüstri sosyolojisine olan ilgisinin geliştiği gözükmektedir. Sendikal Demokrasi’nin yazarları arasında yer alarak da sonraki çalışma alanlarını da sosyolojinin odağına çekmiş gözükmektedir. Coleman’ın üzerinde Robert Merton ve Durkheim’in, bilhassa bireyin davranışının toplumsal alandaki belirleyiciliği üzerine olan çalışmasının etkisinin gözden kaçmayacak bir gerçek olduğunu da eklemek gerekmektedir. Endüstri çalışmaların ardından aslen çalışma alanı olan gençlik ve eğitim alanına doğru kayan Coleman, adını sıkça duyduğumuz ve günümüzde de Türkiye’nin eğitim sisteminin prensipleri arasında mevcudiyetini koruyan ilkeleri ortaya koyduğu Coleman Raporu’nu yazmıştır. Zaten Coleman’ın kariyerinin zirve yaptığı noktanın da bu olduğunu söyleyen bazı araştırmacılar, çalışmalarının Amerikan okullarındaki ırksal eşitliği sağlayabilme ya da buna ulaşma odaklı olduğunu ileri sürerek yöntem açısından bayağı tartışmalı bir zemin yaratmışlardır. Daha sonra Coleman Raporu, eğitimde uygulanan politika karın gelişimine katkı sunan bir federal hükümet raporu olarak nitelendirilmiştir (Ritzer & Stepnisky, 2018, s. 288). Bu rapor ile Coleman, Amerikan bir sosyolog da olmanın ötesine geçerek daha pratik ve sık kullanılan prensiplerin kurgusunu yapan bir kuramcı olarak karşımıza çıkmaktadır. Bunların ardından Coleman’ın odağının matematiksel sosyolojiye kaydığını söylemek mümkündür ki Matematiksel Sosyolojiye Giriş adlı eserini, 1964 yılında; Kolektif Eylemin Matematiği adlı eserini 1973 yılında yayımlamıştır. Niceliksel yani matematiksel alana duyduğu ilginin temelinde Seymour Martin Lipset’in ekibine dâhil olmasıyla birlikte ondan etkilenmesi gerçeği yatmaktadır.

1990 yılında ise Toplum Kuramının Temelleri adlı eserini yayımlayan Coleman,  özellikle rasyonel seçim kuramına yönelmiş ve bahsi geçen çalışmaları ise 28 kitap ve 302 makale olarak neticelenmiştir (Ritzer & Stepnisky, 2018, s. 288). Ritzer ve Stepnisky, Coleman’ı kuram, yöntem ve bunların ampirik düzeyde araştırmadaki bağlantıları ile tanınan, eğitim üzerine ürettiği fikirlerin, eğitim sosyolojisi çalışacak olan sosyologlar için gelecek vadeden bir model olduğunu ifade etmektedir.

Eğitimi odak noktasına alan Coleman’ın yazmış olduğu raporun en önemli noktalarından biri de kuşkusuz, toplumsal politikalara uygulanabilir bir yöne sahip olmasıdır. Ritzer & Stepnisky (2018, s. 289) ise Coleman’ın ortaya koymuş olduğu kuram ve yöntemin, çok az sosyolog tarafından bu kadar sistematik bir biçimde çalışıp orataya sentezlenmiş bir kuram koyabileceğini ileri sürmektedir. Bilhassa eğitim sosyolojisi, kamu politikası ve sosyal sermaye alanlarındaki çalışmaları ile tanınan Coleman, 1991-1992 yıllarında Amerikan Sosyoloji Derneği başkanlığını da yapmıştır. Bunlarla birlikte eğitim alanına duyduğu ilginin canlılığı daimi olmuş, eğitimin toplumsal düzeyde örgütlenmesi, eğitimde aile, topluluk, üyesi olunan grupların ve bunun yanı sıra dini kurumların rolünü de araştırmalarına dâhil eden Coleman, 1195 yılında Chicago, Illinois’da hayata gözlerini yummuştur.

