TWİTTER MAHKEMELERİ

                                      

Gündelik yaşamın neredeyse her alanında kullanım pratiklerinin değişimine sebebiyet veren teknolojik gelişmelerle birlikte gelen her ürün, yeni medya ürünü olarak adlandırılmaktayken (Binark, 2007, s. 21; akt., Cemiloğlu Altunay, 2010) Twitter da bu medya türlerinden, dünya üzerinde en çok kullanılan çevrimiçi bir sosyal medya ve ağ hizmetleri arasında yerini almaktadır. Ülkemizde ve dünyada yaşanan hemen hemen her sarsıcı olay, haber kanallarından önce Twitter’da gündem olmaktadır. Hızlı, serbest ve pratik olan bu sosyal ağ çoğu zaman etiğe dair hiçbir şey barındırmamaktadır. Bu serbestlik kullanıcılara özgürce ifade alanı tanısa da çoğu zaman eksik, yanlış, asparagas bilgilerin dolaştığı bir çöplük haline dönüştürmektedir Twitter’ı. Çoğu kullanıcı yüz kırk karakterin onlara verdiği yetkiye dayanarak her konuda kendini uzman ilan etmiş durumda gözükmektedir. Kalbin yerini dahi bildiği şüpheli doktorlar, hayatında tek bir kanun maddesi okumamış avukatlar, özetle klavye silahşörleri… İfade özgürlüğünün varlığını her konuda yorum yapmak sanan milyonlarca kontrolsüz veri işleyicisi yığını…

En acısı da Twitter yargıçları!

Hukuk lisans eğitimi dört sene sürer. Avukatlık yapmak mecburi olmasa da çoğu hukukçu avukatlık stajını da tamamlar. Yani uzun ve sancılı dört yıllık bir teorik birikim devamında bir senelik usta çırak ilişkisine benzer pratik bir eğitimle taçlanır. Daha açık bir deyişle bir hukukçunun mutfağından çıkması en az beş sene sürer. Bu beş seneye sayısız doktrin, içtihat, yargı kararları, duruşma tecrübesi ve halk ağzıyla kalın kalın kitaplar sığdırır hukukçu. Hukuk fakültelerinin, baroların ve hâkim-savcı yetiştiren Adalet Akademisi’nin misyonu; her taze hukukçuyu araştıran, dinleyen, sabreden, mesleğinin gerektirdiği ölçüde tarafsız düşünebilen, kanunları subjektif düşüncelerinden ön planda tutan aydınlar yetiştirmektir. Şartlar bu iken hiçbir hukukçu mazlumların acı çekmesini, zalimlerin mutlu bir hayat sürmesini kendine vazife edinmez. Hukukçunun tek görevi, kanunları uygulamaktır. Davalarının genelinin karşıt iki taraftan oluştuğunu düşündüğümüzde elbette bir tarafın hoşuna gitmeyecek bir sonuç çıkması en doğal sonucudur dava sürecinin.

Twitter yargıçlarının ortaya attığı sabit bir hâkim profili vardır. Bu hâkim bilerek ve isteyerek can yakar, görünürde bariz olan hiçbir şeyi göremeyecek kadar gözleri kör olmuştur, sağduyudan ve vicdandan yoksundur. Yarattıkları bu hâkim profili halkın adalete olan inancını azaltmakta, mahkemeleri hakkaniyeti yerine getiren bir devlet kurumundan ziyade bir Nazi kampı gibi göstermektedir.

Yargı, devletin üç erkinden biridir ve böylesine bir algı yaratmak, bir nevi yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını sarsmaya çalışmaktır. “Adalet mülkün temelidir.” sözü ülkemizdeki her adliye binasında ve duruşma salonlarında asılıdır. Cümle içerisindeki “mülk” kelimesini gayrimenkul ya da taşınmaz biçiminde anlaşılmaktaysa da buradaki “mülk” kelimesi Arapça bir kelimedir ve “devlet, ülke, iktidar, düzen, egemenlik, saltanat” anlamlarına gelmektedir. Cümlenin tam olarak anlamı, “Adalet devletin (egemenliğin) temelidir. Bir devletin veya düzenin esası adalettir.” Bu sözün sahibi Hz. Ömer’dir ve Hz. Ömer, İslam peygamberi Hz. Muhammed tarafından Medine Sözleşmesi ile MS 622’de Medine’de kurulan ilk İslam Devleti’nin ikinci halifesidir. Hilâfet veya halifelik, Hz. Muhammed‘in 632 yılındaki ölümünün ardından oluşturulan siyasi bir makam olarak nitelendirilebilmekte, bu siyasi makamın başındaki kişilere de halife denmektedir.