Eserleri

Community Conflict (1955), Eğitim Fırsatlarının Eşitliği (EEO-Coleman Raporu, 1966), The Adolescent Society: The Social Life on the Teenager and its Impact on Education (1961), Introduction to Mathematical Sociology (1964), Models of Change and Response Uncertainty (1964), Adolescents and the Schools (1965), Macrosociology: Research and Theory (1970), Resources for Social Change: Race in the United States (1971), Youth: Transition to Adulthood (1974), High School Achievement (1982), The Asymmetrical Society (1982), Individual Interests and Collective Action (1986), Equality and Achievement in Education (1990).

James Coleman’ın Metodolojisi ve Kuramı

Coleman’ın oluşturduğu Rasyonel seçim kuramı, alışveriş kuramının gelişimine de yön veren bir kuram olmasına rağmen ana akım kuramlar arasında pek fazla rastlanılan bir kuram değildir. Rasyonel seçim kuramının, paradigmatik bütünleşmeyi sağlayabilecek tek kuram olduğu söylenebilmektedir. Bu yaklaşım, metodolojik bireyciliğin kendi içerisinde bir dinamikle hareket ettiği ve makro düzeydeki fenomenlerin anlaşılabilmesi için mikro düzeydeki fenomenleri baz alınabildiği fikrinden hareket etmektedir.Hatta sosyoloji çalışmalarının dışında kaldığı dahi söylenmektedir. Hatta daha da ilerisi ise Coleman’ın yaklaşımının “kafa dengi” bulmadığı şeydir:

“…eylemleri, sistemi oluşturan eyleyenlere başvurmaksızın sistem düzeyinde hareket eden, metodolojik olarak bütünlükçü olan çalışma… eylemin sırf dışavurumu olarak görülmesi, eylemin irrasyonel olarak görülmesi ve ayrıca eylemin, niyet veya amaç aracılığı olmaksızın tümüyle dışsal güçlerin neden olduğu bir şey olarak görülmesi. Bu görüş, birey davranışını, herhangi bir eylem modeli olmadan, belirli etmenler veya belirleyiciler tarafından “açıklayan” toplum biliminde yaygın olarak yürütülen ampirik çalışmayı dışlar (1989, s. 6; akt., Ritzer & Stepnisky, 2018, s. 286)”

Rasyonel seçim kuramında esas alınan fikir, kişilerin hedef odaklı eyleme geçmeleri ve eyleme geçerkenki süreçte eylemlerin, tercih ve değerler tarafından şekillendirilebilir bir yapıya sahip olmalarıdır ancak bir başka açıdan Coleman bu kuramı, ekonomi ile temellendirerek rasyonel eyleyenle ilgili keskin ve net bir kavramsallaştırmaya gitmeyi hedeflemekte, bu durum da eyleyenlerin, ihtiyaç ve isteklerini tatmin etmeye yönelik bir kavram olduğu iddiasını güçlendirmektedir.

Rayonel seçim kuramından hareketle toplum kuramının da temellerini atan Coleman’a göre sosyolojinin odaklanması gereken nokta, toplumsal sistemler üzerinde ancak makro fenomenelerin kendilerine özgü doğalarındaki etmenlerce açıklanabilmesi gerektiğini belirterek verilerin de bu bağlamda, birey düzeyinde toparlanması ve daha sonra sisteme ayak uyduracak biçimde birleştirilip düzenlenmesi ile kapsamının genişletilebilmesidir (Ritzer & Stepnisky, 2021, s. 286). Başka bir ifade ile Coleman, sosyolojinin odağının yalnızca makro ya da yalnızca mikro değil, ikisinin sentezlenmiş biçiminin olması gerekliliğinin üzerinde durmaktadır. Çünkü temelde sadece birey baz alınarak üretilecek olan yöntembilim de, tam tersi durumda sadece toplumsal baz alarak üretilecek olan yöntembilim de bir noktada açıklamaların taraflı bir elden çıkmasına sebebiyet verecek, analizin oluşumunu eksik kılarak yöntemin ve kuramın da yetersiz kalmasına sebebiyet verecektir. Elbette ki gerçek dünyada insanlar tamamen gerçekçi ya da rasyonel olarak davranmaz ancak Coleman, bu durumun kuramı çok fazla etkilemediğini de dile getirmektedir. Ayrıca Coleman, bireysel rasyonel eyleme yönelimi göz önüne alındığında mikro-makro konusu noktasında kendi bakış açısıyla mikrodan makroya bir bağlantı olduğunu veya bireylerin eylemlerinin birleşiminin, sistemdeki davranış biçimlerini de oluşturduğunu dile getirmekte, dahası bu karşılıklı eylemlerin birbirleri üzerindeki kısıtlayıcı yanını da vurgulamaktadır (Ritzer & Stepnisky, 2021, s. 287).

Bir diğer husus ise kolektif davranıştır. Coleman’ın bunu ele almasındaki temel etken ise kolektif davranışın düzensiz ve istikrarsız bir özelliğe sahip olması ve dolaylı yollardan da rasyonel seçimin analizini zorlaştırması durumudur. Kuşkusuz ki rasyonel seçim, yalnızca düzenli ve istikrarlı fenomenleri değil, makro fenomenlerin bütün biçimlerini açıklayabileceği (Ritzer & Stepnisky, 2018, s. 290) gerçeğini de göz önünde bulundurmalıdır. Ancak kolektif davranış bütünüyle değerlendirildiğinde çoğunlukla dengesiz bir duruma sebebiyet vererek çözümlemeleri de zorlaştırmaktadır.

Normlar ve kurumsal eyleyen de önemli iki kavramdır. Normlar genellikle verili ve bireyin davranışlarını etkileyen biçimi ve yönüyle ele alınırken Coleman, bazı normların içsel ve dışsal etkenler tarafından desteklenerek sosyal sermayeleri güçlü ya da kırılgan kılabilecek bir unsur olduğunu ileri sürmektedir. İlerleyen paragraflarda bu değerlendirme, daha detaylı biçimde ele alınacaktır. Bununla birlikte kurumsal eyleyen ise bireysel seçimden toplumsal bir seçime geçebilmek adına çeşitli kural ve mekanizmaların varlığından bahseden Coleman, eyleyenlerin kendi kişisel çıkarları açısından eyleme geçemeyebileceklerini ancak bir taraftan da eyleyenlerin, bütünlüğün çıkarı açısından eyleme geçmeleri gerektiğinden bahsetmektedir ki bu noktada hem kurumsal eyleyenler hem de insan eyleyenlerin amaçları olduğu da barizdir (Ritzer & Stepnisky, 2018, s. 291-292). Bu noktada oy vermeyi örnek olarak göstermektedir Coleman. Kişisel menfaatleri ile toplumsal menfaatleri çakışan bireylerin verecekleri karar mikrodan makroya, makrodan mikroya olan boyutlarla da yakından ilişkilidir. Kilit toplumsal değişim konusuna da değinen Coleman, doğal kişi eyleyenleri tamamlayacak biçimlerde de kurumsal eyleyenlerin ortaya çıkabileceğini ki bu noktada her ikisinin de eyleyenler olarak kavranabileceğini fakat bunun altında da bir denetim mekanizması olduğunu dile getirmektedir çünkü insanlar, homo sociologicus olarak nitelendirilmektedir onun tarafından. Bu kavram, kişilerin her ne kadar özgür olduklarını dile getirseler de bilinçli veya bilinçsiz bir biçimde aldıkları kararda, uyguladıkları eylemlerde yine toplumun belirleyici bir yanı olduğu ve toplumdan bağımsız olmadığını tanımlayan bir kavramdır.

1964 yılında medeni haklar yasası gözetilerek kaleme alınan Coleman Raporu ya da diğer adıyla “Equality of Educational Opportunity (Eğitimde Fırsat Eşitliği)” isimli raporda, eğitimdeki fırsat eşitliği algısının düzleminin değiştirilmesi gerektiğini, bu düzlemin okula girebilenler üzerinden değil de okuldan mezun olabilenler düzleminde değerlendirilmesi gerektiği, bu zemine aktarılması gerektiğini savunan Coleman, tartışmasının temelini bu şekilde atmaktadır. Eğitim konusunun sıklıkla dillendirilmesi, araştırmaların odağını buraya çevirmesine katkı sağlamıştır. Bunun yanı sıra ırk farklılıkları ve hükümetlerin izlediği yanlış politikalardan kaynaklanan eşitsizlikler keşfedilerek bu noktalarda iyileştirme yapılması gerekliliği tespit edilmiş ve bu durum uzun bir süre kamuoyunu ve devleti meşgul eden bir sorun haline gelmiştir.