İlk İslam Devleti, Müslüman ümmetinin siyasi birliğini sembolize etmekte, başka bir ifade ile İslam Devleti, dini temelli bir siyasi egemenlik alanıdır. Şeri kurallar (Kur’an ayetleri ve Hz. Muhammed’in söz ve fiillerinden oluşan nasırlardan, âlimler sınıfının çıkarımları ile oluşturulan dini kanunlar bütünüdür) üzerine kurulmuş bu devlette dahi devletin temelinin şeriat değil, adalet olduğu vurgulanmıştır. Bir devletin temeline saplanan balta şüphesiz, devleti koca bir ağaç gibi başta sarsacak sonra köklerinden ayıracaktır. Bu sebeptendir ki Twitter yargıçları halkın adaletle arasına her seferinde balta vurmakta, vatandaşın adalet arayacağı kurumlarla olan bağlarını zayıflatmaktadır.

Twitter yargıçlarının hüküm verdiği ve sizlerin de aşina olduğunuz bir karar üzerinden eksik hukuki bilginin yaratabileceği yanlış algıyı size kalem kalem açıklamak isterim:

Olaylardan biri, Kadir Şeker olayıdır. Basına da yansıyan şekliyle olayın en özet halini şu şekilde açıklamak mümkündür: 5 Şubat 2020 tarihinde Konya‘ya bağlı Selçuklu ilçesinin Kosova Mahallesi’nde bulunan Kadir Şeker, parkta tartışma sesleri duymuş, seslerin yükselmesi üzerine bir kadının şiddete maruz kaldığını düşünen genç, çifti ayırmak istemişti. Sevgilisine şiddet uyguladığı iddia edelin Özgür Duran’ın sözlü ve fiziki müdahalesine maruz kalan Kadir Şeker, şahısla boğuşmaya başlamıştı. Kavga esnasında Şeker tarafından aldığı bıçak darbesiyle yaralanan Duran, kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetmişti. Ayşe Dırla’nın hayatını kurtarmak için ikilinin aralarına girdiğini ifade eden Kadir Şeker, bu sebeple bıçaklanmanın yaşandığını öne sürmüştü.

14 Ekim 2020 tarihinde karara bağlanan davada, mahkeme heyeti Kadir Şeker’e “kasten adam öldürme” suçundan müebbet hapis cezası vermiş, kararın arından ‘haksız tahrik’ hükümleri uygulanmış ve müebbet hapis cezası 15 yıla indirilmişti. Şeker’e verilen iyi hal indiriminin ardından ise ceza 12 yıl 6 aya düşürüldü (Altunterim, 2023). Kamu vicdanını oldukça huzursuz eden bu olay aylarca gündemde kaldı. Hala da sık sık gündeme gelmekte.

O dönem Kadir Şeker adına atılan bazı tweetleri inceleyelim:

  • “Söke Söke,hakdan geçmedi adalet,kadir,şeker, serbest, bırakılsın!”
  • “Kimler kimler pandemi cart curt diye elini kolunu sallaya sallaya geziyor ama Kadir Şeker’e gelince ‘adam öldürdü’ (kendini korurken), Müge Anlı’da canlı canlı izlemedik mi cinayet işlemiş 20 sene cezası varken pandemiden çıkmıştı. Bu adalet nasıl işliyor? Anlayan var mı?”
  • “Kadir Şeker’e on yıl veren adalet, adalet değildir! #KadirŞekereTahliye
  • “Ülkede Kadir Şeker gibi bir adalet faciası olduğu için müdehale etmek birazda cesaret istiyor.”
  • “İçerde olması gerekenler dışardayken… Kadir şeker hayatının baharını kışa döndürenler adalet sistemi…”
  • “Kadir Şeker’e 10 yıl ceza verildi yazık… Karısını öldüren 5 yılda çıkarken üstelik… Ülkede hak hukuk bırakmadılar… Suçsuz olduğunu bir tek ben mi düşünüyorum”
  • “Kadir Şeker’e 10 yıl ceza verildi yazık oldu geleceğine Adalet sadece duvara yazılan yazı.”