Bunların yanı sıra Coleman çalışmalarında sosyal sermaye konularına da yer vermiştir ancak literatüre ve diğer çalışmalara bakıldığında Bourdieu’nun sermaye kavramının daha yaygın kullanıldığı, hatta neredeyse Coleman’ın adının spesifik olarak bu alanda anılmadığı görülmektedir. İnsanların bir arada nasıl çalışabildiklerinin açıklamasının temelini oluşturan sermaye kavramı, düşünce temelinde Bourdieu’nün ortaya attığı kavramsal çerçeve ile benzeşse de farklı tanım ve kavramları bir araya getirip kullandığını, sosyal sermayenin bireyin tek başına elde edebileceği bir sermaye olmadığı, ancak en az iki kişinin bir araya gelerek bu sermaye biçimini yaratabileceğini dile getirmektedir. Coleman’ın açımladığı sosyal sermaye, aslında bir bakıma bireylerin davranışlarını kolaylaştıran sistematik ve verili olgular bütünüdür. Bu noktada Coleman çeşitli sermaye türlerinden bahsetmektedir. Sosyal sermaye, kişiler arasındaki iletişim ve eylem biçimlerini kolaylaştıracak şekilde değişimi gerçekleştiğinde ortaya çıkmaktayken fiziksel sermaye, tamamen maddidir ve diğer üretim ekipmanında cisim haline gelen, fiziki sermaye kavramının, beşeri sermaye kavramını da içine alacak biçimde genişletilebileceği düşüncesi olarak karşımıza çıkmaktadır (Becker, 1964; akt., Kıvısto, 2021, s. 487). Fiziki sermaye gözle görülen tüm maddi cisimleri anlatmakta, beşeri sermaye ona nazaran daha az maddi olan ve bireyin kazandığı, sahip olduğu bilgi ve becerinin içerisinde mevcudiyetini sürdürmektedir.

Sermaye biçimleri Coleman’a göre üretken etkinliklerin kolaylaşmasını ve başarı elde etmesinin yolunu açmaktadır. Sosyal sermayenin, diğer sermaye türlerine göre kullanılma biçimi biraz farklılık arz etmektedir çünkü diğer sermaye biçimlerine nazaran sosyal sermaye, biraz daha soyut ve manevi alanın inşasında mevcudiyetini gösterebilmektedir. Burada Coleman, bir üçgen üzerinden sosyal sermaye ve yapılar ile özneler açısından önemli ve anlamlı bulunmalarından kaynaklı sosyal yapılar ve sosyal sermaye ilişkisini açıklığa kavuşturma çabasına girmektedir. Aşağıda verilen üçgende, her bir harf bir özneyi temsil edecek biçimde konumlandırılmıştır. Coleman, her sosyal yapının, özneler üzerinde farklı bir etki ve yetkiye sahip olduğunu, aynı durumun çift taraflı etkileşiminde de her öznenin, yapıları farklı biçimlerde etkilediğini ileri sürmektedir. Bu üçgen üzerinden yükümlülük ve beklentileri açıklayan Coleman’a göre A eğer B için bir şey yapar ise ve B de gelecekte bunun karşılığını verebileceğine güvenir ise, bu durum doğal olarak A’da bir beklenti, B de ise bir sorumluluk hissi açığa çıkarmaktadır ki bu ilişki, iki taraf açısından da kabul görmektedir (Kıvısto, 2021, s. 489). Neticede bu çeşit bir iletişim aracılığı ile bir sosyal sermaye oluşturulmuş, sosyal sermayenin iki önemli parçasını da yükümlülük ve beklentiler oluşturmaktadır. Tam tersi bir durumda da yani, yerine getirilmemiş sorumluluk veya yükümlülükler ya da bu sorumluluk veya yükümlülükten kurtulmak isteme durumu da söz konusu olabilmektedir. Bu gibi durumlarda risk alınması gerektiği, bu riskin de bazen kâr, bazen zarar getireceğini ileri süren Coleman’a göre rasyonel akıl, tam da bu noktada devreye girerek kâr-zarar durumunu dengeli hale getirme işlevini yüklenmektedir.

Şekil 1: Üç Kişilik Yapı: Noktalarda Beşeri Sermaye ve İlişkilerde Sosyal Sermaye (Kıvısto, 2021, s. 488)

Sosyal sermayenin önem arz eden bir diğer unsuru da kuşkusuz bilgi potansiyelidir. Bilgi, eylemlerin temellendirilmesi açısından belirleyici bir role sahiptir ancak bilginin edinimi de bir o kadar yorucu ve masraflıdır (Kıvısto, 2021, s. 493). Bilgi edinme araçları, sosyal sermayenin önemli bir ayağını oluşturmaktayken diğer açıdan sosyal sermaye de bilgi edinmenin sürekliliğinde belirleyici bir faktör olarak karşımıza çıkmaktadır. Ayrıyeten normlar ve etkili yaptırımlar konusu üzerinde de duran Coleman’a göre etkili bir normun olduğu durumlarda, bazen güçlü, bazen de kırılgan bir sosyal sermayenin oluşabileceğinden bahsetmektedir (Kıvısto, 2021, s. 493). Bu, şu anlama gelmektedir: Hukuki mekanizmalara gerek kalmadan grupların bazı normları, görgü kurallarını içselleştirerek hareket etmeleridir. Örneğin suçu engelleyen bir topluluğun olduğu yerde, kadınların herhangi bir korku unsuru barındırmadan istedikleri saatte özgürce ve tek başlarına serbestçe dolaşabilmeleri gibi durumlar, sosyal sermayenin güçlü yanının bir temsiliyetidir. Bu durumlar, elbette içsel ve dışsal kaynaklar tarafından desteklenmektedir. Tam tersi durumda da üyesi olunan bir grubun örneğin topluluğa ve toplumun kurallara aykırı bulunması, sahip olunan sosyal sermayenin kırılgan olduğu noktanın bir temsiliyetidir.

Otorite ilişkilerine gelindiğinde ise yine var olan üçgen üzerinden aktarım yapmaya devam eden Coleman’a göre A öznesi, belirli bir eylemin idare ve kontrol hakkını diğer özne olan B’ye devrederse B’nin devralmış olduğu haklar, onun sosyal sermayesini oluşturur (Kıvısto, 2021, s. 494). B artık güçlü olan taraf olarak nitelendirilebilmektedir bu durumda. Buna paralel olarak da akışkan olduğu varsayılan ancak bir dengesi olduğunu iddia edemeyeceğimiz bir otorite-güç ilişkisi devreye girmektedir. İnsanlar, belirli koşullarda bazı insanlara bizatihi otorite ilişkilerinin belirleyiciliğini yani, gücü lider olarak atfettikleri kişilere devredebilmektedir ki bu durum da sosyal sermayenin, önemli bir etken olarak karşımıza çıkması anlamına gelmektedir.

Coleman’a göre mâl edilebilir sosyal örgütlenme, gönüllü örgütlenmeleri işaret etmektedir. Aynı zamanda bu örgütlenmeler, sosyal ve kâr amacı gütmeyen örgütlenmeler olarak nitelendirilse de aslında bir amaca yönelik var oldukları, bir amacı destekledikleri ve dahası bu yolla bir sosyal sermaye elde edinimini gerçekleştirdikleri bilinmektedir (Kıvısto, 2021, s. 495).

KAYNAKÇA

Kıvısto, P. (2021). Sosyal Teori Kökler ve Dallar. (A. Görgün Baran, A. Gelmez, S. Taşdemir Afşar, Dü, A. Öğun Boyacıoğlu, B. Nurol, B. Ünal, C. Okan, A. Gelmez, Ç. Coşkun, . . . Y. Abayhan, Çev.) İstanbul: Islık Yayınları.

Ritzer, G., & Stepnisky, J. (2018). Modern Sosyoloji Kuramları. (H. Hülür, Çev.) Ankara: De Ki Basım Yayın.

*Öne çıkan görsel https://www.educationnext.org/life-times-james-s-coleman-school-policy-research/ adresinden alınmıştır.

Bir Cevap Yazın