Bu ve benzeri hukuk sisteminden bihaber atılan tweetler neticesinde, o dönem Türkiye’sinde yüzlerce yıllık geleneklerimizi unutturan bir davranış değişikliği yaşanmış gözükmektedir. Pek çok insan şiddet gören vb. mağdur insanlara şahit olmasına rağmen “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” “Bak zavallı çocuk müdahale etti de ne oldu? Kendi başı yandı” zihniyetiyle suçlara, zulümlere adeta ses çıkaramaz hale gelmektedir. Türk insanının içinden alınması çok zor olan bu dayanışma ruhunu, Twitter’ın yargıçları halkı adalet sistemine düşman hale getirerek geri dönüşü olmayacak bir şekilde yok etmektedir.

Mahkemenin Gerekçeli Kararı:

Konya 3. Ağır Ceza Mahkemesince hazırlanan gerekçeli kararda, sanık Kadir Şeker’in suçunun, maktulün elleri boğazındayken hayati bölgelerini hedef almadan yaralama kastıyla hareket etmesi mümkünken bunu yapmaması ve bıçağı doğrudan maktulün hayati bölgesini hedef alarak kullanması nedeniyle “kasten öldürme” şeklinde değerlendirildiği belirtildi.

Sanığın başından beri maktule yönelik haksız bir davranışının bulunmadığı, aksine sadece yurttaşlık bilinciyle tanımadığı bir kadına bağırılıp küfredilmesi ve kadının da ağlaması nedeniyle iyi niyetle, maktulü uyarmak için yanlarına gittikten sonra maktul tarafından kendisine küfredilmesi ve darp edilip boğazının sıkılması üzerine bu haksız saldırı nedeniyle kendisini savunma hakkı doğmuştur. Ancak cebinden çıkardığı sustalı benzeri bıçağıyla kendisine saldıran mağdura hayati bölgeleri dışında, yaralamaya yönelik vurarak saldırıyı defetmesi mümkünken bıçağı göğüs bölgesine doğru vurması ve bunun sonucunda ölümün gerçekleşmesi, eyleminde saldırı ve savunmaya ilişkin, meşru müdafaaya ilişkin diğer şartların oluştuğunda şüphe bulunmamakta ise de ‘gerçekleştirilen savunmanın, maruz kalınan tecavüzü defedecek ölçüde olması’ yani ‘saldırı ile savunma arasında oran bulunması’ şartı gerçekleşmediğinden meşru savunmanın şartlarının oluşmadığı mahkememizce kabul edilmiştir.” Kararda savunmanın, meşru savunma şartları altında başladığının ancak orantılılık ilkesinin ihlal edilmesi nedeniyle meşru savunma şartlarının oluşmadığının altı çizildi.

“Maktulün saldırısına, özellikle başka türlü savunma imkânlarını denemeden ve yanında bulundurması mutat (alışılmış) olmayan sustalı bıçağını cebinden çıkartarak kendisini savunmaya çalışması, olay sonrası tanık Ayşe Dırla’nın maktulün yaralandığına ve ambulans çağrılmasına ilişkin yardım çığlıklarının çevre civarda oturan tanıklarca bile duyulmasına rağmen, sanığın bu duruma kayıtsız kalarak olay yerinden yürür şekilde hızla uzaklaşması durumu birlikte değerlendirildiğinde, sanığın mazur görülebilecek bir korku, panik ya da heyecanın tesiri altında olduğu kabul edilmemiştir.” Sanık hakkında ‘meşru müdafaa ve sınırın aşılması’ hükümlerinin uygulanma şartları oluşmadı (Genç, 2023). Neticede sanık Şeker’e 12 yıl 6 ay hapis cezasının verildiği hatırlatılan kararda, şu değerlendirmelerde bulunuldu:

“Sanık hakkında ‘meşru müdafaa ve sınırın aşılması’ hükümlerinin uygulanma şartlarının oluşmadığı bu şekilde kabul edilmiş ancak yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere olay sırasında maktule yönelik uyarı dışında hiçbir haksız davranışı bulunmayan sanığa, başından beri küfrederek darbeden ve son aşamada elleriyle boğazını sıkan maktulün tüm bu haksız davranışlarının, sanık üzerinde yarattığı acının etkisiyle, sanığın haksız tahrik altında öldürme suçunu işlediği kabul edilmiş ve haksız tahriki oluşturan eylemlerin niteliği de gözetilerek tahrik halinde, müebbet hapis cezası yerine 12 yıldan 18 yıla kadar hapis cezası verileceğini düzenleyen TCK’nin 29/1 maddesi uyarınca takdiren sanık hakkında müebbet hapis cezası yerine tahrik nedeniyle 15 yıl hapis cezası verilmesi uygun bulunmuştur.”

Şeker, ‘kasten adam öldürme’ suçundan yargılandığı 3’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki davada ömür boyu hapse çarptırılmıştır. Suçun ‘haksız tahrik’ altında işlendiği gerekçesiyle ceza, önce 15 yıla, ardından Şeker’in duruşmadaki iyi hali göz önünde bulundurularak 12,5 yıla indirilmiştir. Konya Cumhuriyet Başsavcılığı, gerekçeli kararın açıklanmasının ardından Konya Bölge Adliye Mahkemesi’ne ‘haksız tahrik’ indiriminin en üst sınırdan uygulanması gerektiğini bildirerek, itirazda bulunmuştur. Kadir Şeker’in avukatları da karara itiraz edip, olayın meşru müdafaa olduğunu belirtmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi, yerel mahkemenin kararını onaylamıştır. Bunun üzerine dosya temyiz için Yargıtay’a gönderilmiş, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da Kadir Şeker’e verilen 12,5 yıllık cezanın yüksek olduğunu belirterek, 1. Ceza Dairesi’nden cezanın bozulmasını istedi. Yargıtay 1.Ceza Dairesi, Kadir Şeker’e verilen cezayı yüksek bularak kararı bozmuştur. Kararı bozma gerekçesinde şu ifadeler kullanılmıştır:
”Sanık Kadir’in eylemini, maktulden kaynaklanan ve olay yerinden uzaklaşmakta olan sanığı tehdit etmesi, hakaret etmesi, üzerine yürüyerek tekme tokat vurması, boğazını sıkarak sanığı basit tıbbi müdahale ile yaralaması neticesinde gerçekleştirdiği’ anlatıldı. Tahrik dolayısıyla 12 yıl ile 18 yıl arasında ceza verilmesi gerektiğini belirleyen 5237 sayılı TCK’nin 29. maddesi gereğince uygulama yapılırken haksızlık içeriğinin ulaştığı boyut dikkate alınarak asgari düzeyde cezaya yakın bir ceza belirlenmesi yerine, yazılı şekilde 15 yıl hapis cezasına hükmedilmek suretiyle fazla ceza tayini, bozmayı gerektirdiğinden, sanık müdafi ve Cumhuriyet savcısının temyiz taleplerinin kabulü ile Konya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesi’nin 15/04/2021 tarih ve 2021/390 Esas, 2021/705 Karar sayılı kararının CMK’nın 302/2. maddesi gereğince isteme uygun olarak bozulmasına karar verildi.” Yargıtay, Şeker lehine tahrik hükümlerinin en üst seviyede uygulanmasına hükmedip, dosyayı yerel mahkemeye gönderme kararı aldı. Bu kararın ardından Şeker, yeniden hâkim karşısına çıktı. Mahkeme heyeti, Yargıtay kararı sonrası Kadir Şeker’in cezasını 12,5 yıldan 10 yıl 10 aya düşürerek, tutukluluk halinin devamına hükmetti (Hürriyet, 2022; Keskin, 2020).

Peki, Nedir Bu Meşru Müdafaa?

Meşru savunma genel olarak bireyin kendisini savunmasıdır. Saldırı eylemi kişiye karşı yönelmiş olabileceği gibi başkasına da yönelmiş olabilir (Tahancı, 2020). Bu savunmanın söz konusu saldırıyı defetmeye yönelik olarak orantılı ve ölçülü olması gerekir. Keza kişinin kendisine veya başkasına yönelik olarak saldırıyı defetmesi halinde kişiye ceza verilmeyecektir.

Saldırı eylemi kişiye veya başkasına yönelik olarak bir zarar vermesi ya da tehlike gerçekleştirecek nitelikte bulunması gerekmektedir. Keza ortada bir saldırı yok ise bu durumda meşru savunmadan söz edilemez. Ancak Yargıtay ortada bir saldırı bulunmamasına rağmen eğer fail kendisine veya başkasına yönelik olarak bir saldırıyı varsayar ise ve bu durumda bir savunma yapar ise eylemi meşru savunma içinde değerlendirmekte ve hukuka uygun saymaktadır.Saldırı eylemi haksız ve aynı zamanda hukuka aykırı olmalıdır. Vatandaşlar da bir suçüstü halinde faile müdahale de bulunabilirler. Bu durumda vatandaşlarda o anda suçluyu yakalama görevleri bulunmaktadır.

Saldırı eylemi kişiye ve ya başkasına yönelik olarak herhangi bir hakka yönelik olabilir. Bu kapsamda yaşama, vücut bütünlüğüne, cinsel dokunulmazlığa, şerefe, konuta, malvarlığı üzerindeki haklara, mülkiyet hakkına ve zilyetliğe yönelik saldırılar da meşru savunma nedeni olabilir. Saldırının varlığı için bu saldırı eyleminin gerçekleşmesi şart değildir. Henüz başlamamış ancak başlaması muhakkak saldırıya karşı da meşru müdafaa mümkündür. Saldırıyı defetmek için savunmanın zorunlu bulunması gerekmektedir. Savunmanın haklı olması demek kişinin saldırıdan başka türlü kurtulma imkânının bulunmamasına bağlıdır. Savunma saldırıya ve saldıran karşı yapılmalıdır ve saldırı ile savunma orantılı olmalıdır

Türk Ceza Kanunu’nun 27. Maddesinde “Ceza sorumluluğunu kaldıran nedenlerde sınırın kast olmaksızın aşılması halinde, fiil taksirle işlendiğinde de cezalandırılıyorsa, taksirli suç için kanunda yazılı cezanın altıda birinden üçte birine kadarı indirilerek hükmolunur. Meşru savunmada sınırın aşılması mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmiş ise faile ceza verilmez.” hükmüne yer verilmiştir. Fail kendisine veya başkasına yönelik bir saldırı gerçekleştiği takdirde bu saldırı karşısında heyecan, korku ve telaş nedeniyle davranışlarını kontrol yeteneğini kaybetmesi halinde kusurlu olduğundan söz edilemeyecektir. Eğer kişi bu heyecan nedeniyle sınır aşılmış ise ceza verilmeyecektir.

 Meşru savunmada sınırın aşılmasının içine düşülen “heyecan, korku ve telaştan ileri gelmiş” olması durumunda, Savunma yapan şahsın davranışlarını yönlendirme yeteneğini kaybettiği kabul edilir. Bu şekilde sınırın aşılması halinde fail kusurlu kabul edilmez. Bu maddeye göre, meşru savunma mazur görülebilecek bir heyecan, korku ve telaştan ileri gelmişse faile ceza verilmez (Genç, 2023). Haksız tahrik, kişinin haksız bir fiilin kendisinde meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işlemesi halinde ceza sorumluluğunu azaltan veya kaldıran bir ceza indirimi nedenidir. Haksız tahrik şartları aşağıdaki gibidir:

  1. Haksız tahrik oluşturan bir fiil olmalıdır. 
  2. Fail öfke ve elemin etkisi altında olmalıdır.
  3. Meydana gelen suç oluşan bu elem ve öfke etkisi sonucunda meydana gelmiş olmalıdır.
  4. Haksız fiile neden olan fiil “haksız bir fiil” olmalıdır.
  5. Bilinçli veya Bilinçsiz Olarak Yapılması İstenen Eylem

Haksız tahrik altında suç işleyen kişi için:

Haksız tahrikte ceza indirim oranı, olayın özelliklerine ve diğer faktörlere göre değişebilir. Haksız tahrik altında suç işleyen kişiye ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine on sekiz yıldan yirmi dört yıla ve müebbet hapis cezası yerine on iki yıldan on sekiz yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hallerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir. Karşılıklı tahrik oluşturan eylemlerin varlığı halinde etki-tepki arasında denge bulunup bulunmadığı gözetilerek, failin başlangıçtaki haksız davranışına gösterilen tepkide aşırılık ve açık bir oransızlık saptanması halinde, failin haksız tahrik hükümlerinden yararlandırılması yoluna gidilmelidir. Haksız tahrik nedeniyle ceza indirimi hükümlerinin uygulanabilmesi için suçun mutlaka haksız fiili işleyen kişiye karşı işlenmesi gerekir. Ancak belirtmek gerekir ki, haksız fiilin doğrudan failin kendisine karşı işlenmesi şart değildir. Bu nedenle, failin yakınlarına veya değer verdiği diğer kişilere veya faile tamamıyla yabancı olan kimselere karşı işlenmiş haksız fiiller de eğer ki fail üzerinde bir öfke veya elem yaratacak durumdaysa haksız tahrik hükümleri uygulanabilir.

“Failin öfke ya da şiddetin etkisinde kalması” ifadesi, bir kişinin duygusal olarak kontrolünü kaybetmesi ve haksız bir davranış sergilemesi anlamında kullanılır. Öfke ya da şiddet, insanları haksız davranışlara yönlendirebilir. Haksız fiil nedeniyle ceza indiriminin meydana gelmesi için bu fiillerin öfke ve şiddetin etkisi altındayken meydana gelmesi gerekir.

Haksız Tahrik Nedir: Haksız Tahrik Ve Meşru Müdafaa Arasındaki Fark Nedir?

Haksız tahrik, kişinin haksız bir fiilin kendisinde meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işlemesi halinde ceza sorumluluğunu azaltan bir ceza indirimi nedenidir. Meşru müdafaa ise, bir kimsenin kendini veya başkalarını zararlı bir durumdan koruma hakkıdır. Meşru müdafaa yasa tarafından tanınan ve korunan bir haktır ve suç olarak kabul edilmez. Açıkça, haksız tahrik kişinin yaşadığı duygu durumu etkisi altında suç işlemesi olarak değerlendirilirken, meşru müdafaa ise korunma amaçlı ve yasal olarak tanınan bir haktır.

Şimdi bir hukukçu gibi bu somut olayı beraber inceleyelim:

1.Yanında Taşıdığı Bıçak

İlk olarak Kadir Şeker yanında bir sustalı bıçak bulundurmaktadır. Şartlar ve durumlar değişkenlik gösterse de şu an bu yazıyı okuyan sizlerin çoğunuzun çantasında sustalı bir bıçak bulunmadığına ve hatta yan tarafa fotoğraf koymamış olsam sustalı bıçağın ne olduğunu bilmiyor olduğunuza eminim.

6136 sayılı Ateşli Silah ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun uyarınca “Ülke içinde kama, hançer, saldırma, topuz, topuzlu kamçı, boğma teli veya zinciri, muşta ile salt saldırı ve savunmada kullanılmak üzere özel nitelikteki benzeri aletlerin yapımı yasaktır.” Aynı Kanunun 5. maddesine göre ise yukarıdaki belirtilen bıçak ve aletlerin taşınması ile bulundurulması yasaktır. Buna göre, kama, hançer, saldırma, topuz, topuzlu kamçı, boğma teli veya zinciri, muşta ve buna benzer saldırı veya savunmada kullanılan aletlerin taşınması ve bulundurulması yasaktır. Taşıması veya bulundurulması yasak olan aletleri taşıyan veya bulunduranlar hakkında altı aydan bir yıla kadar hapis ve yirmi beş günden az olmamak üzere adli para cezası öngörülmektedir. Buna göre, muşta taşıyan veya bulunduran kişi hakkında da altı aydan bir yıla kadar hapis ve yirmi beş günden az olmamak üzere adli para cezasına hükmolunabilecektir. 

2.Bıçağı doğrudan maktulün göğsünü hedef alarak kullanması

Göğüs, boyun ve diyafram arasında kalan ön bölgedir. Göğüs bölgesinde çok önemli iç organlar bulunur ve göğüs kafesi ile korunurlar. Solunum sisteminin başlıca organları ve dolaşım sistemi ile sindirim sisteminin bazı bölümleri göğüs boşluğu içinde yer alırlar. Akciğerler, göğüs boşluğunun yan bölümlerinde, kalp ve yemek borusuysa “mediyastin” adı verilen kendi içinde kapalı bir bölüm içinde bulunurlar. Neredeyse tüm sistemlerin merkezi olan göğüs ve çevresi şüphesiz insan vücudunun en önemli bölgelerinden biridir. Göğüs çevresine alınacak bir darbe hayati fonksiyonların çok kısa sürede işlevini yitirmesine sebep olabilir. Hatta kalbin diğer tüm organlardan daha hayati olduğu su götürmez bir gerçektir. Bunu sizlere Atatürk’ün hayatının anlatıldığı “Veda” isimli filmde Atatürk’ün yaveri Salih Bozok ile Atatürk’ün doktoru arasındaki konuşmayı aktararak göstermek istiyorum:

Salih Bozok: Harpteyken kafasından vurulan asker çok gördüm. Bazıları ölmüş bazıları da ölmeyip kör kalmıştı. Böyle bir şey mümkün müdür?

Doktor: Mümkündür tabi. Beynin bazı noktaları hasar gördüğü zaman kör bırakabilir ya da başka sakatlıklara sebep olabilir.

Salih Bozok: Peki kalbe giden her kurşun öldürücü olur mu?

Doktor: Evet, evet öldürür.

Salih Bozok: Çanakkale’deyken Atatürk’ün kalbine bir şarapnel parçası isabet etmişti de. Çok şükür bir şey olmamıştı. Kalbe nereden giren kurşun kesin olarak öldürücü olur?..

 Bu konuşmanın gerçekliğini bilemesek de Salih Bozok gibi deneyimli ve savaş meydanlarında pek çok yaralı ve ölü görmüş bir askerin Atatürk’ün vefatının ardından kalbine kurşun sıkarak intihar etmesi o dönemlerde dahi kalp ve çevresinin hassasiyetinin bilindiğini ortaya koymaktadır.

Somut olayımızda Kadir Şeker, maktul tarafından kendisine küfredilmesi ve darp edilip boğazının sıkılması üzerine cebinden çıkardığı bıçağıyla kendisine saldıran mağdurun hayati bölgesi olan göğüs bölgesine vurmuştur. Kol, bacak vb. bölgelere vurarak yaralamak suretiyle saldırıyı defetmesi mümkünken bıçağı hayati bölgesine vurması sonucunda ölümü meydana gelmiştir. Meşru müdafaaya ilişkin diğer şartların oluştuğuna şüphe bulunmamakta ise de ‘saldırı ile savunma arasında oran bulunmadığı çok açıktır.

3.Haksız Tahrik Hükümlerinin Uygulanması

Aslında kamu vicdanının hukuk alanına yansımış hali bu desek doğru bir tespit olabilir. Şiddete uğrayan birini en başında uyararak ayırmaya çalışırken kendisine küfür edilmesi ve boğazının sıkılması şüphesiz ki soğukkanlılığı ve mantıklı karar verebilme gücünü azaltacaktır. Yaşanan acı dolu sürecin Kadir Şeker üzerinde yarattığı vahamet kuşkusuz kendine hukuk alanında yer bulacaktır.

Şeker haksız tahrik altında kasten adam öldürme suçunu işlediği kabul edilmiş ve haksız tahriki oluşturan eylemlerin niteliği de gözetilerek tahrik halinde, müebbet hapis cezası yerine 12 yıldan 18 yıla kadar hapis cezası verileceğini düzenleyen TCK’nin 29/1 maddesi uyarınca takdiren Şeker hakkında müebbet hapis cezası yerine tahrik nedeniyle önce 15 yıla, ardından Şeker’in duruşmadaki iyi hali göz önünde bulundurularak 12,5 yıla indirildi. Yargıtay, Şeker lehine tahrik hükümlerinin en üst seviyede uygulanmasına hükmedip, dosyayı yerel mahkemeye gönderme kararı aldı. Bu kararın ardından Şeker, yeniden hâkim karşısına çıktı. Mahkeme heyeti, Yargıtay kararı sonrası Kadir Şeker’in cezasını 12,5 yıldan 10 yıl 10 aya düşürerek, tutukluluk halinin devamına hükmetti.

Mahkemenin zaten olayın başından sonuna varlığını kabul ettiği bir vaka hakkında uzun uzun açıklama yapmanın gerekli olduğunu düşünmüyorum. Ancak mahkemeleri adaletten yoksun gören kitlelerin hâkimlerin kanunların onlara koyduğu sınırlar dâhilinde verebileceği en aşağı sınırdan ceza verdiklerini göz ardı etmek ve bu insanları bu şekilde yaftalamak düpedüz iftira suçuna vücut vermektedir.

Sonuç olarak sosyal medyanın gücü günümüzde hafife alınacak bir şey değil. Kitleleri tek tuşla peşinden sürükleyebilme gücü insanı kudretin ulaşabileceği son noktalardan biri. Yanlış, eksik bir bilgi düzeltilmesine zaman kalmadan saniyeler içerisinde milyonlarca insana ulaşabiliyor. Sonra da doğrusuyla da yanlışıyla da tweet çöplüğünün içinde kayboluyor. Tabir yerindeyse at izi it izine karışıyor. Doğruluğu şüpheli olan her şey alanı ne olursa olsun bir risk teşkil eder. Ancak hukukun, adaletin yani yargının verdiği kararları bilgisizce araştırmadan yermek ülkenin sacayaklarından birini alaşağı etmektir. Fizik kurallarından da bildiğimiz üzere iki ayağı olan hiçbir yapı sallanmadan sapasağlam ayakta duramaz.

Teknoloji çağında yargıyı bekleyen daha vahim bir ihtimal var. Tarafsızlığın zedelenmesi… Pek çok Twitter kullanıcısı karar alma ve değiştirme mekanizması olarak siyasileri ve bürokratları görse de asıl tehlikenin kendileri olduğunu erkenden fark etmek zorundalar.  Yargı camiası kararlarını üst makamların korkusuyla vermiyor. Verdikleri her kararda bir yanlışlık, bir adaletsizlik arayan ve milyonları oluşturan kitlenin korkusuyla veriyorlar. Hiçbir hukukçu insanlara acı çektirmek için geçmiyor o sıralardan. Kanunu uyguluyorlar sadece. İşleri, öğrendikleri, bildikleri, meslekleri bu.  Mesleğini hakkıyla yerine getiren o kadar çok hukukçu; basın ve halk kapıya dayanıp ileri geri konuşmadan işleri sakince hallolsun diye öyle bir gerginlik içerisinde çalışıyorlar ki. Yüzlerce yıllık emeklerle kazanılmış bağımsız ve tarafsız yargı, her saniye her an eleştirmek üzere kurulmuş bir sistem tarafından istila edilmiş durumda.

Şüphesiz ülkemiz yargısız infazın ne vahim sonuçları olabildiğini tarihi sürecinde pek çok defa gördü. Ancak kapıdaki diğer tehlikenin varlığından henüz kimse haberdar değil gibi gözüküyor.

BİLGİSİZ İNFAZ!

                                                                       Av. İlayda KOZİK

Kaynakça

Altunterim, Y. (2023, Haziran 1). onedio. https://onedio.com/haber/kadir-seker-olayi-nedir-neden-ceza-aldi-kadir-seker-kimdir-1152119 adresinden alındı

Cemiloğlu Altunay, M. (2010). Gündelik Yaşam ve Sosyal Paylaşım Ağları: Twitter ya da “Pıt Pıt Net”. Galatasaray Üniversitesi İletişim Dergisi(12), 31-56.

Genç, M. (2023, Şubat 6). Alfa Hukuk Bürosu: https://avmehmetgenc.com/blog/haksiz-tahrik-nedir/121 adresinden alındı

Hürriyet. (2022, Temmuz 8). Hürriyetcom.tr: https://www.hurriyet.com.tr/gundem/son-dakika-kadir-seker-icin-tahliye-karari-42097593 adresinden alındı

Keskin, M. (2020, Kasım 30). AA. Anadolu Ajansı-Gündem: https://www.aa.com.tr/tr/turkiye/kadir-seker-hakkindaki-gerekceli-karar-aciklandi/2024650 adresinden alındı

Tahancı, F. (2020, Ocak). Tahancı Hukuk Bürosu. https://www.tahanci.av.tr/mesru-mudafaa-savunma-nedir-turk-ceza-kanunu-tck-25-ankara-avukat/ adresinden alındı

Türk Ceza Kanunu. (2004, Eylül 26). Ceza Kanunu. 43(25611). Resmî Gazete.

Bir Cevap Yazın